Spoiler içeriyor
• Herkes işini gücünü bıraksın ve bu kitaba ağlasın. Ardımdan Ağlama'nın ardından ağlayalım. • Aşırı duygusal bir kitap. Ben bunu okurken nasıl ağlamadım şaşıyorum. Ağlamasam bile gözlerim dolu dolu okudum. O kadar can yakıyor ki. Gözlerimin dolduğu kadarda sövdüm saydım.…devamı• Herkes işini gücünü bıraksın ve bu kitaba ağlasın. Ardımdan Ağlama'nın ardından ağlayalım.
• Aşırı duygusal bir kitap. Ben bunu okurken nasıl ağlamadım şaşıyorum. Ağlamasam bile gözlerim dolu dolu okudum. O kadar can yakıyor ki.
Gözlerimin dolduğu kadarda sövdüm saydım. Acı ne demek derlerse bu kitabı gösterin. Bu yani, bu kitap baştan sona tam bir acı. Yazar o kadar güzel yazmış ki nasıl açıklayacağımı bilmiyorum. Aşk acısı, ana acısı, baba acısı, evlat acısı, yâr acısı.. Ne ararsanız var.
• Yazar, konuları çok iyi betimlemiş. Taş kalpli birisi de olsanız hepiniz bu kitabın halinden anlarsınız. Anlatım şekli de mükemmel ve biraz şaşırtıcıydı sanki. Çünkü üzücü bir olay oluyor ben tam üzülüp, ağlayacağım o sırada öyle bir geçiş yapıyor ki ağlamaya fırsat bulamıyorum. Normale dönüyorum. Göz yaşını havada asılı bırakıyor ya.
• Ben pek tabii merak ettim. Yazar bu kadar acıyı nasıl olur da okuyucu'nun anlayacağı şekilde betimler? Kendisinin de kitapta bahsedilen olaylarla bir ilişkisi olup olmadığını araştırdım.
• Fatmatüzzehra Babürşah'ın hayatını sizlerle de paylaşmak isterim. Afyonkarahisar doğumlu. İlk üniversite eğitimini Afyon’da bitkiler üzerine almış. Şu an İstanbul’da yaşıyor ve ulusal bir gazetede köşe yazarlığı ve röportaj muhabirliği yapmakta. Sosyoloji bölümü 3. Sınıf öğrencisi. Maalesef katıldığı röportajlarda da, web sayfalarında da hayatı'nın sadece bu kadarından bahsediliyor.
• Okuduğum bir röportajında ruhu'nun nasıl olduğuyla alakalı bir soru soruldu ve verdiği cevaptan ötürü bu kitaba kendini de kattığını düşünüyorum. Cevabını takdim edeyim;
" Karmaşık bir ruh dünyam var. Bunu özellikle roman yazarken hissediyorum. Bir günde dört mevsimi yaşadığım zamanlar da oluyor. Yani ben aslında genel olarak ve kendimi de katarak özellikle roman yazarlarının, sıra dışı insanlar olduklarını düşünüyorum. Çünkü kurgu yapıyorsunuz ve başarılı bir kurgu yapabilmeniz için karakterinizde biraz kabına girememezlik, fazlasıyla merak, biraz karmaşıklık, biraz inatçılık, biraz çılgınlık ve çokça hayal gücü olması gerekiyor. Yazarların düşünce dünyası çok başka çalışıyor. Siz de çok iyi bilirsiniz ki hayata ve olaylara bakışımız daha farklı. "
• Kitap konularını nasıl belirlediği sorulduğunda Ardımdan Ağlamayı çocuk büyütmeyi konu alan bir kitap okurken bir anda kitap yazma isteğiyle dolması ve bilgisayarı'nın başına geçip yazmaya başladığını söylüyor. Konuyu daha önceden düşünmediğini ve anlık olarak geliştiğini söylüyor. Yani bunu hiçbir yerde söylemese de kendi hayatından ve ruhundan isteyerek ya da istemeyerek kitaba katmış bulunmakta.
• Bunu merak etme sebebim yazdığı ilk kitap olması, belirli bir planı olmayıp bir anda yazması ve ortaya mükemmel bir şey çıkartabilmesi. Benim de yazarlık çalışmalarım var ve gerçekten çok zor. Bu kadının tekte böyle bir şeyi yapabilmesi harika birşey. Belki de kendi ruhundan da kattığı için bu kadar güzel oldu bilmiyorum.
• Röportajı okurken edebiyat, yazarlık gibi konular da paylaştığı düşünceleri de hoşuma gitti. Fazla da bir kitabı yok zaten. Ardımdan Ağlama'nın dışında Şeytan sadece fısıldar isimli bir romanı ve gazeteler de yayınladığı hikayeleri var. Pekte bilindik birisi değil. Ben de yeni yeni tanıyorum kendisini ama kalemi çok güzel.
• " Seven özgürken, sevilen hep esirdir. ”
Şeytan Sadece Fısıldar kitabında kendisine ait olan bir söz.
• Biraz da kitaptan bahsedelim.
" 𝘒𝘰𝘳𝘬𝘶𝘯𝘤̧ 𝘨𝘰̈𝘬 𝘨𝘶̈𝘳𝘭𝘦𝘮𝘦𝘭𝘦𝘳𝘪 𝘪𝘭𝘦 𝘶𝘺𝘢𝘯𝘥ı 𝘨𝘦𝘤𝘦'𝘯𝘪𝘯 𝘣𝘪𝘳 𝘴𝘢𝘢𝘵𝘪... 𝘈𝘳𝘵 𝘢𝘳𝘥𝘢 𝘤̧𝘢𝘬𝘢𝘯 𝘴̧𝘪𝘮𝘴̧𝘦𝘬𝘭𝘦𝘳𝘪𝘯 ı𝘴̧ı𝘬𝘭𝘢𝘳ı, 𝘰𝘥𝘢𝘺ı 𝘢𝘺𝘥ı𝘯𝘭𝘢𝘵ı𝘺𝘰𝘳𝘥𝘶. 𝘐̇𝘤̧𝘪 𝘵𝘪𝘵𝘳𝘦𝘥𝘪...
𝘠𝘢𝘵𝘢𝘨̆ı𝘯𝘥𝘢𝘯 𝘬𝘢𝘭𝘬ı𝘱, 𝘩ı𝘻𝘭ı 𝘢𝘥ı𝘮𝘭𝘢𝘳𝘭𝘢 𝘱𝘦𝘯𝘤𝘦𝘳𝘦𝘺𝘦 𝘥𝘰𝘨̆𝘳𝘶 𝘺𝘶̈𝘳𝘶̈𝘥𝘶̈.
𝘉𝘢𝘴̧𝘭𝘢𝘮ı𝘴̧𝘵ı 𝘺𝘢𝘨̆𝘮𝘶𝘳; 𝘩𝘢𝘧𝘪𝘧𝘵𝘦𝘯, 𝘪𝘯𝘤𝘦 𝘪𝘯𝘤𝘦...
𝘒𝘢𝘳𝘢𝘯𝘭ı𝘬 𝘣𝘶𝘭𝘶𝘵𝘭𝘢𝘳𝘥𝘢𝘯 𝘬𝘰𝘱𝘢𝘯 𝘺𝘢𝘨̆𝘮𝘶𝘳 𝘥𝘢𝘮𝘭𝘢𝘭𝘢𝘳ı'𝘯ı𝘯, 𝘬𝘦𝘯𝘥𝘪𝘴𝘪𝘯𝘪 𝘩𝘢𝘴𝘳𝘦𝘵𝘭𝘦 𝘣𝘦𝘬𝘭𝘦𝘺𝘦𝘯 𝘵𝘰𝘱𝘳𝘢𝘨̆𝘢 𝘺𝘢𝘷𝘢𝘴̧𝘤̧𝘢 𝘣ı𝘳𝘢𝘬ı𝘴̧ı𝘯ı 𝘪𝘻𝘭𝘦𝘥𝘪 𝘣𝘪𝘳 𝘴𝘶̈𝘳𝘦...
𝘊̧𝘪𝘴𝘦𝘭𝘦𝘺𝘦𝘯 𝘺𝘢𝘨̆𝘮𝘶𝘳, 𝘰𝘯𝘢 𝘺𝘪𝘯𝘦 𝘴𝘰𝘯𝘴𝘶𝘻 𝘣𝘪𝘳 𝘰̈𝘻𝘭𝘦𝘮𝘭𝘦 𝘩𝘢𝘵ı𝘳𝘭𝘢𝘵𝘮ı𝘴̧𝘵ı 𝘺𝘪𝘵𝘪𝘳𝘥𝘪𝘬𝘭𝘦𝘳𝘪𝘯𝘪...
𝘎𝘰̈𝘻𝘭𝘦𝘳𝘪𝘯𝘥𝘦, 𝘵𝘰𝘱𝘭𝘢𝘯𝘢𝘯 𝘵𝘶𝘻𝘭𝘶 𝘴𝘶 𝘣𝘪𝘳𝘪𝘬𝘪𝘯𝘵𝘪𝘴𝘪 𝘥𝘢𝘭𝘨𝘢𝘭𝘢𝘯ı𝘺𝘰𝘳𝘥𝘶. 𝘒ı𝘺ı𝘺𝘢 𝘷𝘶𝘳𝘮𝘢𝘴ı, 𝘵𝘢𝘴̧𝘮𝘢𝘴ı 𝘢𝘯 𝘮𝘦𝘴𝘦𝘭𝘦𝘴𝘪𝘺𝘥𝘪. 𝘊𝘶̈𝘮𝘭𝘦 𝘢𝘭𝘦𝘮𝘦 𝘬𝘢𝘳𝘴̧ı 𝘴𝘢𝘷𝘢𝘴̧𝘮𝘢𝘬 𝘬𝘢𝘥𝘢𝘳 𝘢𝘨̆ı𝘳, 𝘻𝘰𝘳 𝘣𝘪𝘳 𝘮𝘶̈𝘤𝘢𝘥𝘦𝘭𝘦 𝘴𝘰𝘯𝘶𝘯𝘥𝘢 𝘨𝘢𝘭𝘪𝘱 𝘨𝘦𝘭𝘥𝘪 𝘷𝘦 " 𝘚̧𝘪𝘮𝘥𝘪 𝘥𝘦𝘨̆𝘪𝘭! " 𝘥𝘪𝘺𝘦 𝘴𝘰̈𝘺𝘭𝘦𝘯𝘥𝘪. " 𝘚̧𝘪𝘮𝘥𝘪 𝘥𝘦𝘨̆𝘪𝘭! "
𝘈𝘤𝘦𝘭𝘦 𝘪𝘭𝘦 𝘨𝘪𝘺𝘪𝘯𝘪𝘱, 𝘦𝘷𝘥𝘦𝘯 𝘤̧ı𝘬𝘵ı. 𝘠𝘢𝘨̆𝘮𝘶𝘳 𝘩ı𝘻𝘭𝘢𝘯𝘮ı𝘴̧𝘵ı. 𝘉𝘪𝘳𝘢𝘻 𝘰̈𝘯𝘤𝘦 𝘨𝘰̈𝘬𝘺𝘶̈𝘻𝘶̈𝘯𝘥𝘦𝘯 𝘯𝘢𝘻𝘭ı 𝘯𝘢𝘻𝘭ı 𝘴𝘶̈𝘻𝘶̈𝘭𝘦𝘯 𝘥𝘢𝘮𝘭𝘢𝘤ı𝘬𝘭𝘢𝘳, 𝘴̧𝘪𝘮𝘥𝘪 𝘴̧𝘢𝘯𝘬𝘪 𝘺𝘦𝘳𝘺𝘶̈𝘻𝘶̈𝘯𝘶̈ 𝘥𝘰̈𝘷𝘶̈𝘺𝘰𝘳𝘥𝘶.
𝘈𝘻 𝘦𝘷𝘷𝘦𝘭 𝘣𝘪𝘳𝘪𝘬𝘦𝘯 𝘺𝘢𝘴̧𝘭𝘢𝘳, 𝘴̧𝘪𝘮𝘥𝘪 𝘺𝘢𝘨̆𝘮𝘶𝘳𝘭𝘢 𝘺𝘢𝘳ı𝘴̧ı𝘳𝘤𝘢𝘴ı𝘯𝘢 𝘣𝘰𝘴̧𝘢𝘭ı𝘺𝘰𝘳𝘥𝘶 𝘨𝘰̈𝘻𝘭𝘦𝘳𝘪𝘯𝘥𝘦𝘯.
𝘚𝘦𝘴𝘴𝘪𝘻 𝘨𝘰̈𝘻 𝘺𝘢𝘴̧𝘭𝘢𝘳ı; 𝘺𝘶̈𝘳𝘦𝘨̆𝘪'𝘯𝘪𝘯 𝘦𝘯 𝘬𝘶𝘺𝘵𝘶 𝘬𝘰̈𝘴̧𝘦𝘭𝘦𝘳𝘪𝘯𝘦 𝘷𝘶𝘳𝘶𝘱, 𝘺𝘢𝘨̆𝘮𝘶𝘳 𝘥𝘢𝘮𝘭𝘢𝘭𝘢𝘳ı𝘯𝘢 𝘬𝘢𝘥ı𝘴̧ı𝘺𝘰𝘳𝘥𝘶.
𝘠ı𝘭𝘭𝘢𝘳𝘥ı𝘳 " 𝘠𝘢𝘨̆𝘮𝘶𝘳𝘥𝘢 𝘢𝘨̆𝘭𝘢𝘺𝘢𝘯 𝘢𝘥𝘢𝘮! " 𝘥ı 𝘰. 𝘎𝘰̈𝘻 𝘺𝘢𝘴̧𝘭𝘢𝘳ı𝘯ı 𝘴𝘢𝘥𝘦𝘤𝘦 𝘺𝘢𝘨̆𝘮𝘶𝘳 𝘥𝘢𝘮𝘭𝘢𝘭𝘢𝘳ı𝘺𝘭𝘢 𝘢𝘬ı𝘵𝘢𝘯...
𝘖 𝘻𝘢𝘮𝘢𝘯 𝘬𝘪𝘮𝘴𝘦 𝘣𝘪𝘭𝘮𝘪𝘺𝘰𝘳𝘥𝘶, 𝘬𝘪𝘮𝘴𝘦 𝘢𝘨̆𝘭𝘢𝘮ı𝘺𝘰𝘳𝘥𝘶 𝘢𝘨̆𝘭𝘢𝘥ı𝘨̆ı𝘯ı...
𝘉𝘢𝘴̧𝘬𝘢𝘭𝘢𝘳ı𝘺𝘭𝘢 𝘣𝘪𝘳𝘭𝘪𝘬𝘵𝘦 𝘬𝘦𝘯𝘥𝘪𝘯𝘪 𝘥𝘦 𝘬𝘢𝘯𝘥ı𝘳ı𝘺𝘰𝘳𝘥𝘶 𝘢𝘴𝘭ı𝘯𝘥𝘢...
𝘈𝘨̆𝘭𝘢𝘮𝘭ı𝘺𝘥ı... 𝘈𝘨̆𝘭𝘢𝘮𝘢𝘭ı𝘺𝘥ı 𝘬𝘪 𝘢𝘤ı𝘴ı 𝘩𝘢𝘧𝘪𝘧𝘭𝘦𝘴𝘪𝘯. 𝘈𝘨̆𝘭𝘢𝘮𝘢𝘭ı𝘺𝘥ı 𝘬𝘪 𝘨𝘰̈𝘻 𝘺𝘢𝘴̧𝘭𝘢𝘳ı, 𝘪𝘤̧𝘪𝘯𝘥𝘦𝘬𝘪 𝘺𝘢𝘯𝘨ı𝘯ı 𝘴𝘰̈𝘯𝘥𝘶̈𝘳𝘴𝘶̈𝘯...
𝘋𝘢𝘩𝘢 𝘤̧𝘰𝘬, 𝘥𝘢𝘩𝘢 𝘤̧𝘰𝘬 𝘢𝘨̆𝘭𝘢𝘮𝘢𝘭ı𝘺𝘥ı 𝘬𝘪, 𝘨𝘰̈𝘻 𝘺𝘢𝘴̧𝘭𝘢𝘳ı 𝘪𝘤̧𝘪𝘯𝘪𝘯 𝘰̈𝘧𝘬𝘦𝘴𝘪, 𝘯𝘦𝘧𝘳𝘦𝘵𝘪𝘯𝘪 𝘵𝘦𝘮𝘪𝘻𝘭𝘦𝘴𝘪𝘯.
𝘏𝘢̂𝘭𝘣𝘶𝘬𝘪 𝘢𝘨̆𝘭𝘢𝘮𝘢𝘺𝘢𝘤𝘢𝘬𝘵ı 𝘩𝘪𝘤̧, 𝘴𝘰̈𝘻 𝘷𝘦𝘳𝘮𝘪𝘴̧𝘵𝘪.
𝘖 𝘬𝘢𝘩𝘳𝘰𝘭𝘢𝘴ı 𝘴𝘰̈𝘻𝘶̈ 𝘷𝘦𝘳𝘮𝘪𝘴̧𝘵𝘪 𝘣𝘪𝘳 𝘬𝘦𝘳𝘦...
𝘈𝘨̆𝘭𝘢𝘮𝘢𝘺𝘢𝘤𝘢𝘬𝘵ı 𝘢𝘳𝘥ı𝘯𝘥𝘢𝘯! 𝘈𝘨̆𝘭𝘢𝘮𝘢𝘺𝘢𝘤𝘢𝘬𝘵ı...
𝘒𝘶𝘳𝘶 𝘵𝘰𝘱𝘳𝘢𝘨̆ı, 𝘤̧𝘢𝘮𝘶𝘳 𝘥𝘦𝘳𝘺𝘢𝘴ı𝘯𝘢 𝘤̧𝘦𝘷𝘪𝘳𝘦𝘮 𝘴𝘰𝘨̆𝘶𝘬 𝘺𝘢𝘨̆𝘮𝘶𝘳; 𝘩𝘢𝘧𝘪𝘧𝘭𝘪𝘮𝘪𝘵𝘪 𝘵𝘦𝘬𝘳𝘢𝘳...
𝘎𝘦𝘤𝘦'𝘯𝘪𝘯 𝘬𝘢𝘳𝘢𝘯𝘭ı𝘨̆ı 𝘺𝘢𝘷𝘢𝘴̧ 𝘺𝘢𝘷𝘢𝘴̧ 𝘬𝘢𝘺𝘣𝘰𝘭𝘶𝘺𝘰𝘳𝘬𝘦𝘯; 𝘬𝘰̈𝘺𝘶̈𝘯 𝘴𝘰𝘬𝘢𝘬𝘭𝘢𝘳ı 𝘥𝘢 𝘢𝘺𝘥ı𝘯𝘭𝘢𝘯𝘮𝘢𝘺𝘢 𝘩𝘢𝘻ı𝘳𝘭𝘢𝘯ı𝘺𝘰𝘳𝘥𝘶.
𝘛𝘰𝘱𝘳𝘢𝘨̆𝘢 𝘥𝘶̈𝘴̧𝘦𝘯 𝘴𝘰𝘯 𝘴𝘦𝘳𝘪𝘯 𝘺𝘢𝘨̆𝘮𝘶𝘳 𝘥𝘢𝘮𝘭𝘢𝘴ı𝘺𝘭𝘢 𝘣𝘪𝘳𝘭𝘪𝘬𝘵𝘦, 𝘴𝘰𝘯 𝘣𝘪𝘳 𝘥𝘢𝘮𝘭𝘢 𝘴𝘶̈𝘻𝘶̈𝘭𝘥𝘶̈ 𝘬𝘪𝘳𝘱𝘪𝘬𝘭𝘦𝘳𝘪𝘯𝘥𝘦𝘯... 𝘚𝘢𝘯𝘪𝘺𝘦𝘭𝘦𝘳 𝘴𝘰𝘯𝘳𝘢 𝘰 𝘥𝘢 𝘦𝘳𝘪𝘺𝘪𝘱 𝘬𝘢𝘳ı𝘴̧𝘵ı 𝘵𝘰𝘱𝘳𝘢𝘨̆𝘢...
𝘚𝘢𝘳𝘢𝘳𝘮ı𝘴̧ 𝘣𝘪𝘳 𝘺𝘢𝘱𝘳𝘢𝘨̆ı𝘯 𝘶̈𝘻𝘦𝘳𝘪𝘯𝘥𝘦 𝘥𝘶𝘳𝘢𝘯 𝘺𝘢𝘨̆𝘮𝘶𝘳 𝘥𝘢𝘮𝘭𝘢𝘴ı𝘯𝘢 𝘣𝘢𝘬𝘢𝘳𝘬𝘦𝘯, 𝘨𝘰̈𝘻𝘭𝘦𝘳𝘪 𝘥𝘢𝘭ı𝘱 𝘨𝘪𝘵𝘮𝘪𝘴̧𝘵𝘪 𝘤̧𝘰𝘬 𝘶𝘻𝘢𝘬𝘭𝘢𝘳𝘢...
𝘠𝘪𝘯𝘦 𝘶̈𝘴̧𝘶̈𝘺𝘰𝘳𝘥𝘶... "
• Altı özenle çizili yerler;
𝐀𝐫𝐭ı𝐤 𝐝𝐮𝐫𝐚𝐧 𝐤𝐚𝐧 𝐝𝐞𝐠̆𝐢𝐥, 𝐄𝐦𝐢𝐧𝐞'𝐧𝐢𝐧 𝐤𝐚𝐥𝐛𝐢𝐲𝐝𝐢.
𝐁𝐢𝐫 𝐬̧𝐞𝐲 𝐝𝐞𝐦𝐞𝐤 𝐢𝐬𝐭𝐞𝐝𝐢. 𝐀𝐜ı𝐬ı𝐧ı 𝐡𝐚𝐟𝐢𝐟𝐥𝐞𝐭𝐞𝐜𝐞𝐤 𝐛𝐢𝐫 𝐬̧𝐞𝐲𝐥𝐞𝐫... 𝐀𝐦𝐚 𝐤𝐞𝐥𝐢𝐦𝐞𝐥𝐞𝐫 𝐚𝐜𝐢𝐳 𝐤𝐚𝐥𝐝ı, 𝐨𝐧𝐮 𝐭𝐞𝐬𝐞𝐥𝐥𝐢 𝐞𝐝𝐞𝐜𝐞𝐤 𝐡𝐢𝐜̧𝐛𝐢𝐫 𝐬𝐨̈𝐳 𝐛𝐮𝐥𝐚𝐦𝐚𝐝ı.
𝐁𝐢𝐫 𝐛𝐚𝐬̧𝐤𝐚𝐬ı'𝐧ı𝐧 𝐚𝐜ı𝐬ı𝐧ı 𝐩𝐚𝐲𝐥𝐚𝐬̧𝐦𝐚𝐤𝐥𝐚, 𝐚𝐲𝐧ı 𝐚𝐜ı𝐲ı 𝐲𝐚𝐬̧𝐚𝐦𝐚𝐤 𝐤𝐞𝐬𝐢𝐧𝐥𝐢𝐤𝐥𝐞 𝐜̧𝐨𝐤 𝐟𝐚𝐫𝐤𝐥ı𝐲𝐝ı.
𝐇𝐚𝐬𝐚𝐧 𝐡𝐚̂𝐥𝐚̂ 𝐬𝐮𝐬𝐮𝐲𝐨𝐫𝐝𝐮. 𝐀𝐜ı 𝐛𝐢𝐫 𝐬𝐮𝐬𝐮𝐬̧𝐥𝐚 𝐬𝐮𝐬𝐮𝐲𝐨𝐫𝐝𝐮.
𝐙𝐚𝐦𝐚𝐧 𝐢𝐥𝐞𝐫𝐥𝐞𝐦𝐢𝐬̧, 𝐚𝐤𝐬̧𝐚𝐦ı𝐧 𝐤𝐚𝐫𝐚𝐧𝐥ı𝐠̆ı 𝐜̧𝐨̈𝐤𝐦𝐮̈𝐬̧𝐭𝐮̈ 𝐤𝐨̈𝐲𝐞. 𝐁𝐢𝐫𝐝𝐞𝐧 𝐜̧𝐨𝐤 𝐮̈𝐬̧𝐮̈𝐝𝐮̈𝐠̆𝐮̈𝐧𝐮̈ 𝐡𝐢𝐬𝐬𝐞𝐭𝐭𝐢. 𝐔̈𝐬̧𝐮̈𝐦𝐞𝐬𝐢, 𝐝𝐞𝐥𝐢𝐜𝐞𝐬𝐢𝐧𝐞 𝐲𝐚𝐠̆𝐚𝐧 𝐲𝐚𝐠̆𝐦𝐮𝐫𝐮𝐧 𝐚𝐥𝐭ı𝐧𝐝𝐚, 𝐢𝐥𝐢𝐤𝐥𝐞𝐫𝐢𝐧𝐞 𝐤𝐚𝐝𝐚𝐫 ı𝐬𝐥𝐚𝐧𝐦𝐚𝐬ı𝐧𝐝𝐚𝐧 𝐝𝐞𝐠̆𝐢𝐥𝐝𝐢. 𝐘𝐚𝐥𝐧ı𝐳𝐥ı𝐤𝐭𝐚𝐧𝐝ı. 𝐇𝐚𝐬𝐫𝐞𝐭𝐭𝐞𝐧𝐝𝐢.
𝐆𝐞𝐜𝐞𝐥𝐞𝐫𝐢 𝐝𝐚𝐡𝐚 𝐤𝐚𝐫𝐚𝐧𝐥ı𝐤𝐭ı𝐫 𝐤𝐚𝐲ı𝐩 𝐢𝐧𝐬𝐚𝐧𝐥𝐚𝐫ı𝐧, 𝐝𝐮𝐯𝐚𝐫𝐥𝐚𝐫ı 𝐝𝐚𝐡𝐚 𝐬𝐨𝐠̆𝐮𝐤...
𝐇𝐞𝐩 𝐤𝐚𝐫 𝐲𝐚𝐠̆𝐚𝐫, 𝐤𝐚𝐲ı𝐩 𝐜̧𝐨𝐜𝐮𝐤𝐥𝐚𝐫ı𝐧 𝐢𝐤𝐥𝐢𝐦𝐢𝐧𝐝𝐞...
𝐈𝐬̧ı𝐠̆ı𝐧ı 𝐲𝐢𝐭𝐢𝐫𝐦𝐢𝐬̧ 𝐢𝐧𝐬𝐚𝐧𝐥𝐚𝐫ı𝐧, 𝐳𝐢𝐟𝐢𝐫𝐢 𝐤𝐚𝐫𝐚𝐧𝐥ı𝐤𝐭𝐚𝐝ı𝐫 𝐠𝐨̈𝐳𝐥𝐞𝐫𝐢; 𝐚𝐜̧ı𝐤𝐤𝐞𝐧 𝐛𝐢𝐥𝐞...
𝐘𝐢𝐭𝐢𝐤 𝐛𝐢𝐫 𝐤𝐚𝐫𝐚𝐧𝐥ı𝐤𝐭ı𝐫 𝐛𝐞𝐥𝐤𝐢 𝐨̈𝐥𝐮̈𝐦𝐮̈𝐧 𝐫𝐞𝐧𝐠𝐢; 𝐬𝐢𝐲𝐚𝐡...
𝐙𝐢𝐟𝐢𝐫𝐢 𝐛𝐢𝐫 𝐬𝐢𝐲𝐚𝐡...
𝐃𝐢𝐛𝐞 𝐯𝐮𝐫𝐦𝐮𝐬̧ 𝐛𝐢𝐫 𝐲𝐚𝐥𝐧ı𝐳𝐥ı𝐤𝐭𝐚, 𝐡𝐞𝐫 𝐝𝐚𝐢𝐦 𝐝𝐞𝐬̧𝐢𝐥𝐦𝐞𝐲𝐞 𝐡𝐚𝐳ı𝐫 𝐛𝐢𝐫 𝐲𝐚𝐫𝐚𝐝ı𝐫 𝐡𝐢𝐜𝐫𝐚𝐧; 𝐡𝐞𝐫 𝐝𝐚𝐢𝐦 𝐭𝐚𝐳𝐞!
𝐀𝐜ı𝐥𝐚𝐫ı 𝐲𝐮̈𝐫𝐞𝐤𝐥𝐞𝐫𝐢𝐧𝐞 𝐲𝐚𝐩ı𝐬̧𝐦ı𝐬̧, ı𝐳𝐝ı𝐫𝐚𝐩𝐥ı 𝐤𝐚𝐥𝐩𝐥𝐞𝐫𝐝𝐢𝐫 𝐚𝐫𝐭ı𝐤 𝐨𝐧𝐥𝐚𝐫; 𝐲𝐚𝐦𝐚𝐧 𝐜̧𝐚𝐫𝐞𝐬𝐢𝐳𝐥𝐢𝐤𝐥𝐞𝐫𝐝𝐞, 𝐭𝐮̈𝐦 𝐮𝐦𝐮𝐭 ı𝐬̧ı𝐤𝐥𝐚𝐫ı 𝐬𝐨̈𝐧𝐞𝐧!
𝐀𝐩𝐚𝐧𝐬ı𝐳 𝐟ı𝐫𝐭ı𝐧𝐚𝐥𝐚𝐫 𝐝𝐚 𝐬𝐚𝐯𝐫𝐮𝐥𝐚𝐧, " 𝐲𝐨𝐤𝐬𝐮𝐧𝐥𝐮𝐤 " 𝐭𝐚 𝐤𝐚𝐲𝐛𝐨𝐥𝐚𝐧𝐥𝐚𝐫ı𝐧 𝐡𝐢𝐤𝐚𝐲𝐞𝐬𝐢...
𝐃𝐢𝐠̆𝐞𝐫 𝐲𝐚𝐫ı𝐬ı𝐧ı 𝐤𝐚𝐲𝐛𝐞𝐭𝐦𝐢𝐬̧ 𝐛𝐞𝐝𝐞𝐧𝐥𝐞𝐫, 𝐛𝐚𝐬̧𝐤𝐚 𝐛𝐚𝐬̧𝐤𝐚 𝐝𝐮̈𝐬̧𝐥𝐞𝐫𝐝𝐞 𝐮̈𝐬̧𝐮̈𝐫𝐤𝐞𝐧; 𝐤𝐨𝐥𝐚𝐲 𝐝𝐞𝐠̆𝐢𝐥𝐝𝐢𝐫 𝐚𝐲𝐧𝐚𝐥𝐚𝐫𝐥𝐚 𝐲𝐮̈𝐳𝐥𝐞𝐬̧𝐦𝐞𝐤!
𝐊𝐨𝐥𝐚𝐲 𝐝𝐞𝐠̆𝐢𝐥𝐝𝐢𝐫 𝐚𝐫𝐝ı𝐧𝐝𝐚𝐧 𝐚𝐠̆𝐥𝐚𝐦𝐚𝐦𝐚𝐤!
𝐀𝐠̆𝐥𝐚𝐲𝐚𝐦𝐚𝐦𝐚𝐤...
• Kelimelerin güzelliğine bakar mısınız yaa. Acı, çaresizlik, hicran, hüzün konularını en iyi işlemiş kitap. Herkese şiddetle tavsiye ediyorum. Herkes bilmeli bunu.
Emine, Mehmet, Hatçe, Hasan, Ayşe...
Bi' gamsız nefes alamadınız be!
Bağlandım ben bu kitaba bırakmam.
Okuyun arkadaşlar, lütfen okuyun.