- 24.01.2025 - Lou Andreas Salome, Rus-Alman bir aileden gelen, çok seyahat etmiş bir yazar ve psikanalisttir. Hatta kendisi ilk kadın psikanalistmiş. Döneminde o kadar başarılı ve zeki bir kadınmış ki edebiyatın büyük isimleri bile ona hayranmış. Freud, Nietzsche, Tolstoy…devamı- 24.01.2025 -
Lou Andreas Salome, Rus-Alman bir aileden gelen, çok seyahat etmiş bir yazar ve psikanalisttir. Hatta kendisi ilk kadın psikanalistmiş. Döneminde o kadar başarılı ve zeki bir kadınmış ki edebiyatın büyük isimleri bile ona hayranmış. Freud, Nietzsche, Tolstoy gibi isimlerle aşk dedikoduları çıkmış. Hatta Nietzsche’yi reddettiği için Nietzsche’nin büyük bir depresyona girdiği düşünülüyormuş. Freud, Lou hakkında şöyle söz etmiş; “Korkunç bir zekâ…. Onun yanına yaklaşan herkes, varlığının samimiyetinden ve uyumundan çok güçlü bir biçimde etkilenirdi; kadınlara özgü zaafların hiçbirinin hatta insani zaafların bile çoğunun onda bulunmadığını, yaşamı boyunca bunları aşmış olduğunu fark ederdi.”
Yazara bu kitabı okuduktan sonra hayran kaldım ve daha fazla kitabını okumak istiyorum. Çünkü bu kitabın yazıldığı dönemde yani 1898 yılında bir kadın olarak kendini böyle güzel ifade etmesi bence takdir edilesi bir durum. Günümüzde bile maalesef bazı kadın ve erkek yazarlardan okuyoruz ki hala kadınlar erkeklerin uğrunda köleleştirilmeye ve objeleştirilmeye çalışılıyor. Kadını sadece kadın olarak görmekten ziyade, sevgili, eş, anne gibi sıfatlarla omzuna binlerce sorumluluk yüklenerek tanımlıyorlar. Günümüzde bile hal böyleyken, o dönemin şartlarında tüm bu baskılardan sıyrılmak istemesi müthiş bir güç diye düşünüyorum. Ayrıyetten kitabın yazım dili o kadar güzel ki, sırf betimlemeler çok güzel diye bile altını çizdiğim yerler oldu. Okuduğumda gerçekten bir kadın zekasından naifçe işlenmiş cümleler olduğunu hissettim.
Kitabın konusuna gelirsek, Adine adında bir kadın var ve Benno’ya sırılsıklam aşık oluyor ama Adine kendisini nişanlı hayatına ait hissedemiyor ve günden güne ilhamını kaybediyor. Hal böyle olunca Benno nişanı atıyor ve Adine de başka bir ülkeye gidiyor, orada ressamlık kariyerinde yükselişe geçiyor. Aradan zaman geçtikten sonra Benno, Adine’ye geri dönmek istiyor ama Adine kendisini bir erkeğin uğrunda basitleştirmek, hayallerini yıkmak istemiyor ve bu aşktan vazgeçiyor. Adine’nin kendi mutluluk ve huzur arayışını okuyoruz aslında ve kitabın en güzel yanı olarak bu arayışı bir erkekte değil kendi içimizde yapıyoruz. Kısacık bir kitap olmasına rağmen çok güzel etkisi olan bir kitaptı, özellikle de toksik ilişkiye maruz kalmış veya kaygılı bağlanma yaşayan insanların bu kitabı okuması gerektiğini düşünüyorum. Zaten 64 sayfa olduğu için bir oturuşta okuyabilirsiniz.
“Aksine çok eski yüzyıllardan gelen alışkanlıklar, çoktan ölüp gitmiş kadınlardan kalan kölelik ruhudur bu esnada içimizde fısıldayan; hem de bizim olmayan bir dilde, ancak bir düşteyken, sırtımızdan bir ürperti geçtiğinde, sinirlerimiz titrediğinde anlayabildiğimiz bir dilde.”
“Erkekler mi, öff! Kaçasım geliyor. Niçin onların istediği her şeyi yapasın ki?”
“En küçük memurundan tut, subay çevrelerine kadar hâlâ hepsi kibirli, azametli ve dar görüşlü. Konumlarına göre görüntü değişiyor sadece, içerik aynı. Bizim artık annelerimiz ve büyükannelerimiz gibi düşünmediğimiz içlerinden birinin bile aklına geliyor mu sanıyorsun? ‘Efendim aşağı, efendim yukarı’ diye etraflarında dört dönüp duran kadınlardan değil de artık kendi kendimizin efendisi olduğumuzun, kısacası eski kölece anlayışları rafa kaldırdığımızın farkındalar mı sence?”
“Yapmamız gereken tek şey yolumuza devam etmektir; bize ait olan birlikte gelir, bizimle beraber yürümeyeninse bizi durdurmasına izin vermemeliyiz.”
“Yine de yaşamım boyunca asla, beni dize gelmeye zorlayacak veya Benno’nun az önce farkına varmadan denediği gibi, benzer bir biçimde birey oluşumu ayaklar altına almaya kalkacak bir erkeğin sevgisini taşımazdım.”
Puanım: 10/10 ⭐️