Başrollerini Erol Köse ve Zlatan Ibrahimoviç'in paylaştığı İspanyol yapımı Netflix filmi. Dini sembollere atıfların sayısız olduğu bu yapımda bizi dikey bir hapishane bekliyor. Her katta bir hücre ve her hücrede iki kişi bulunuyor. Her hücrenin ortasında dikdörtgen şeklinde bir delik…devamıBaşrollerini Erol Köse ve Zlatan Ibrahimoviç'in paylaştığı İspanyol yapımı Netflix filmi.
Dini sembollere atıfların sayısız olduğu bu yapımda bizi dikey bir hapishane bekliyor. Her katta bir hücre ve her hücrede iki kişi bulunuyor. Her hücrenin ortasında dikdörtgen şeklinde bir delik bulunuyor. Ve her gün belli bir saatte herkese yetecek kadar yemek, en üst kattan başlayarak, odaların ortasındaki delik aracılığıyla mahkumlara servis ediliyor. Böylece 2. Kattaki mahkumlar 1. Kattakilerin bıraktığı yemeklerle idare etmek zorunda. Bu şekilde aşağı doğru inen bir sofra var. Sorun şu ki o ay üst katta kalan mahkumlar kıtlıktan çıkmış gibi yedikleri için(geçen ay aşağılardaki katlarda kalmışlarsa cidden kıtlıktan çıkmışlardır) alt kattakilere hiçbir şey kalmıyor. O ay alt katta kalan mahkumlar ya intihar ediyor, ya hücre arkadaşını öldürüp onun etiyle besleniyor ya da açlıktan ölüyor. Bu anlattığım temel problem üzerine yürüyor film diyebiliriz.
Filmi iki yönden ele alabiliriz ideolojik ve dini olarak.
Sınırlı kaynakların insanlara eşit ve azar azar dağıtılırsa bu hapishanede sorun kalmayacağını herkes anlıyor zaten. Çünkü herkese yetecek kadar yemek var aslında. Ama bir önceki ay açlıktan ölmek üzere olan, kimsenin gözünün yaşına bakmadığı bir adamın üst katlara çıkınca aynı özveriyi göstermesini bekler misiniz? Ben beklemem. Ye gitsin aslanım. Yarasın. Belki de şu an geçen ay seni aç bırakan bir adamı öldürüyorsundur. Afiyet olsun. Benim fikrim bir yana filmin ideolojik olarak anlatmaya çalıştığı, daha doğrusu benim yakalayabildiğim şeyler şu şekilde:
-Devrim gelecekse tepeden gelir. Alt tabakanın yapabileceği bir şey yok. Sermayeyi tutan üsttekiler. Dünyanın bütün işçileri toplansa yaratabilecekleri en büyük fark 1 Mayıs'ta halay çekmek olur.
-Evet kaynakların eşit paylaşılması herkesi mutlu eder ama insanoğlu doğası gereği her zaman daha fazlasını istemiştir, isteyecektir. Bu sebeple pratikte bu düzen ancak zor kullanılarak getirilebilir. Çiçekler böcekler eşliğinde değil.
Bu iki maddeyi şu diyalog zaten net anlatıyor:
-Hey alt kattakiler! Bakın size orada tabak hazırladık. O tabaktan yiyin ve bırakın sofrayı. Siz de bi alt katınıza aynı şekilde tabak hazırlayın. Onlar da bi alttakilere hazırlasınlar. Böyle böyle devam edelim.
+yoo bu benim en doğal hakkım istediğim kadar yerim.
-fazla yediğinizi gördüğüm anda sofraya sıçarım.
+off iyi tamam da senin üst katındakiler bu kurala uymuyor onu ne yapacağız?
-napim yukarı doğru sıçamıyorum ki ¯\_(ツ)_/¯
Bakın burada yukarı doğru sıçmaktan kasıt aslında üst sınıflara karşı bir güç uygulamak. Bunu yapamadığınız takdirde kaynak dağılımı yine adil olmayacak. Diyalogda alt kattakilerin istediğim kadar yerim demesi de insan doğasının aslında eşit dağılımlı bir sisteme uygun olmadığını gösteriyor.
Finali biraz havada kalan bir film olsa da anlatmak istediği şeyler gayet net ve bunu çarpıcı öğelerle anlatmayı başarmış. Dini açıdan çok bilgi sahibi olmadığım için ve yorum çok da uzamasın diye irdelemeyeceğim. Yoksa zaten çirkin bir düzeni elinde bir kitap ile düzeltmeye çalışan ve en zor anlarında bu kitabı okuyup kuvvet bulan bir karakter hakkında da söylenecek çok şey olduğuna eminim.
Bence bu film çeşitli mecralarda olması gerekenden çok daha fazla değer görmüş. Yere göğe sığdırılamıyor. Fikir ve sembolizasyon açısından harika ama gerek teknikleri gerekse senaryonun sonuca ulaştırılması açısından zayıf kaldığını söylemek gerek. Yine de izlemek vakit kaybı olmaz. Helalinden 7.5/10 puanı var.
Not: Hassas bünyeye sahip olan arkadaşlar yemek yerken izlemezse daha iyi olur. Bana teşekkür edersiniz.