Spoiler içeriyor
Bu tip filmleri sanatsal olarak yorumlayıp baştan aşağı komplo teorisi sıkıcı filmi gibi algılayarak izlemek ilk yanılgıya düşmek demek çünkü bu tür filmlerin amacı bir şeyleri dolaylı yönden anlatmak.Anlayabilmek içinde filmdeki mesajları dikkatlice analiz etmek gerekiyor. Film, Psikolojik gerilimli, gizemli…devamıBu tip filmleri sanatsal olarak yorumlayıp baştan aşağı komplo teorisi sıkıcı filmi gibi algılayarak izlemek ilk yanılgıya düşmek demek çünkü bu tür filmlerin amacı bir şeyleri dolaylı yönden anlatmak.Anlayabilmek içinde filmdeki mesajları dikkatlice analiz etmek gerekiyor.
Film, Psikolojik gerilimli, gizemli bilim-kurgulu, kıyamet senaryolu bir hikaye.
Michelle ve Barack Obama. Eski ABD başkanı ve karısı, bu filmin yapımcısı. Nasıl yani? Ne alaka? diye düşünürken film başlayıveriyor.
Amanda. Ana karakterlerimizden biri. Bir pazarlama profesyoneli. O sabah uyanıyor ve ani bir kararla ailesini tatile çıkarmaya karar veriyor. Bu da kocası Clay. Bir profesör. Hemen yola koyuluyorlar ve biz de filmin adını ilk kez o zaman duyuyoruz.
“Dünyayı ardında bırak.” En azından ilanda böyle yazıyordu.
Kastettiği ilan muhtemelen bir AirBnb ilanı. Sezon sonu olduğu için lüks bir evi kelepir bir fiyata kiralamışlar. Hem de nerede bu ev biliyor musunuz? Point Comf2ort’ta. “Konfor Noktası” demek. Gerçekte filmde gittiklerini söyledikleri Long Island’da böyle bir yer yok. Tabiki özellikle bu isim konulmuş.
Yönetmen Sam Esmail’in farklı kompozisyonları ve kamera açılarını sevdiğini biliyoruz. Sevdiği bir başka şey de renk sembolizmi. Bu filmde seçtiği renkler: Mavi ve Kırmızı. Mavi duvarlı bir yatak odasında başlayıp, mavi bir arabayla o dünyayı arkalarında bırakıyorlar. Mavi renk, gökyüzünde ve denizde de gördüğümüz için bize stabilite hissi verir. Konfor alanımızı temsil eder. Kırmızı rengi anlamak daha kolay. Sizi o konfor alanından çıkarabilecek tehditleri, tehlikeyi, bilinmeyeni sembolize eder.
Haritadaki QR kodunu görüyor musunuz? Çok kolay fark edilmeyecek şekilde gizlenmiş. Peki bu kodu taradığınızda ne oluyor biliyor musunuz? Bir web sitesine gidiyorsunuz. Gerçek bir web sitesi. Burası West Virginia eyaletinde terk edilmiş bir eğlence parkı. Sadece bu yönüyle bile hikayeye dolaylı olarak hizmet ediyor. Dünyayı ardında bırak. Ama daha derin bir mesajı da var. Çünkü bu eğlence parkının terk edilmesinin sebebi lanetli topraklar olduğuna inanılması. İsmine dikkat ederseniz (Shawnee) Amerikan yerli kabilelerinden geliyor. Bu topraklar onların elinden alındığı gibi pek çok katliama da sahne olmuş.
Şu gemiyi görüyor musunuz? Onun da adı White Lion. Afrika’dan Amerika’ya gelen ilk gemi. Tutsak edilerek zorla taşıdığı insanlar Virginia kolonisinde köle olarak satıldı ve böylece bu gemi Amerika’da köleliğin resmen başlamasına sebep oldu. Köleliğin başlangıç yılı: 1619. Clay’in arabasındaki radyoda duyabildiği tek anons 1619 MHz bandından yapılmıştı ve şöyle diyordu o anonsta:
…Güney’de korkunç bir çevresel felakete yol açtığını ve hayvanların göç davranışlarını etkilediğini görüyoruz.
Filmde duyduğumuz o kulakları sağır eden sesin bir silah olduğu söyleniyor. Bir mikrodalga silahı.
Ses aracılığıyla yayılan bir tür radyasyon üretiyor.
Gerçek hayatta da buna benzer bir durum yaşanmış. Hem de Küba’da. O yüzden “Havana Sendromu” olarak literatüre geçmiş. Oradaki ABD büyükelçiliğinde çalışan diplomatların bir tür beyin hasarı yaşadığı ve bunun kaynağının mikrodalga silahlar olabileceğine dair bazı ipuçları bulundu. Daha sonra benzer sağlık sorunları Çin’deki Amerikan diplomatlarında da yaşandı. 2020’de hazırlanan kapsamlı bir raporda “yönlendirilmiş” mikrodalga radyasyonun, bu hastalıkların olası nedeni olduğu açıklandı.
Birinci adım: İzolasyon. İletişim ve ulaşım yöntemlerini tamamen kapatmak
İkinci adım: Senkronize Kaos. Neredeyse her teknolojik aracın birbirine internetle bağlı olduğu bir ortamda başlatılacak siber atak bir pandemi gibi yayılabilir.
Üçüncü adım: İç savaş. Eğer insanlar karşılarında apaçık bir düşmanı bulamazlarsa, teorik ve “doğal olarak” birbirlerine saldırırlar.