Kitabı incelemeye başlamadan önce Türk dizi sektörüne seslenmek istiyorum: Burada sizin için güzel bir kaynak var. Yasak ve büyük bir aşk, hafif sadizm, geçmişe ait travmalar, manipülatif karakterler ve politik olarak gerilimli zamanlar... Bağlamından koparıp saatlerce ve gereksizce uzatarak vasat…devamıKitabı incelemeye başlamadan önce Türk dizi sektörüne seslenmek istiyorum: Burada sizin için güzel bir kaynak var. Yasak ve büyük bir aşk, hafif sadizm, geçmişe ait travmalar, manipülatif karakterler ve politik olarak gerilimli zamanlar... Bağlamından koparıp saatlerce ve gereksizce uzatarak vasat bir yapım çıkarmak için alın size fırsat. :)
Şakacı ve sarkastik bir girizgahtan sonra kitap hakkında düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. İlk söylemek istediğim şey; bu kitabı sevmek ve ona bir anlam yükleyebilmek için yazarın hayatını ve yaşadığı dönemi bilmek gerekiyor. Bu yüzden kısaca bahsetmek istiyorum.
Almanya'nın Berlin Duvarı ile Doğu ve Batı olarak ikiye ayrıldığı dönemde, çevirmen bir anne ve felsefeci bir babanın çocuğu olarak dünyaya gelen yazar, önce üniversitede tiyatro eğitimi görüyor. Daha sonra müzik tiyatrosunda çalışarak yönetmenlik yapıyor. Burada, Doğu Alman edebiyatının önemli isimlerinden Heiner Müller gibi kişilerden eğitim alıyor. Yazarın hayatından izler taşıyan bu yarı otobiyografik eserde, 19 yaşındaki Katharina ile kendisinden 35 yaş büyük Hans arasındaki saplantılı, hafif sadistik ve manipülasyonlarla dolu bir aşk hikayesi anlatılıyor. Hans, önemli bir yazar ve radyo yayıncısıyken; Katharina, çalışma hayatına başlamak isteyen genç bir öğrenci. Bu da, Hans karakterinin Heiner Müller’den, Katharina karakterinin ise yazarın kendisinden esinlenilmiş olabileceğini düşündürüyor.
Kitap, yarı otobiyografik bir eser olduğu için içinde çok fazla yazar ismi, kitap alıntıları, tiyatro eserlerinden örnekler ve klasik müzik eserlerinden bahsediliyor. Bu detaylar, okurda kendini biraz "cahil" hissetme duygusu yaratabiliyor. En azından benim için öyle oldu; keşke bu bahsedilen detayları daha önce bilseydim, diye düşündüm.
Ayrıca, kitap yalnızca bir aşk hikayesi değil; aynı zamanda dönemin toplumsal olaylarının bireyler üzerinde bıraktığı izlerin bir anlatımı. Doğu Almanya’nın Stasi rejimi, romanın arka planında baskın bir varlık gösteriyor. Erpenbeck, bireysel hikâyeyi tarihsel bir bağlama oturtarak, rejimin bireyler üzerindeki etkilerini yansıtmak istemiş. Hans’ın Katharina’yı kontrol etme çabaları, Stasi rejiminin bireyler üzerindeki baskıcı yapısını andırıyor. Bu noktada, Stasi’nin ne olduğuna değinmek faydalı olacaktır: Stasi, Doğu Almanya’nın Devlet Güvenlik Bakanlığı’nın kısaltmasıdır. 90 bin tam zamanlı, 180 bin gayri resmi muhbiri bulunan bu örgüt, neredeyse tüm vatandaşlarını gizlice dinlemiş ve takip etmiştir.
Tüm bu güzel detaylara rağmen, kitabın kolay bir okuma sunduğunu söyleyemem. Sabır gerektiren bir okuma deneyimi sunuyor. Karakterlerin karmaşık ruh halleri sizi yıpratabilirken, döneme ait siyasi olayların katmanlı yapısı hikayeyi bağlama oturtmayı zorlaştırabiliyor.
Kitabın isminin esinlendiği Kairos’un Yunan mitolojisinde önemli bir yere sahip olduğunu da belirtmek isterim. Araştırmanızı tavsiye ederim, burada detaylandırarak metni uzatmak istemiyorum. Ayrıca, kitapla ilgili daha fazla bilgi için Deniz Yüce Başarır’ın YouTube kanalına göz atabilirsiniz.
Okuması kolay olmayan, ancak sunduğu edebi derinlik ve tarihsel perspektifle son derece tatmin edici bir eser.