Yazmanın Bedeli Zamanla yazarak özgürleşen bir insana dönüştüm. Kaçtım çokça kendimden ve tekrar buluştum masumca kâğıtlarda. Masum olan kâğıtları karanlığımla boğdum. Bana öğretmek istediğin bu muydu bilmiyorum ama sen öğretmeyince hayat zalim fesini giydi ve başıma öğretmen kesildi. Bazen öğrenmek…devamıYazmanın Bedeli
Zamanla yazarak özgürleşen bir insana dönüştüm.
Kaçtım çokça kendimden ve tekrar buluştum masumca kâğıtlarda.
Masum olan kâğıtları karanlığımla boğdum. Bana öğretmek istediğin bu muydu bilmiyorum ama sen öğretmeyince hayat zalim fesini giydi ve başıma öğretmen kesildi.
Bazen öğrenmek için acı çekmek gerekir. Ama ben çokça kötü oldum, kötü oldukça kâğıtlar da kötü oldu.
Bir ara küstüm onlara, daha da kötü oldum. Sonra özgürleşmeyi öğrenmek zorunda kaldım.
Sonra özgürleştim çokça, çokça. Meğer insanların çoğunda kötülük varmış, bense bir tek bende kötülük kalmış gibi sarıldım kendime, boğmak istedim kötülüğümü, boğamadım.
Sonra aklıma geldi masum kâğıtlar, onlara saldırdım.
Yetmezmiş gibi bir de onları ortadan kaldırmak için yırttım, yaktım.
Evet, ben kötü bir katilim ve sanki hiç izi kalmamış gibi bir de kaybetmek istedim. Nasıldın sen de? Kendinle savaştın mı? Yoksa tüm savaşlarını bana mı bıraktın, benim beceriksiz olduğumu bilmeden? Ne de gömdüm kendimi, iyi yanlarım da var.
Mesela hayvanları severim hem de çokça, kedilerde kendimi bulurum mesela.
Herhalde enerjimi severler ki onlar da beni bulur.
Belki de kedilerin ruhuna sahibim, bu yüzdendir onlarla iyi anlaşmam.
Ne kadar da anlatacak çok şey birikmiş sana, hiç anlatamamış olmam gibi.
Anlatsam dinler miydin yoksa susmayı mı tercih ederdin? Bilmek boğazda düğüm olunca sen de mi bilmemezliği seçerdin?
Ben şunu anlıyorum, ben sana ne kadar da yabancıyım.
En sevdiğin rengi bilmem mesela, en çok ne içmekten hoşlanırdın, ne mutlu ederdi seni? Sen kimdin mesela? İyelik eki alabilecek kadar benimdin ama hiç bilmezdim seni. Sorsam iyi biriydi, çocukları severdin ama bu diğerlerinden seni pek de ayırmadı ki.
Kime göre iyiydin, kime göre kötüydün ve yine kime göre iyiyim, kime göre kötüyüm ben? Severim çocukları da, çocuklar sever miydi seni? Ne kadar da yabancıymışım sana ve bana.
Hiç tanımamak hem bir lanet hem de bir merhamet.
Senin kötü yanlarını hiç görmedim ve bana göre yok ama şu da var ki iyi yanlarını da hiç görmedim.
Ben kendimi çok yormuşum, ben kendimi koruyacağım diye kendim olamamışım. Etrafıma duvarlar değil kaleler inşa etmişim fakat beni en çok ben kırmışım da haberim yokmuş.
İnsan dışarıdan sakınınca içeridekini unutuveriyor sanki zarar vermiyormuş gibi, sanki her kaviste ruhum benden kaçıyor gibi, kendimin bile içinde yeri yokmuşçasına.
Bu kadar dürüst olmak güzel mi bilmiyorum ama ben kendimle çok savaşıyorum ve kazanan biri hiç olmuyor.
Bir adamla tanıştım, sanki bu hayatta bana hoca olmak için gönderilmiş gibi.
İyi kalbine hayran kalırken kır saçlarında seni aradım ama ikiniz çok farklıydınız mesela, sen ölüydün.
Ne de soğuk bir kelime, ne kadar da hayattan uzak gibi, hayatın içinde olmasına rağmen.
Seninle tanıştığımda bu soğukluğu gördüm, sen sen ölümün soğukluğuna sarılmıştın. Mezarının kuruluğu gözümü yaşartmıştı.
Bir kez olsun rüyama gelmedin, hoş gelsen de seni tanımazdım ki.
Birbirimizi tanıdığımız tek nokta yabancılığımız.
Evde asılı bir fotoğraf var, biri çıkıp sen dese inanırım o denli yabancıyım yüzüne.
Seninle ilk tanışma hatıram mezarlık ziyaretinde oldu ve ben şimdi seni bulmak için hep aynı yere gidiyorum, değişen tüm zamana rağmen. Bu yüzdendir ki benim en masum çocukluk anım bile bir mezarda saklıdır.
Tanımadığım seni, tanıdığım sana anlatmak için delice bekliyordum...