6/10 04.12.24 • Bitiş Heyyyoo ilk kitap analiz yazım hayırlı olsun 🙌🏻 🥳 İskender Pala’yı daha önce çok sık duymama rağmen kitaplarından okuma gibi bir girişimim hiç olmamıştı açıkçası. Bu da benim ilkim diyebiliriz. Daha önce genellikle bilim kurgu ve…devamı6/10
04.12.24 • Bitiş
Heyyyoo ilk kitap analiz yazım hayırlı olsun 🙌🏻 🥳
İskender Pala’yı daha önce çok sık duymama rağmen kitaplarından okuma gibi bir girişimim hiç olmamıştı açıkçası. Bu da benim ilkim diyebiliriz. Daha önce genellikle bilim kurgu ve her liselinin okuduğu (okuduk işte kabul edin tek olamammm) gençlik aşk romanlarına hâkimdim ve dedim ki Mell artık yeter. Biraz da klasik okumalısın tatlım. Ee tabi uzun bir zamandır da o okuma alışkanlığını kaybedince geri kazanmak epey zor olacaktı. Bunun farkındaydım. Fakat bu yolda ‘hadi beraber okuyalım her gün’ diyip bana destek veren @drkran ‘a teşekkürler. İtiraf ediyorum sen olmasan kesin ilk baştan elenmiştim.
Kitap içine daldığımda…
İlk 6 bölüm falan Allah’ım bu kitap nasıl bitecek acaba hiç başlamasa mıydım dedim dedim durdum. Bir yandan pek sevmediğim demek istemiyorum o yüzden alışık olmadığım tarih konulu kitap ve pek bilmediğim Osmanlıca kelimeler. Resmen ders çalışır gibi not tuta tuta okudum. Bence iyi bir öğrenciyim 🤭
Kitabın gerisinde dil bence o kadar da zorlayıcı değildi ve gayet akıcıydı.
Bence kitapta ilk 150 sayfa olayın içine çok giremiyorsunuz ve biraz kafa karıştırıcı bir durum oluşuyor. Ben biraz zorlandım açıkçası hikâyeyi ve karakterleri oturtmada. Kitap bir cinayetle başlıyor, Şahin evliliğinin ilk sabahı karısının yanında olmadığını ve her yerde kan olduğunu fark ediyor. Bir de tabi kitaba ismini veren ikiz lale soğanının tekini buluyor. Peki, nerde ikiz lale soğanının diğer eşi, nerde Şahin’in karısı diye diye tüm kitabı okuyoruz. Diğer bir karakterimiz olan Yusuf da Şahinden geri kalmıyor. O da kendi sevdiğinin peşine düşüyor. Sevdalarının uğruna zindanlara, tımarhaneye düşen iki genç delikanlı… Kısacası iki âşık ve iki kayıp sevda…
Her ikisinin de bir şekilde düştükleri tımarhane ve zindanda kurtulup peşine eziyet çekmeleri, dilencilik yapmaları daha sonra Şahin’in dergâha ve sonra saraya girişi bence o katmanları çok güzel göstermiş ve her bir katmana teker teker değinerek romanın örgü ilerleyişi benim çok hoşuma gitti. Tabi bizim bildiğimiz Kara Şahin’in aslında bir kayıp şehzade oluşu da iki farklı tarafta değişik bir panik ve heyecana neden oluyor. İki farklı insan ama aktarılan aynı bilgiler ve kurulan aynı cümleler de gayet hoştu. Yine aynı zamanda lalenin yetiştirilme süreci, onu renklendirmesi ve renk açıncaya kadar beklenilen o heyecanlı süreç beni çok etkiledi. Özellikle lalenin Türkiye ile ilişkilendirilmesi bana vay bee lale nasıl bir çiçekmiş dedirtti.
Kitabın sonunda her ne kadar Yeye lakaplı Yusuf sevdiğine kavuşup bir de kız bebekleri olsa da asıl kahramanımız olan Kara Şahin’e ne olduğundan haberimiz yok. Bence büyük bir boşluk oluşturuyor o son. Çünkü aslında son olamayan bir son. Onca badireler atlatan ve ana karakter olan kahramana ne olduğunu bilmek ister bence okuyucu. Çünkü anlatılanlarla ve yaşananlarla hikâye çok yükseltildi. Bu yüzden tamamen bulanık bir son bence sönük bitiş olmasına sebep oldu.
Ee biraz da diğer hoş kısımlara bakalımm
Bence kitaptaki derkenar olayı muhteşemdi. Ana hikâyeden kopmadan farklı bir pencere açıp okuyucuya biraz hava aldıran az da olsa gel otur şöyle dinlen biraz dediği kısımlardı. Aynı zamanda müziki ve fıskiyeden akan su kademelerinin insan ruhuna şifa oluşu da bende farklı bir hayranlık oluşturdu.
Dediğim gibi tarih sevmezdim ama bu şekilde anlatış benim hoşuma gitti. Bence tarih derslerinde de başlık başlık anlatmak yerine bu şekilde hikayeleştirilmesi hem insanların sempatisini toplar hem de onlarda ilgi uyandırır.
Bence sizler de şans verebilirsiniz.
Keyifli okumalar… 👋🏻