“Nutuk'un önemi tarihin aydınlatılması kadar, tam bağımsızlığın ve ulusal egemenliğin bir ölüm kalım meselesi olduğu gerçeğini Türk Ulusu'na, özellikle genç kuşaklara doğrudan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi'nin ölümsüz önderinin ağzından öğretmesi ve yüksek bir insan toplumu haline gelebilmenin yol ve yöntemlerini göstermiş…devamı“Nutuk'un önemi tarihin aydınlatılması kadar, tam bağımsızlığın ve ulusal egemenliğin bir ölüm kalım meselesi olduğu gerçeğini Türk Ulusu'na, özellikle genç kuşaklara doğrudan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi'nin ölümsüz önderinin ağzından öğretmesi ve yüksek bir insan toplumu haline gelebilmenin yol ve yöntemlerini göstermiş olmasıdır. Dolayısıyla aydınlık bir geleceğe erişmekte Nutuk'u okumanın, onun mesajlarını özümseyebilmenin ayrı bir önemi olduğuna kuşku bulunmamaktadır.”
Xİ
“Düşman devletler, Osmanlı devlet ve ülkesine maddi ve manevi olarak saldırmışlar, yok etmeye ve parçalamaya karar vermişler. Padişah ve halife olan kişi, hayat ve rahatını kurtarabilecek çareden başka bir şey düşünmüyor. Hükümeti de aynı durumda. Farkında olmadığı halde başsız kalmış olan ulus, karanlıklar ve belirsizlikler içinde olup bitecekleri beklemekte. Felaketin dehşet ve ağırlığını kavramaya başlayanlar, bulundukları çevre ve algıladıkları etkilere göre kurtuluş çaresi gördükleri önlemlere başvurmakta... Ordu, ismi var cismi yok bir halde. Komutanlar ve subaylar, Dünya Savaşı'nın bunca sıkıntı ve güçlükleriyle yorgun, vatanın parçalanmakta olduğunu görmekle içleri kan ağlamakta, gözleri önünde derinleşen karanlık felaket uçurumu kenarında zihinleri bir çözüm, kurtuluş yolu aramakla dolu...”
Sayfa 6
“Ulus ve ordu, padişah ve halifenin ihanetinden haberli olmadığı gibi, o makama ve o makamda bulunana karşı, yüzyılların kökleştirdiğı dinsel ve geleneksel bağlarla içten gelerek boyun eğmekte ve sadık. Ulus ve ordu bir yandan kurtuluş yolu düşünürken bir yandan da yüzyıllardır süregelen bu alışkanlığın güdüsüyle kendinden önce, yüce hilafet ve saltanat makamının kurtarılmasını ve dokunulmazlığını düşünüyor. Halifesiz ve padişahsız kurtuluşun anlamını kavramak yeteneğinde değil... Bu inanca karşıt fikir ve görüş ortaya koyacakların vay haline! Derhal dinsiz, vatansız, hain ve dışlanmış kişi olur...”
Sayfa 8
“Temel ilke, Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu ilke ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla sağlanabilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık dünyası karşısında uşak olmak konumundan daha yüksek bir muameleye layık olamaz.
Yabancı bir devletin koruma ve kollayıcılığını kabul etmek, insanlıktan yoksunluğu, güçsüzlük ve uyuşukluğu kabul etmekten başka bir şey değildir. Gerçekten bu seviyesizliğe düşmemiş olanların, başlarına isteyerek bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.
Oysa, Türk'ün onuru, gururu ve yeteneği çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus tutsak yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!..
O halde, ya bağımsızlık ya ölüm!
İşte gerçek kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktır.”
“Şu farkla ki, bağımsızlığı için ölümü göze alan ulus, insanlık onur ve yüceliğinin gereği olan bütün özveriyi yapmakla teselli bulur ve hiç kuşkusuz tutsaklık zincirini kendi eliyle boynuna geçiren miskin, onursuz bir ulusa göre dost ve düşman gözündeki yeri bambaşka olur.”
Sayfa 9
“Bir ulus, varlığı ve bağımsızlığı için düşünülebilen girişimleri ve fedakârlığı yaptıktan sonra başarılı olur. Ya başarılı olamazsa demek, o ulusun ölmüş olduğuna karar vermek demektir. Dolayısıyla, ulus yaşadıkça ve özveriyle girişimlerini sürdürdükçe başarısızlık söz konusu olamaz.”
Sayfa 116
“Devletin, içine düştüğü yıkılış ve çöküş uçurumunun derinliğini ve dehşetini göremeyen zavallılar, doğal olarak ciddi ve gerçek çözüm yolunu görmemek için gözlerini yumarlar. Çünkü, o ciddi ve gerçek çare, kendilerini daha çok korkutur.”
Sayfa 150
“İnsaf ve merhamet dilenmekle ulus işleri, devlet işleri görülemez; ulusun, devletin onur ve bağımsızlığı korunamaz...
İnsaf ve merhamet dilenmek gibi bir ilke yoktur. Türk ulusu, Türkiye'nin gelecekteki çocukları, bunu bir an akıllarından çıkarmamalıdırlar.”
Sayfa 239
“Türk ulusunun kalbinden, vicdanından doğan ve ondan esinlenen en temel, en belirgin istek ve inancı belli olmuştu: Kurtuluş!..
Bu kurtuluş çığlığı, Türk vatanının bütün ufuklarında yankılanmaktaydı. Ulustan başka bir açıklama istemeye gerek yoktu. Artık bu isteği anlatmak kolaydı. Nitekim, Erzurum ve Sivas kongrelerinde ulusal istek belirginleşmiş ve dile getirilmişti.”
Sayfa 242
“Efendiler, bilirsiniz ki, hayat demek, mücadele ve çarpışma demektir. Hayatta başarı, mutlaka mücadelede başarıyla mümkündür. Bu da, manevi ve maddi kuvvete, güce dayanır bir durumdur.”
Sayfa 296
“Tarihte bütün bir vatanı, çok üstün düşman kuvvetleri karşısında, son bir avuç toprağına kadar karış karış kahramanca ve namusuyla savunmuş ve yine varlığını koruyabilmiş ordular görülmüştür. Türk ordusu, o cevherde bir ordudur. Yeter ki ona komuta edenler, komuta edebilme niteliklerine sahip bulunsun.”
Sayfa 336
“Saygıdeğer efendiler, çok iyi bilirsiniz ki, sultanlarla, halifelerle yönetilmiş ve yönetilen ülkelerde vatan için, ulus için en büyük tehlike, sultanların ve halifelerin düşmanlar tarafından satın alınmalarıdır. Bu, çoğu kez kolaylıkla yapılabilmiştir. Meclislerle yönetilen ülkelerde de, en tehlikeli yön, bazı milletvekillerinin yabancılar adına ve hesabına çalınmış ve satın alınmış olmalarıdır”
Sayfa 341
“Efendiler, bu fırsatla saygıdeğer ulusuma şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındakı asıl özü çok iyi analiz etmek dikkatinden bir an geri kalmasın!”
Sayfa 411
"Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. (Savunma hattı yoktur, savunma alanı vardır.) O alan, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça, bırakılamaz. Onun için küçük büyük her birlik, bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük büyük her birlik, ilk durabildiği noktada tekrar düşmana karşı cephe kurup savaşa devam eder. Yanındaki birliğin çekilmek zorunda olduğunu gören birlikler, ona bağlı olamaz. Bulunduğu mevzide sonuna kadar dayanmak ve direnmek zorundadır."
Sayfa 418
“Bilgin ya da cahil, ulusumuzun istisnasız tüm bireyleri, belki içinde bulunduğu güçlüklerin tamamen farkına varmaksızın, bugün yalnız bir amaç etrafında toplanmış ve fakat sonuna kadar kanını akıtmaya karar vermiştir. O amaç, tam bağımsızlığımızın elde edilmesi ve devam ettirilmesidir.”
Sayfa 421
“Sinir gevşetici sözlere, aşılanan düşüncelere önem verilmemeli ve güvenilmemelidir. Osmanlı yönetim ve siyaset biçiminin yarattığı bu tür anlayışlar kabul edilmemelidir. Orduyla, savaşla ve inatla bu işin içinden çıkılmaz tarzındaki, kaynağı dışarda bulunan öğütlere uymakla, bir vatan, bir ulus bağımsızlığı kurtulamaz. Tarih, böyle bir olay kaydetmemiştir. Bunun aksini düşünerek hareket edeceklerin, acı sonuçlarla karşılaşacaklarına kuşku yoktur. Türkiye, işte bu yoldaki yanlış fikirlere... yanlış anlayışlara sahip olanlar yüzünden, her yüzyıl, her gün, her saat biraz daha gerilemiş, biraz daha çökmüştür. Bu çöküş yalnız maddi alanda olsaydı, hiçbir önemi yoktu. Ne yazık ki, çöküş, ahlakı ve manevi değerleri de kapsamış görünüyor. Hiç kuşku yok ki, bu büyük ülkeyi, bu koca ulusu dağılıp yok oluş uçurumuna sürükleyen başlıca etken bu olmuştur.”
Sayfa 429
“Dünyada, ulusun bağrında özgür bir birey olmak kadar büyük bir mutluluk var mıdır? Gerçekleri bilen, kalp ve vicdanında manevi ve kutsal zevklerden başka zevk taşımayan insanlar için, ne kadar yüksek olursa olsun, maddi makamların hiçbir değeri yoktur."
Sayfa 446
“Ulus, Ulusal Ordu'yu meydana getiren ve zaferler kazanan büyük komutanlar gibi asil ruhlu, iyi niyet sahibi kılavuzlara, komutanlara muhtaçtır. Orduda birliğin ve uyumun bozulmasına, görev yapma isteğinin azalmasına hizmet edenler, dâhi de olsalar, zararlı birer kişiliktirler”
Sayfa 449
“Her başarılı savaşa katılan kimsenin, hakkı olmadığı halde, kendisini başarının tek etkeni, galibi ilan etmesi, örnek alınacak bir ahlak kuralı değildir. Ülke çocuklarına, böyle doğru olmayan yol ve davranış biçimlerini benimsemeleri alışkanlığını veremeyiz; gelecek kuşaklara, böyle havadan galip, fatih olunabileceği gibi yanlış bir düşünceyi miras bırakamayız!”
Sayfa 501
“Efendiler, ulusumuzun toplumsal, ekonomik, özetle bütün uygar iş ve ilişkilerinde verimli sonuçların güvencesi olan yeni kanunlarımız da, kadınlarım özgürlüğünü sağlayan ve aile hayatını sağlamlaştıran Medeni Kanun da bu söz ettiğimiz dönemde ortaya çıkarılmıştır. Dolayısıyla, biz her araçtan, yalnız ve ancak bir bakış açısından yararlanırız. O bakış açısı şudur: Türk ulusunu, uygar dünyada hak ettiği yere yükseltmek ve Türk Cumhuriyeti'ni sarsılmaz temelleri üzerinde, her gün daha çok güçlendirmek... ve bunun için de zorbalık düşüncesini öldürmek...”
Sayfa 597
“Ey Türk gençliği! Birinci görevin, Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyeti'ni sonsuza kadar korumak ve savunmaktır.
Varlığının ve geleceğinin tek temeli budur. Bu temel, senin en değerli hazinendir. Gelecekte de, seni bu hazineden yoksun bırak- mak isteyecek iç ve dış düşmanların olacaktır. Bir gün, bağımsızlık ve cumhuriyeti savunma zorunluluğuna düşersen, göreve atılmak için, içinde bulunacağın durumun olanak ve koşullarını düşünme- yeceksin! Bu olanak ve koşullar çok elverişsiz bir nitelikte görüne- bilir. Bağımsızlık ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmemiş bir zaferin temsilcisi olabilirler. Zorla ve aldatmacayla sevgili vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve ülkenin her köşesi fiili olarak ele geçirilmiş olabilir. Bütün bu koşullardan daha acıklı ve daha korkunç olmak üzere, ülkenin içinde iktidara sahip olanlar aymazlık ve sapkınlık ve hatta hainlik içinde bulu- nabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, kişisel çıkarlarını istilacıların siyasi emelleriyle birleştirebilirler. Ulus, yoksulluk ve sıkıntı içinde yorgun ve bitkin düşmüş olabilir.
Ey Türk geleceğinin evladı! İşte, bu durum ve koşullar içinde bile görevin, Türk bağımsızlık ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun güç, damarlarındaki soylu kanda mevcuttur!”
Sayfa 599