Kuşun Takip Ettiği * Havada yüzen, suda uçan canlılar olduğunu siz bilmezsiniz. Peri sineği öyle küçük bir kanatlı canlıymış ki, havanın o minicik vücudunu kuşatan yoğunluğunda uçamaz, minik kanatlarıyla hava moleküllerini yara yara, iteleye iteleye ilerlermiş. Şöyle zihninizde göz hizanızdan…devamıKuşun Takip Ettiği
*
Havada yüzen, suda uçan canlılar olduğunu siz bilmezsiniz. Peri sineği öyle küçük bir kanatlı canlıymış ki, havanın o minicik vücudunu kuşatan yoğunluğunda uçamaz, minik kanatlarıyla hava moleküllerini yara yara, iteleye iteleye ilerlermiş. Şöyle zihninizde göz hizanızdan birkaç metre ötede havada dururken canlandırın onu, şimdi bir dürbünle büyütün büyütün büyütüüün. Hah işte şimdi tam karşınızda, bakın nasıl da gayretle kulaç atarak ilerliyor havada! Siz bilmezsiniz tabi.
Okyanusun ışık bile ulaşmayan eeenn karanlık, zifiri karanlık, ışığın esamesinin bile okunmadığı, bırakın kendisinin görülmesini adının bile duyulmadığı derinliklerinde yaşayan canlılara ne demeli peki? Hayatında ışığı hiç görmeyen bu zavallıların pek çoğunun göze ihtiyacı dâhi yokmuş hâliyle. Ama içlerinde bi uyanık var; Fener balığı. Işığın ne olduğunu bilmeyen bu yaratık burnunun ucunda bir fenerle gezermiş meğer! Hayır hayır, karanlıklara bir kibrit de ben çakayım ideali değil onu böyle dolaştıran. Karanlığa doğup karanlıkta ölen zavallıları aldatıp o koca, o karanlık, o dehşetengiz ağzının içine çekmek bütün derdi. Bu ışıklı hayata kimleeer özenmedi ki?
En son nereye park ettiklerini hatırlamak için bir kameraları bile olmayan göçmen kuşların rotalarını nasıl belirlediğini bilir misiniz peki? Bilmezsiniz tabi. O yüzden bilmem nereli bilim adamları yememiş içmemiş, bu hayvanları incelemiş ve fark etmişler ki; bu hayvanlar havada görünmez bir çizgiyi, bir enerji akışını, bir frekansı takip ediyor. Evet evet, bizim radyo frekanslarımız gibi. O frekansı oraya onlar için kim koyduuuu, orası meçhul. Ama kim koyduysa ona çok duacı olmalılar ki asırlardır yollarını kaybetmeden gidiyorlar bir oraya bir buraya.
Yapay zeka hayvanların dilini çözme işine de el atmadan çook ama çoook uzun yıllar önce yaşayan biri, en sevdiği kafenin yol kenarı masasına oturup çayını yudumlarken -kahve de olabilir orası meçhul- kaldırımdan geçen bir köpek görmüş. Iııyy, uyuzdan derileri dökülüyor adeta, vücudunun her yeri başka yara. Çok acımış haline, eh, biraz da iğrenmiş laf aramızda. Fakat o da ne! Köpek adama dönüp bakmasın mı! Üstüne bir de konuşmasın mı! Ne mi demiş peki?
"Niye öyle yadırgayarak baktın ki? Allah istese seni benim yerimde, beni de senin yerinde yaratamaz mıydı?"
Eh, bu gecelik bize müsaade. Daha takip edilecek frekanslarımız var.