#karantina6 İlk bir saat başka karaktere, son bir saat başka karaktere acımanıza sebep olan ve son yarım saati de ekrana kafa atarak geçirten film. Şok üstüne şok yaşatıyor. Hayatınız çok zorsa ve işin içinden çıkamıyorsanız, iki buçuk saatinizi bu filme…devamı#karantina6
İlk bir saat başka karaktere, son bir saat başka karaktere acımanıza sebep olan ve son yarım saati de ekrana kafa atarak geçirten film. Şok üstüne şok yaşatıyor. Hayatınız çok zorsa ve işin içinden çıkamıyorsanız, iki buçuk saatinizi bu filme ayırarak halinize şükredebilir, hatta dertlerinizi unutabilirsiniz.
Sonu o kadar içime oturdu ki şu an gerçekten ne hissettiğime karar veremiyorum. Resmen sonunu kendime yediremedim sjsjdjs.
Şimdiye kadar hep çok geren bir filmmiş gibi durduğu için izlemeyi erteliyordum ama beklediğim türde bir gerilim filmi değil. Çok çok beğendiğimi itiraf etmeliyim. Karakterlerin her duygusunu o kadar iyi yansıtmış ki önünde saygıyla eğilmek lazım. Şimdiye kadar izlemediğim için üzülüyorum.
Film, bahsedilenin aksine yalnızca psikopat bir kadını, yalnızca evliliğin sarstığı bir ilişkiyi ya da yalnızca kadın-erkek ilişkilerini anlatmıyor bana kalırsa. Bunların hepsinin yanında halkın algısını nelerin yönettiğini, bir kadının başkalarına kendini masum göstermek için onları nerelerden vurabileceğini; bir erkeğin kendini masum göstermek için onları nerelerden vurabileceğini, bir ilişkiyi ayakta tutan sevginin ve hayranlığın nasıl tükenebileceğini ve bu tükenmişliğin iç dünyalara nasıl zarar verebileceğini, toplum baskısının aslında iki insanın özel hayatı hakkında bile ne denli söz hakkı sahibi olabileceğini, medyanın toplum baskısını ve toplum baskısının da medyayı nasıl çift taraflı olarak yönetebildiğini, küçüklüğünden itibaren yanlış ve bol pohpohlama ile yetiştirilen bir bireyin sosyopata dönüşebileceğini anlatıyor. “Bunların hepsini iki buçuk saat içinde hem şaşırtıp hem üzerek nasıl karşındakine yansıtırsın?” gibi bir sorunun cevabı da David Fincher tarafından ekrana böyle yansıtılmış.
Bahsettiğim başlıkları içeren psikopatlık dolu bir gerilim filmi olmanın yanında tuhaf bir şekilde romantik olduğunu da düşünüyorum aslında filmin. Başrol karakterler aslında yaşadıkları her şeye rağmen birlikte olmak istiyorlar. Sondan anlaşıldığı üzere Nick de içten içe öyle. Bu da bana çok dramatik ve gerilim dolu bir romantizmi izliyormuşum gibi hissettirdi. Birbirleri için çok ciddi anlamda absürt şeyler yapan ve içten içe de birbirinden kopamayan iki insan etrafında dönüyor. Ters köşe dolu bi film evet ama aslında Nick ve Amy karakter olarak birbirine benzemiyor da değil. Benciller, çok iyi yalancılar, egoistler ama içten içe de çok fazla kompleksleri var. Yine de göze aldıkları şeyler, kurnazlık ve vicdan seviyeleri farklı.
<< SPOILER OLABİLİR BELKİ >>
Amy’nin ilk bir saat boyunca kocası hakkında anlattıkları o kadar doğru bir noktadan anlatılmış ki kadına üzülmekten ve adamdan nefret etmekten kendimi alamadım. Bir kadın, başka bir kadını tam olarak bu noktalardan vurarak kendini savunmasız ve acınası hissettirebilir gerçekten. Bu yönden muhteşem senaryo bence. Çünkü beni tam olarak etkilemek istediği yönde etkiledi. Filmin sonunda ise kadından acayip korkuyordum. Nick’in yerinde olsam ne yapardım bilemiyorum. Into the Wild’daki gibi her şeyi bırakıp uzaklara kaçıp giderdim herhalde djskdnks. Aynı evde nefes almak çok korkutucu olurdu ki Nick’in bu korkusu da çok güzel yansıtılmış; evin içindeki ses çıkarmadan hareket etme, kendini başka bir odaya kapatma sahneleri vs... muhteşem.
<< SPOILER BİTTİ >>
Uzun zamandır ilk kez bi filmi bu kadar beğendim. Kesinlikle izleyin.
NOT: Ya bu Ben Affleck ve Christoph Waltz arasındaki benzerliğe inanamıyorum. Sanki biri diğerinin gençliği...
NOT2: Gone Girl ve Marriage Story filmlerinden sonra evlilik gerçekten inanılmaz ürkütücü görünmeye başlıyor. Ona göre izleyin djsjdj.
🎬 “İki insan birbirini sevdiği halde ilişkilerini yürütemiyorsa işte asıl trajedi budur.”