Spoiler içeriyor
İçerik bakımıyla bir süper kahraman dizisi. Ancak her hattıyla diğer yapımlardan oldukça farklı ve sürükleyici bir izletiye sahip. Bilinenin aksine çıkarak sınırları zorlayan bir tarzı var. Bugün, geçenlerde iki sezonunu izleme fırsatı bulduğum "INVINCIBLE" üzerine konuşacağım. Invincible, basit bir SK…devamıİçerik bakımıyla bir süper kahraman dizisi. Ancak her hattıyla diğer yapımlardan oldukça farklı ve sürükleyici bir izletiye sahip. Bilinenin aksine çıkarak sınırları zorlayan bir tarzı var. Bugün, geçenlerde iki sezonunu izleme fırsatı bulduğum "INVINCIBLE" üzerine konuşacağım.
Invincible, basit bir SK (süper kahraman) dizisi değil aksine bir süreç dizisi, algılama ve kavramaya olanak tanıyan nihayetinde sorgulanması ve üzerine düşülecek konular yaratarak izleyiciye bir şeyler verebilen bir yapım. Yani bir SK dizisi olsa dahi, diğerlerine nazaran daha 'insansı' bir portre sergileyerek yukarıda bahsettiğim tanımlamaları sırtlayabiliyor. Çünkü bize bu tür bir oluşumun varlığında, 'gerçek' adı altında sadece 'iyi' olanı empoze etmek yerine, işlenişi de bozmayacak şekilde daha çok 'karanlık' tarafı gösteriyor. Bunun üzerini deşmemin nedeni, 'güçlü x zayıf' dengesizliğinin had safada olduğu bir 'dünya' portresinde, 'çıkarları' ile hayatta kalabilen bir canlının eline geçecek en basit bir 'süper güç' kırıntısını 'insanlık' için kullanacak 'vicdani' rahatlığa erişebilmesi pek olası durmuyor. Daha ilk bölümle bize bunun gösterimini yaparak diğer yapımlardan farklı olacağını anlatıyor. 'süper iyiler', çat-pat-hop yaparak bir anda insanlığı refaha eriştiremezken aynı zamanda çoğunlukla güçsüz kaldıkları durumlarla karşılaşıyorlar. Bunun en güzel örneği ana karakterimiz 'Invincible'dır muhtemelen. Bu karakterin gelişimi Omni-man'in aksine bir anda gerçekleşmiyor ve üzerine ekleye ekleye gidiyor. Omni-man'i bir kenara bırakıyorum çünkü ana mercekte empati kurmamız istenen karakter 'Invincible'. Çünkü Invincible'ın yarı insan olması (çoğunlukla insani duygular ile hareket etmesi) ve güçlere eriştiği ve geliştirmeye çalıştığı noktayı (feci dayaklar yemesi, tam olarak işleri halledememesi, ve çoğu noktada kötü olanın mücadelesini) gözlemleyebilmemiz dolayısıyla onun duyguları ile bütünleşebiliyoruz. Ana karakterimizin 'gelişim' sürecinde hiçbir şey tam olarak istediği gibi gitmiyor ve neticesinde bu tür yapımlarda bahsettiğim, 'mükemmel işleyişi' alamayan izleyici 'dumura' uğrarken aynı zamanda belki de evrendeki en güçlü süper kahramanlardan biri olan 'Omni-man' ile mücadele edecek bir senaryo ile karşılaşıyorlar. Bu mücadelenin arka planını konuşacağım ancak bundan önce genel olarak birkaç kelam etmek istiyorum.
SK dizi/filmlerinin altında yatan felsefe çok açık. 'İyi/kötü' kavramlarının insan bilincinde simgelendiği şey, 'doğru olanı sergileme potansiyeli olan ile olmayan' arasındaki ince çizgiden ibaret. Fakat burada sorulması gereken soru şu, 'doğru olan şey ne?'. Herkesin kendine göre haklı sebepler sayabileceği 'çıkarlar' silsilesi mi? İnsan beyni, " 'x' benim kıçımı kurtarıyor dolayısıyla 'x' iyidir, 'y' bana zarar vermek istiyor dolayısıyla 'y' kötüdür" önermesine dayanarak kendi benliğini koruma altına alıyor aslında (çıkar mekanizması). Ancak burada kaçırdıkları şey, 'iyinin' varlığının 'kötüyü' doğurduğu ve 'iyi' var oldukça 'kötünün de' var olacağı ikilemi. Bir yerde süper iyiler varsa tam zıttı süper kötülerde vardır. Bu en kaçınılmaz nokta ve asla üzerine değinmedikleri şey. Aslında Marvel 'Avengers' serisinin bir filminde, "kötüler ile mücadele ederken dünyaya çok fazla zarar verdikleri üzerine" bir anlatım oluşturmuştu. Böylelikle aslında insanlar için 'iyi' olarak tasvir edilen de, bir nevi 'kötü' olarak lanse edilmeye başlayacaktı. Neticesinde süper kahraman içeriklerinin çalışma mekanizması, eğer 'kötülük' olmazsa 'süper iyilerin'de hiçbir anlamının olmayacağı kanısına dayanıyor. Ve dahasında bu karakterlerin her birinin özel hikayesi var ve bu hikayelerde de her birinin bir zıttı olan süper kötü güçler var. Çatıştıkları karakterler ile dünyaya yansıttıkları zarar daha fazla. Burada durum şuna çıkıyor, süper kahraman filmlerinin amacı toplumu korumak, iyilik dağıtmak ve adaletli olmak değil aksine kendi yarattıkları kötülükler ile çatışarak öz çıkarlarını muhafaza edebilmek.
Bu dizi var olanın aksine yukarıda bahsettiğim 'iyi/kötüyü' sorgulamamızı istemiyor. Salt güce ulaşmış ana karakterin kafasına estiğini yaptığı ve her daim egosunu okşayacak kıvamda, narşist kişiliğinin ön planda olduğu gerçekliği gösteriyor. Yani sen süper kahramansın ya, elbette bu şekilde hayvani bir portre sergileyebilirsin abi. Yani bu evrenlerde, her zaman doğru olanı düşünmek zorunda mısın ya da hep 'iyilik' adına mı mücadele etmelisin? Şunu demek istemiyorum, "bu tür yapımlarda kötü olanın üzerine gidilsin ve anti kahramanları izleyelim, Joker izleyelim vs.". Yok, daha çok demek istediğim şey şu; bu tür yapımların biraz 'akışına' bırakılması gerektiği ve daha çok 'merak' barındıracak ögeler ile süslenmesi. Bunun en güzel örneği muhtemelen Chronicle (Doğaüstü - 2012) filmidir galiba. Ergenlik çağında bir kaza sonucunda edindikleri güçleri keşfetme sürecinde, bu güçleri öyle bir 'amaç' uğruna değil de, zevkine kullandıkları ve herhangi 'iyi/kötü süper güç mücadelesinin' olmadığı sadece kendi içlerinde çatıştıkları, 'süper güç' edinmiş ergen bireyin kişisel analizinin yapıldığı muazzam bir film bana göre. Ergensin, ailen ve hayat ile problemlerin var ve süper güçler elde ettin. Ne kadar 'karanlık' değil mi? Yani aslında bu tür yapımlarda karanlık taraftan kastım tam olarak bu, tüm SK evreninin içeriğini baz alacak şekilde bir miktar 'gerçeklik' barındırması. Invincible'da bunu gözlemleyebiliyoruz işte. Hem ana karakterin yaşadığı çatışmalarda hem de evrenin genel olarak yansıtmaya çalıştıkları ile. Bu gerçekliğin bir kısmı 'güç hiyerarşisine' dayanıyor.
Örneğin 'kim daha güçlü?' sorusu mesela. SK dizi/filmlerinde ne olursa olsun bir güç hiyerarşisi vardır mutlaka. Eşitlik yoktur asla. Şimdi dizi bunu bolca kullanmış, bir şeyleri göstermeye çalışmış. Ne kadar iyi olursan ol, senden daha iyiyim diye boy gösterecek biri varsa gelir ezer seni. Ve tüm övgüyü kendinde toplar. Omni-man'in güç gösterisi bitmek tükenmek bilmedi, çoğu sekansta gözlemledik. Dizide her karakter, başka evrenin karakterlerinden esinlenilmiş ancak genel olarak iki sezon boyunca Viltrum gezegenin askeri olan Omni-man'in (süper-man tarzında) boyunduruğunu gözlemledik. O kadar güçlü ki diğer SK'ların hepsini tek başına halledebiliyor. Bu bahsettiğim 'karanlık' taraf için önemli çünkü her şeyde olduğu gibi paralel ilerlemeyecek bir güç dengesi söz konusu. Çünkü 'süper güç' denilen bu şeyin bir sınırı yok. Molekülleri istediği gibi değiştirebilenden tut, zamanı yönetip, portallar yaratabilen kahramana kadar aşırı derece de çeşitlenebiliyor. Dolayısıyla şu soruyu soruyorsunuz; "zamanı yönetebilen karakter neden daha güçlü değil?". Bu tür yapımlarda bunun cevabı envai çeşit parametreye dayanabilir. Koşullar, mekan, deneyim vs. ama genel olarak ne kadar 'yenilmez' olduğu ile alakalı. Hiçbir şey işlemiyorsa bu kahramana, gelir tek başına ele geçirir dünyayı. Ki bunu yukarıda bahsettiğim gibi baya baya yedirmişler diziye. Hatta Omni-man'in dünyadaki görevi direkt olarak bununla alakalı. Güçlünün, güçsüzlerin yanında olup koruması ama tam hakimiyet sahibi olacak ve iradelerini engelleyecek türden bir sömürü içerisinde olunması.
Yazının başında ve hemen yukarıda bahsettiğim Omni-man ve tüm Viltrumlular ile olan 'mücadelenin' arka planı da karanlık 'gerçekliği' besliyor aslında. Bir anda evrenin en güçlü canlısının dünyayı ele geçirmek ve insanlığa hükmetmek istediği durumuyla karşılaştığınızı düşünün. Ancak geçerli sebepleri de var. Bu tür bir dünya oluşumunda, her taraf engelleyemeyeceğiniz türden tehditler ile dolu. Yani bir anda insanlığın sonunu getirebilecek türden süper kötüler de var. Omni-man ve vatandaşları tüm bunları sonlandırabileceğini vadediyorlar. Şimdi burada mantık mı önemli yoksa duygular mı? Zaten kabul edilmediğinde kötü şekilde ele geçireceklerini belirtiyorlar. Her türlü tehdit halinde olunduğu halde 'direnmek' ne kadar mantıklı? Aslında soru şu; dünyanın içerisinde bu kadar karmaşık ve dengesiz organizmalar varken 'insanın' varlığı ne kadar değerli? İnsan için hiçbir şeyin değeri kalmaz ki bu şekilde. Ki dizinin en başarılı olduğu bir diğer noktada gerçekten burası. Çoğu SK içeriğinin asla göz önüne getirmediği vahşilik perdesi var. Abi dizi açık açık dünya dışı gelen varlıkların patır patır insanları yok ettiğini, parçaladığını gösteriyor. Marvel filmlerindeki gibi sadece kurtardıklarına odak yapmıyor. Bu noktada 'karanlık' tonu besleyecek bir gerçeklik daha yakalamışlar. Doğal olarak yüzlerce, binlerce insan ölüyor. Hatta 7. bölümde sırf Omni-man'i durdurmak için kullandıkları uydu silahı dolayısıyla yok ettikleri ormanı ve içindeki hayvanların katledilişini gösterdiler. Yani sırf dünyayı kötülükten korumak için mahvederiz demenin farklı bir yolu bu resmen.
Genel hatlarıyla bu şekilde çarpıcı ve sürükleyici bir yapım. İzlerken zevkten dört köşe olmamın sebepleri bunlar. Bilinenin aksine iş çıkarıldığı zaman gerçekten seviyorum. Diğer şeyler SK içeriklerinde olanlarla aynıydı. İşte 'aile/iş' arasındaki dengesizlik, kendini insanlardan saklama çabası ve farklı kimlik yaratma vs. Yani aradaki bağlantıyı da tam olarak koparmıyor ve sürükleyici bir yapım çıkıyor ortaya.