Spoiler içeriyor
- 24.11.2024 - Anthony Burgess, İngiliz roman yazarıdır. Kendisine 1959 yılında ameliyat edilemez bir beyin tümörü tanısı konmuş ve ömrünün çok az kaldığı söylenmiş. Daha sonra, hayatını romanlarını yazmaya adamışken teşhisin yanlış olduğu anlaşılmış. İlginç bir deneyim çünkü 1 yıl…devamı- 24.11.2024 -
Anthony Burgess, İngiliz roman yazarıdır. Kendisine 1959 yılında ameliyat edilemez bir beyin tümörü tanısı konmuş ve ömrünün çok az kaldığı söylenmiş. Daha sonra, hayatını romanlarını yazmaya adamışken teşhisin yanlış olduğu anlaşılmış. İlginç bir deneyim çünkü 1 yıl boyunca öleceğini bilerek yaşamak oldukça zor olmuş olmalı. Ama bir yandan da belki eserlerini bu yanlış teşhise borçludur, bilemeyiz. Ben kendisiyle bu kitabı sayesinde tanıştım. Kitabı çok uzun süredir okumak istiyordum ama henüz vakti gelmemiş gibi hissediyordum, bugün o gündü ve okudum.
Bu kitap, iyi ve kötü kavramlarının göreceliliğinden, insanın özgür iradesinden, seçimlerinden bahseder. Kendisi oldukça sarsıcı bir roman çünkü ana karakteri oldukça gaddar, insan demeye bin şahit gereken bir karakter. Alex’in daha 15 yaşındayken Dünya’ya kattığı kötülüğü okuyoruz aslında. Şiddetten uyuşturucuya, uyuşturucudan tecavüze kadar her şeyi yapıyor kendisi. Ve biz bu insanı nasıl topluma kazandırabiliriz? Bu sorunun cevabını arıyoruz aslında kitaptaki herkes ile beraber. Kitapta klasik koşullanma yöntemiyle Alex rehabilite edilmeye çalışılıyor ama bu Alex’in kötülüğünü bastırmak mıdır yoksa cidden yok etmek midir pek emin değilim.
Bana kalırsa, hapishaneler bir insanı topluma kazandırmak için yeterli değil. Çünkü suçlular yan yana geldikçe daha büyük suçları doğuruyorlar, üstelik müebbet yemiş bir insanın hapishanede kaybetme korkusu yok, hapishanenin kendi içerisindeki düzen için de oldukça kötü bir durum. Bu yüzden, daha ağır ve caydırıcı cezalar olması gerektiğini düşünüyorum. Yapılan kötülüklerin bir bedeli olmalı ki bu bedeli göze almaya korkmalılar. Adalet sağlanmazsa, herkesin kendi adalet kavramını yarattığı bir ortam oluşur ve bu pek de hâyra alamet değildir.
Alex’in yaptıklarını okumak gerçekten zordu çünkü tahammül edilebilir gibi değil. Keza şuan belki sokakta binlerce kez Alex gibi insanların yanından geçmişizdir, bilemiyorum. Kitaptaki zemin şu düşünceye dayanıyor aslında; “Gerçekten iyiliği seçtik mi? Yoksa çeşitli sebeplerden ötürü iyiliğe mecbur mu bırakıldık?”. Tabii ki bir insan kendi seçimiyle “iyiyi” seçmediği sürece gerçekten iyi bir insan olmamıştır bana kalırsa. Sadece mecburiyetinden ve hayat onu o noktaya sürüklediğinden mecbur kalmıştır ama bu onu iyi bir insan yapmaz. Ama bence böyle suçlularda gerçek iyiliği oluşturmak zaten mümkün değil o yüzden gerçek bir kötüdense sahte bir iyiyi yeğlerim açıkçası.
Kitabın 18 yaş ve üzeri olduğunu düşünüyorum çünkü vahşet, tecavüz, şiddet ögeleri oldukça fazla miktarda. Kitap 171 sayfa, olay örgüsü biraz ağır olduğu için yavaş da okunabilir ancak ben bir oturuşta bitirip sindirmeyi seçtim. Okuması biraz kalp ağrıtıcı olsa da tavsiyemdir efendim, okuyunuz.
“Ne biçim dünya bu be! İnsanlar aya gidiyor. Elektriğin çevresinde dönen tatarcıklar gibi dünyanın çevresinde vızır vızır dönüyor uydular ama, burada, şu garipler köşesinde ne yasa var ne de zavallıyı koruyan, onu düşünen biri…”
“Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna bir baskı yöntemi uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum.”
“İyilik içten gelir, iyilik bir seçimdir. Bir insan iyiliği seçemezse, insanlıktan çıkar.”
“Seçme hakkına sahip olmayan kişi, kişiliğini yitirmiş demektir.”
“Tutku, korkuyu kovalayabilen tek güçtür.”
Puanım: 10/10 ⭐️