- 22.11.2024 - @liimoon’un gönderisi sayesinde bu kitabı okuma önceliğime aldım, iyi ki de almışım. Stefan Zweig, kendisi Dünya edebiyatına çok büyük katkıları bulunan, savaş karşıtı bir yazardır. Hatta bazı eserlerinin Naziler tarafından yakılmasından sonra ülkesini terketmiştir. Stefan Zweig, 1942…devamı- 22.11.2024 -
@liimoon’un gönderisi sayesinde bu kitabı okuma önceliğime aldım, iyi ki de almışım.
Stefan Zweig, kendisi Dünya edebiyatına çok büyük katkıları bulunan, savaş karşıtı bir yazardır. Hatta bazı eserlerinin Naziler tarafından yakılmasından sonra ülkesini terketmiştir. Stefan Zweig, 1942 yılında aşırı doz ilaç alarak intihar etmiştir ve arkasında bıraktığı intihar mektubunda “Ben sabırsızlığımla önden gidiyorum.” demiştir.
Bu kitabın ana karakteri Ferdinand, savaş döneminde eşiyle birlikte İsviçre’ye kaçmıştır. Tabii kaçsa bile bu sorumluluğun yükünden kaçmayı başaramamış, her zaman savaş çağrısının geleceği tedirginliğiyle yaşamıştır. Bir gün o askeri mektup gelir ve iki düşünce arasındaki köprüde çaresiz kalır. Eşi gitmesini istemezken Ferdinand, kendini “mecburi” olarak gitmek zorunda hisseder. Vatana karşı hissettiği sorumluluk ile eşine karşı duyduğu sevgi ve kendi özgürlüğü arasında bir seçim yapmak zorundadır. Özetle, özgürlük ve mecburiyet kavramlarının çatışmasını okuyoruz bu kitapta.
Kitabın yazım dili oldukça anlaşılır ve akıcıydı. Zaten tam 50 sayfa olduğu için bir oturuşta bitebilecek bir kitap. Bu tarz klasik kitaplar, hem insanın ruhunu beslemesi açısından hem de reading slumpta sıkışıldıysa kurtulmak açısından çok faydalı oluyor. Tavsiyemdir efendim, bence okuyunuz.
“Tüm bunlar, yani insanlığın bugün korkunç dediği şey, yeryüzündeki on insanın iradesinden ibaret ve on insan bunu yeniden yıkıp yok edebilir. Bir insan, yaşayan tek bir insan onlara karşı durarak bu gücü yerle bir edebilir. Fakat sizler boyun eğdiğiniz, belki paçamı kurtarabilirim dediğiniz müddetçe, onları can evinden vurmak yerine, onlara itaat ettiğiniz müddetçe, sizler sadece bir kölesiniz ve bunu da hak ediyorsunuz demektir.”
“İnsanlık adına gideceksen, inandığın bir şey uğruna gideceksen seni tutmam. Fakat canavarlar içinde bir canavar, köleler içinde bir köle olmak için gitmek istiyorsan, karşında olurum. İnsan bir amaç uğruna kendinden vazgeçebilir, fakat başkalarının çılgınca fikirleri uğruna değil.”
“Ve ben yirmi milyon insanı boğan o zinciri kıramıyorum, kıramam.”
“İçinde bir şeyler hayır diyorsa, sen de hayır demelisin.”
“Bu “resmi” yazısı da ne demek? Okumam gerektiği anlamına mı geliyor? Ben kimsenin amiri ya da komutanı değilim, insanlar üzerinde yaptırım gücüm yok, kimseye emredemem, fakat kimse de bana bir şey emredemez. İsmim ne arıyor orada - bu ben miyim? Onun ben olduğumu söylemem için kim beni mecbur edebilir, orada ne yazdığını okumam için kim beni mecbur edebilir? Okumadan yırtarsam, parçaları göle kadar uçuşur ve ne ben bir şey bilirim ne de dünya. Bu mektubu görmezden gelebilirim, bir damlanın ağaçtan toprağa düşmesinden daha hızlı, yırtıp atabilirim. İçinde ne olduğunu ancak istersem öğrenebileceğim bu yaprak beni nasıl huzursuz edebilir? Ve ben istemiyorum. Ben özgürlüğümden başka bir şey istemiyorum.”
Puanım: 10/10