. Güney Afrika'da bulunan Kalahari, cennet gibi bir yer olsa da Dünya'nın en acımasız çölüdür. Kısa süren yağmurların ardından su birikintileri ve ırmaklar oluşsa da, Kalahari'nin kumu bunları birkaç hafta içinde emip kurutur. Otlar sararıp hayvanlar için ideal yem olurlar.…devamı. Güney Afrika'da bulunan Kalahari, cennet gibi bir yer olsa da Dünya'nın en acımasız çölüdür. Kısa süren yağmurların ardından su birikintileri ve ırmaklar oluşsa da, Kalahari'nin kumu bunları birkaç hafta içinde emip kurutur. Otlar sararıp hayvanlar için ideal yem olurlar. Ancak gelecek 9 ay boyunca içmek için dahi su bulunmayacaktır. Hayvanlar bile bu güzel yeri terk eder. İnsanlar su olmadığından burayı cehennem gibi görürler. Buralarda Kalahari halkı dışında kimse yoktur...
Kalahari halkı yiyecek ve su bulmak için nerelere bakacağını bildiğinden dolayı bu cehennemi cennete çevirmeyi de bilirler. Onlar, huzur ve sevgi içinde yaşayan güzel insanlardır ve hiçbir şeyin kötü olmadığına inanırlar. Tanrılar, insanların yararlanmaları için sadece iyi şeyler yollar. En tehlikeli yılandan bile uzak durursanız size bir şey yapmaz. Ayrıca eti lezzetlidir ve derisi de işimize yarar.
Buradan sadece 600 mil uzakta, doğaya ayak uydurmayı reddedip, doğayı kendisine uyduran "uygar" insanlar yaşar. Biz de bu insanlardan olduğumuz için o kadar da sıkıntılı gözükmeyebilir ama bu insanlar, nerede durmaları gerektiğini bilmedikleri için kendilerini, yine kendi yarattıkları yapay Dünya'nın içine hapsederler.
Biz yeniden Kalahari'ye dönelim. Komün hâline yaşayan bu insanlar için her şey ortaktır. Bir şey benim ise aynı zamanda o senindir de. Sahiplenmek diye bir kelime yoktur dillerinde.
Bir gün, herhangi bir gün, havada uçan ama kanatlarını çırpmayan bir şey gördü Xi. Ne tesadüftür ki aynı anda gökten de bir şey düştü, su gibiydi ama sertti, hayatında hiç böyle bir şey görmemişti Xi, orada yaşayan hiçkimse böyle bir şey görmemişti. Tanrılar, Dünya'ya neden böyle bir şey göndermişti ki?
Neyse, ne kadar uzatmak istesem de uzatmayacağım. Bu bir Coca Cola şişesi, uçağın pilotu kolayı bir güzel içtikten sonra şişesini camdan aşağıya atmış.
İlk önce bunu bir armağan, Tanrılar'ın bir lütfu olarak anlıyorlar. Medeniyetin bir sembolü olan bu şişe, kabilenin çok işine yarıyor, cidden. Bir şişe ile nelerin yapılabileceğini görüyorsunuz. Ama bir zaman sonra şişeye herkes sahip olmak istiyor, öyle bir raddeye geliyorlar ki birbirlerine zarar vermeye başlıyorlar. Kalahari halkı, bu şişe aracılığı ile daha önce hiç tatmadıkları nefretin, öfkenin ve bencilliğin tadını alıyor. Huzur artık yabancı geliyor onlara, cennetleri cehennem olmaya başlıyor. Bunların tadını hiç ama hiç sevmeyen Xi, şişeyi Tanrılar'a geri vermek istiyor ama almıyorlar, ne kadar yükseğe fırlatırsa fırlatsın geri almıyorlar işte. Başka yollar da deniyor ama her nasılsa bu şişe ile kabilenin yolu yeniden kesişiyor. Sonra Xi, lanetli adını koydukları bu şeyin Dünya'ya ait olmadığını ve bunu tamamen yok etmek için Dünya'nın sonuna gidip oradan atacağını söylüyor, yarın. Dünya'nın sonu çok uzakta ama Xi bir kere bunu yapmayı aklına koydu bile, tahminlerine göre 20 ile 40 gün yürümesi gerekecek.
Bu benim izlediğim ilk "Eski yapım" film, o yüzden bende yeri ayrıdır. Çoğunuzun pek bilmediği bir film olduğunu düşündüm ve @meltemsukan Hanımefendinin de bizlere seslenişi ile böyle bir yorum yapmaya karar verdim. Çok zevkli ve eğlenceli bir film, belki bazı olaylara karşı bakış açınızı bile değiştirebilir. İzleyecek olanlara şimdiden iyi seyirler...