Bu kitabı 2 farklı şekilde yorumlamak lazım çünkü bu kitap aslında 2 farklı kitap gibi. Kitabın ilk kısmında Freud'un narsisistik kişiliğini keşfediyoruz resmen. Bilinçaltı ile hiçbir alakası olmayan, Freud'un psikanalizi bilim dünyasına kabul ettirme çabasını okuyoruz ilk bölümde. Genel olarak…devamıBu kitabı 2 farklı şekilde yorumlamak lazım çünkü bu kitap aslında 2 farklı kitap gibi.
Kitabın ilk kısmında Freud'un narsisistik kişiliğini keşfediyoruz resmen. Bilinçaltı ile hiçbir alakası olmayan, Freud'un psikanalizi bilim dünyasına kabul ettirme çabasını okuyoruz ilk bölümde. Genel olarak şu şekilde yazılardan oluşuyor : "bilmem ne tarihinde, şu ülke psikanalizi tanımadı ama bazı bilim insanları sayesinde bunun ne kadar önemli olduğu ortaya çıktı", "Adler (kendisi ilk başta Freud'un yolundan gidip daha sonra kendi psikanaliz kuramını oluşturmuştur) ilk başta haklıydı da, sonradan toplum baskısından dolayı fikirlerini değiştirmiştir", "Jung (kendisi libido kavramı dışında genel olarak Freud'un psikanaliziyle örtüşen makaleler yayımlamıştır) aslında haklı ama sadece libido kavramını kavrayamamıştır"..... Gibi söylemler içeriyor kitabın ilk kısmı. Ona göre kendisi dışında herkes psikanaliz hakkında yanlıştır ve diğer bilim insanları bu kavrama yeni şeyler katmak yerine bu kavramı tüm dünyaya yaymalıdır (kitapta böyle bir şey yazmıyor ama kitabı okuyanlar bana hak verecektir, zira psikanaliz hakkında diğer insanların yazdığı şeylere Freud'un tepkisine bakın. Kendisiyle örtüşmeyen her şeye bir kulp bulmuştur). İlk kısmın sonlarına doğru Freud, psikanalizin daha yeni oluşan bir kavram olduğu için değişmeye çok müsait olduğunu ve buna paralel cümleler yazmıştır ama Freud dediğim dedik, öttürdüğüm düdük tarzında bir insan olduğu için bu cümlelerinde ne kadar samimi olduğunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz.
Kitabın ikinci ve asıl eğlenceli kısmını okurken inanılmaz keyif aldım şahsen. Aslında bilinçaltıyla alakalı derin araştırmalar, deneyler içermesini bekliyordum kitabın ama bunun yerine, bilinçaltımızın bize oynadığı akılalmaz oyunlar hakkında bir kaç örnek veriyor kitap. Bunlardan ikisinden kısaca bahsedeyim.
İlki, hani bir çocukluk anımız vardır. Üzerinden yıllar geçtiği halde nedense unutmayız o günü, oradaki insanları, o havayı, o yediğimiz yemeği, içtiğimiz suyu... Sonra o anıda olduğunu bildiğimiz birine gideriz, deriz : "Hatırlıyor musun eskiden şöyle şöyle bi gün yaşamıştık, şunlar vardı, şunlar oldu"
Karşımızdaki kişi cevap verir :
"Yani... Aklıma gelmedi ya, unutmuşum demek ki"
Hayır, aslında o anı hiç var olmadı. Bilinçaltın, geçmişte yaşadığın bazı duyguları, bastırdığın hisleri, hayal kırıklıklarını bir "Perde Anı"ya dönüştürdü (Freud'un kendi tanımı). Bu yüzden çoğu insan aslında hiç var olmamış anılar yaratıp, bunların yaşandığına sıkı sıkı inanıyor. Hepsi bilinçaltımızın akıl sağlımızı korumak için yaptığı bir oyun. (Bu konu hakkında Freud çok detaylı bir örnek veriyor ve mevzubahis anıda, aslında her bir imgenin ve detayın geçmişte yaşanan bir olayı ima ettiğini söylüyor).
İkincisi "Maladaptive Daydreaming" denilen, Türkçeye "Gündüz Düşü" diye çevrilen kavram. Bu olay hakkında ilk yazan kişilerden biri Freud. Bilmeyenler için gündüz düşü, bireyin gün içerisinde bilinci açık ve yerindeyken kurduğu hayallerdir. Bu hayaller ; potansiyel gelecek planları, gerçekte yaşanmış olayların farklı şekilde seyretmesi, gerçek hayattaki kişilerle alakalı hayali ilişkiler kurulması (aşk, nefret, sevgi vb.), fantaziler (cinsel veya cinsel olmayan) gibi hayallerdir. Birey genellikle bunu gerçek hayattaki unsurlarla, kişilerle bağdaştırır. Bir örnek vermek gerekirse, birey kendini çok yetenekli bir mühendis olarak hayal eder. Çok güzel okullarda okuduğunu, çok iyi bir para kazandığını düşünür. Günün birinde bütün insanlığın hayatını değiştiren bir buluş yapar ve televizyonlara çıkar, o sırada onunla lisede dalga geçen, onu red eden kişilerin hepsi bireyin ne kadar başarılı olduğunu görür ve ona değer vermedikleri, onu istemedikleri için derin bir hüzün ve pişmanlık duyar. Ne kadar tanıdık bir hayal değil mi? Hepimiz hayatımızda en azından bir kere böyle bir hayal kurmuşuzdur. Kimisi ünlü bir müzisyen olur, kimisi başarılı bir cerrah olur, kimisi eserleriyle adını konuşturan bir ressam... İşte neden böyle hayaller kurduğumuz sorusuna Freud şu cevabı veriyor : Erkekler genelde diğer insanlardan daha üstün olduğu, daha iyi olduğu gibi hayaller kurar çünkü erkekte ego baskılanmıştır, libido ön plana çıkmıştır. Kadınlar ise daha çok cinsel fantaziler ve seks hayali kurar çünkü kadınlarda libido baskılanmıştır, ego ön plandadır (bunlar Freud'un sözleri linçleyecekseniz onu linçleyin zira ben sadece kitabın incelemesini yapıyorum :)). Ve bu hayaller kurulurken insan utanır, bir mahcubiyet duyar diyor Freud. Çünkü bu hayaller bu cinsiyetlere aykırı gelir, toplumda hoş karşılanmaz.
Daha yazacaklarım var bu kitap hakkında ama gayet uzun oldu o yüzden sonuca geçiyorum artık : Benim kanımca psikoloji ile ilgilenen herkesin okuması gereken, psikolojinin mihenk taşı kitaplarından biridir. İnsan doğası ve davranışlarına bambaşka bir pencereden bakma şansı tanır bu kitap. Okuyun, okutturun.....