UYKUSUZ GECELER, UYKULU MISRALAR Epigraf: “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.” (Hadis-i Şerif) * Hemen hepimiz gazete ve televizyon haberlerinden, internet sitelerinden uyku ile ilgili haberler duymaya veya yazılar okumaya alışkınızdır. Verimli bir uyku nasıl olmalı, günde kaç saat uyursak sağlığımız için…devamıUYKUSUZ GECELER, UYKULU MISRALAR
Epigraf: “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.” (Hadis-i Şerif)
*
Hemen hepimiz gazete ve televizyon haberlerinden, internet sitelerinden uyku ile ilgili haberler duymaya veya yazılar okumaya alışkınızdır. Verimli bir uyku nasıl olmalı, günde kaç saat uyursak sağlığımız için daha iyidir gibi sorular bilimsel araştırmalarla birlikte bizlere aktarılmaya çalışılır.
Uyku ekseninde şekillenen filmler de sinema dünyasında karşımıza çıkar. Wachowski kardeşlerin yönettiği The Matrix üçlemesi ve Christopher Nolan’ın yönettiği Inception (Başlangıç) filmleri bu konuda verilebilecek en güzel örneklerden sayılabilir. Şayet bu filmler İslami bir perspektifle çekilmiş olsalardı, en başta yazdığımız Hadis-i Şerif’in birer şerh denemeleri olabilirlerdi diyebiliriz.
Günde ortalama 6 ile 8 saat uyuyan bir insanın, gününün neredeyse üçte birini uykuda geçirdiğini göz önüne alırsak aslında uyku konusunun ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz. Çünkü istatistiklere göre ortalama 70 yıl yaşayan bir insan bunun yaklaşık 20 yılını uykuda geçirmektedir.
Fakat biz burada bunlardan bahsetmek yerine uykunun farklı bir yönüne, edebiyatımızdaki durumuna, bir örnek olması için değineceğiz.
*
Hayatımızda önemli bir yeri olan uyku, şairlerin ve yazarların kaleminden yol bularak edebiyatta da kendisine yer edinmiştir. Kimi zaman yorgun serzenişlerle kâğıda dökülüşünü, kimi zaman buhranlar içinde kıvranan bir zihnin sitemini, kimi zaman da insanın uyku halindeyken gecenin manevi sofrasından nasiplenemeyişini okuruz mısralardan.
Belki yoğun bir ızdırap ve dertle, belki bunaltıcı buhranlarla kıvranan engin zihinler, vakit gece olup tüm insanların uyku alemine daldığı demlerde düşünce dünyalarına dalmışlar, yataklarında bir sağa bir sola dönüp durmuşlar, hatta kimi zaman sabahlara kadar sokakları arşınlamışlardır…
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin;
“Ey dîde nedir uyku, gel uyan gecelerde;
Kevkeblerin et seyrini, seyran gecelerde.
Bak hey’et-i âlemde bu hikmetleri seyret;
Bul Sâni’ini ol âna mihman gecelerde.
Çün gündüz olursun nice ağyâr ile gafil,
Ko gafleti dildârdan utan gecelerde.
Az ye, az uyu, hayrete var, fâni ol andan
Bul bekâ ol âna mihman gecelerde.”
Mısraları, bizleri uyku perdesinden sıyrılıp yıldızların seyrini seyran etmeye, âlemdeki hikmetleri görmeye çağırır. Aslında bunları seyretmekten maksat tefekkürdür. İnsan, bir ayna misali kainata bakacak, orada kendisini görecektir. Ve bunu yapmak için en uygun zaman da gündüzün meşguliyetlerinin olmadığı gece vakitleridir… Yaradanla hemhal olmaya bir çağrıdır bu mısralar.
*
Kaçırdığı bir sabah namazının ızdırabını vicdanında en derin şekilde duyan Osmanlı’nın şair sultanlarından Sultan 3. Murad Han;
“Uyan ey gözlerim, gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim, uyan!
Azrail’in kastı canadır, inan.
Uyan ey gözlerim, gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim, uyan!
…
Bu dünya fanidir, sakın aldanma.
Mağrur olup tac-u tahta dayanma.
Yedi iklim benim deyu güvenme.
Uyan ey gözlerim, gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim, uyan!
…”
Mısralarıyla hem kendi nefsini, hem de asırlar sonrasından ona kulak veren bizleri bir an evvel gaflet uykusundan uyanmamız konusunda ikaz eder.
*
Hayatını “Tam otuz yıl saatim işlemiş, ben durmuşum; Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.” diyerek öncesi ve sonrası şeklinde ayıran, dalgalı engin bir denize benzeyen karakteri şiirlerine de yansıyan Necip Fazıl Kısakürek;
“İki yıldız arası göğe asılı hamak…
Uyku, uyku… Zamansız ve mekansız, uyumak.
Uyumak istiyorum; başım bir cenk meydanı;
Harfsiz ve kelimesiz düşünmek Yaradanı.
İlgisizlik, her şeyden kesilmiş ilgisizlik;
Bilmeyiş ki, en büyük ilme denk bilgisizlik.
Usandım boş yere hep gitmeler, gelmelerden;
Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden!
Göz kapaklarımda gün, kapkara bir kızıllık;
Kulağımda tarihin çıkrık sesi, bin yıllık.
Bir yurt ki bu, diriler ölü, ölüler diri;
Raflarda toza batmış Peygamberden bildiri.
Her gün yalnız namazdan namaza uyanayım;
Bir dilim kuru ekmek; acı suya banayım!
Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla!
Yaşaya dursun insan, hayat dediği zanla…”
Şiiriyle, adeta her kelimesinde bir çığlık olup çıkar karşımıza.
Nedir bu çığlığın, her gün bir dilim kuru ekmeği acı suya banarak yaşama isteğinin sebebi?
İnsanları “hayat dedikleri zanla” yaşamaya bırakıp, “zamansız ve mekânsız” uyuma isteğinin sebebi ne olabilir? Öyle sanıyorum ki, bunu ancak o metafizik gerilime ulaşabilenler anlayabilir…
Kendi tabiriyle, fikir çilesiyle beyni zonklayan Necip Fazıl, “Uyku katillerin bile çeşmesi; Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.” mısralarıyla da uykudan bir sığınak olarak bahseder bize.
*
“Bir misafirliğe gitsem,
Bana temiz yatak yapsalar;
Her şeyi, adımı bile unutup
Uyusam…”
Diyen Melih Cevdet Anday için de uykunun bir sığınak olduğunu söyleyebiliriz belki…
*
"iskemleler ayakta uyuyor
- masa da öyle
serilmiş yatıyor sırtüstü kilim
yummuş nakışlarını
ayna uyuyor
pencerelerin sımsıkı kapalı gözleri
uyuyor sarkıtmış boşluğa bacaklarını balkon
karşı damda bacalar uyuyor
kaldırımda akasyalar da öyle
bulut uyuyor
- göğsünde yıldızıyla
evin içinde dışında uykuda aydınlık"
Sevdiği Vera'nın uyanmasıyla birlikte Nazım Hikmet, uyandırır her şeyi ve aydınlığı dahi uykusundan... Sevdiğin uyuyorsa her şey uyuyordur, uyanıksa her şey uyanmalıdır zira.
*
Uyku, kimi mısralarda aralanması gereken bir gaflet perdesi, kimi mısralarda hayattan ve insanlardan kaçıp sığınılabilecek güvenli bir liman olup çıkar karşımıza.
Tüm bunlardan ve daha buraya sığdıramadığımız diğer pek çok örnekten anlıyoruz ki uyku günlük hayatımızda olduğu kadar edebiyatımızda da önemli bir yer tutuyor.
Kimimiz için gaflet perdesi, kimimiz için sığınak…
Belki bunu anlamak için vakit çok geç olacak ama, ancak o zaman kesin olarak anlayacağız. Bu yüzden Peygamber Efendimiz (sav.) “Ölmeden evvel ölünüz.” diye buyurmuyor mu kutlu beyanlarında?..
Uyku, belki de ölümün bir provası.
(13 Ocak 2016)