Bir nokta ve ötesi Neyse, aslında gerçekten neyse mi bilemiyorum. Emin olamıyorum, gerçi sonucu değişmez üzücü gerçeğin karşısında içim şüpheyle dolmuş olsa ne fark edecek ki? Şimdi, zaman zaman değişen bu duygu değişimlerim hep o noktadan öte gelmektedir. Apar topar…devamıBir nokta ve ötesi
Neyse, aslında gerçekten neyse mi bilemiyorum. Emin olamıyorum, gerçi sonucu değişmez üzücü gerçeğin karşısında içim şüpheyle dolmuş olsa ne fark edecek ki? Şimdi, zaman zaman değişen bu duygu değişimlerim hep o noktadan öte gelmektedir. Apar topar evden çıkışlarım da o noktaya bağlı kalmış olmalı diye düşünüyorum. Apansızca bir yıldırım çarpması hızında gelişen duygularıma yenik düşmüşlüğüm de o noktadan olsa gerek. Geçmişin biriktirdiği kırıntıları bir türlü toplayamıyorum. Mantığımla bir olamıyor, duygu ve düşüncelerimi kontrol etmekte çok zorlanıyorum. Ama mutluluğun kaybolmuş izlerini tekrar kez anmamak ne kadar mümkün? Aynı çocukluğumuz zamanında oluşan saflığı hiç unutamayışımız gibi, ben de o noktaya bağlı günlerin benliğimdeki muazzam değişimini bir türlü çıkaramıyorum zihnimden. Beni ansızın o noktaya yönelten duygularım karşısında yenik düşüyorum, ki bu yenik düşmüşlüğüm zayıf gelmiş bedenime dahi üstün geliyor. Tüm bu yazıların kaynağı olan o noktayı irdelemek ve açmak gayretine düşmek istemiyor aksine o noktanın bende saklı kalmasını istiyorum.
Kendimle çatışmak ve bunu buraya dökmek istiyorum. Ki aslında ne geceler geçti zihnimin içinde uçuşan düşünceler ile mücadelelerimin geçtiği... Ama bir türlü toplayıp dile getiremedim bu mücadeleleri. Anlaşılamıyor olmuşluğum da bundan olsa gerek. Zihnimde yaptığım muhakemeler hep saklı kaldı. Birinci, ikinci veyahut üçüncü şahıslar birbirleri ile tartışırdı, ve aslında hepside benim birer maskemdi. Ama karmakarışık bir hal alıyordu, asla bu sorunları bir bütün halinde açıklığa getiremezdim. Ve tekrar ama ki, zihnimde yaptığım o muhakemelerin açıklık, akış, mantık, kafiye ve uyarlılık yönünü asla dile getirip dökemezdim. İkileme düşerdim şu bahsi konu nedeniyle, düşünürdüm ki gerçek anlamda bu dilden dökülen kelimeler mi beni yansıtırdi yoksa zihnimden geçen bu cümleler mi?
Gerçekten yaşadığım olaylar sonrasında dile getiremediğim duygular derinlerimde bir yerde yaralarımı tuzlarlardı. Ve dile getirmek istediğimi düşündüğüm her cümle sonrasında tıkır tıkır işlerdi zihnimde. Bazı geceler karşı şahısların diyaloglarını bile kurar, kendimle konuşturur ve şahsıma ait başka bir dünya yaratırdım. O an hayal etmek midir, aşırı düşünmek midir nedir kestiremiyorum fakat zihnimde başka türlü şahıslar yaratır kendimle muhakeme ettirirdim. Ve hatta yeni yeni yer ve zaman dilimleri yaratır, olayları da bir başka değiştirirdim. Lafın kısası sadece şahsıma maskeler takmaz da kendi maskelerimi de dağıtırdım birinci ve ikinci şahıslara. Şahsi münhasır bir bambaşka dünya yaratır içine de apaçık bir benlik koyardım.
Geceler işte, bambaşka olurdu bu şekilde. Şuurun akıl almaz hayal dünyasında ender bir balık gibi koskocaman bir kalabalıkta çırpınır dururdum. Ve bazı zamanlar bu sadece gecelere özgün olmaz da günün herhangi bir zaman diliminde gerçekleşirdi. İşte bu olanca tehlikeliydi. Bu yüzdendir ki hiç olmayacak şüpheler birdenbire oluverirdi. Karşımda gözlerimle gördüğüm gerçekliklere bu şahsı münhasır hayal dünyasından parçalar katınca vay halime... Kendimi önü geçilmez çatışmalar silsilesi içinde bulur, soyut kavramlar karmaşası somut işlevli organlarımın çalışmasına olanak sağlamazdı. Bu nedendir ki dilim tutulur, sonra da bilinen o cümleye bir örnek olurdum. İşte bu cümle şudur, ''Konuşulamayan duygular unutulmazdır".