Spoiler içeriyor
🍂 Thomas Bernhard’ın Yürümek ve Evet’ini okuduktan sonra ki bu benim Bernhard’tan okuduğum döndürdüncü eseri, onun dünya, insan ve tabiatla alıp veremediği bu yazınsal deneyimlerini tekrar tekrar yaşadım. Dehşet sevmez bir insansanız, insanları ve dünyayı hatta kendiniz ve ülkenizi seviyorsanız…devamı🍂
Thomas Bernhard’ın Yürümek ve Evet’ini okuduktan sonra ki bu benim Bernhard’tan okuduğum döndürdüncü eseri, onun dünya, insan ve tabiatla alıp veremediği bu yazınsal deneyimlerini tekrar tekrar yaşadım. Dehşet sevmez bir insansanız, insanları ve dünyayı hatta kendiniz ve ülkenizi seviyorsanız Bernhard kitapları size göre değildir belki! Çünkü yazdıklarına kapılmamak ve çelişkiye düşmemek elde değil, insan yıkıcılığının ve tabiat kıyıcılığın ustası Bernhard’ın Yürümek adlı eserinde tamda bu konuları ele alır. Yürümek’te baş karakter olan Oehler, eski günlerde Karrer ile yaptığı düzenli yürüyüşleri üçüncü kişiye anlatırken Karre’in neden delirdiğini açıklar. Oehler yürüyüşlerinde anlatığı Karrer’in deliliği iken Oehler kendisinin onunla yürümenin kesintisiz sonucu olarak görür. Tüm bu yürüş esnasında Oehler’in dünyaya, insanlara karşı olumsuz bakış açısınıda okuruz, hatta dünyaya getirilmiş çocuklar bile nasibini alır, dünyaya çocuk getiren insanları bir cinayet işlediğini ve desteklenmemesi gerektiğini savunur. Ohler ile yapılan bu yürüyüşte Karre’in sonunuda öğreniriz.
🍂
Eserin ikinci anlatısı ‘Evet’ ise, anlatıcı karakterin yıllar önce Avusturya’nın kırsal bir yerine yerleşerek, burda geçirdiği süre zarfındaki bunalımıyla bizi karşılar. Karakterin bu bunalımını dayattığını düşündüğünü ve konuştuğu tek kişi emlakçısı Moritz’dir. İçine dökmek için evinden çıkıp Moritz’e gitmek için Karaçam ormanını geçen anlatıcımız bunu yıllar içinde yenileyip duran biridir, sürekli bilimsel bir makale yazmak istediği için kendi kırsala attığını, birde ciğerlerinde hastalık olduğu için doktor tavsiyesi üzerine kırsala yerleştiğini ama bunu onu daha kötü yaptığını anlatır. Bernhard’ın kırsaldan ve kırsalda yaşayan insanlardan nefretini kitabın bu konusunda sıkça karşılaşmaktayızdır. Karakterimiz bunalım haliyle Moritz’e gittiği bir gün, karşısına oturup konuşma yapacağı esnada İsviçreli bir çift odaya girer. İsviçreli’nin karısı İranlı bir kadındır, onlarda kırsala yerleşip bir arsa almak için Moritz’e gelmişlerdir. İranlı kadını gören karakterimiz kırsalda ki insanların aksine hatta Moritz’in bile aksine, bu kadınla felsefe ve müzik konuşacağı fikriyle bunalımından kurtulduğunu düşünür. Zamanla Karaçam ormanına giden İranlı kadın ve anlatıcı arasında başlayan felsefe ve müzik sohbeti ilerleyen zamanlarda ikisinin arasında bir yakınlık gibi görünsede, buz gibi bir soğuklukla okuyucusunu yine Bernhard’ın insan sevmezliğine bırakır.
…
Hem İranlı kadın hem anlatıcı açısından hikaye dramatik bir son bulur. Thomas Bernhard külliyatına yenisini eklemek için güzel bir eser, yakıcı ve yıkıcı!
🍂
“Bir tek insan olmadan varoluşumu sürdürebileceğimi sanmıştım, yıllarca, belki de on yıllarca... Bu durum içinde yıllarca evimde varolmuş ve hiçbir llerleme kaydetmemiştim, Çünkü her şeyden vazgeçmiştim. Uyanıyordum ve bütünüyle hayattan bıkkınlığa uyanıyordum.”
🍂
“Dünyanın yavaş yavaş yittiği ve insanların yavaş yavaş doğal yollarla azaldığı ve sonunda dünyadan tamamen yok olmalarını sağlamak, sonunda tamamen insansız kalan bir dünya mutlaka en güzeli olurdu.”
🍂
“İnsan beyninin bütün imkânlari dahilinde dur durak bilmeyen bir düşünme, insan aklının bütün imkânlari dahilinde bir hissetme ve insan karakterinin imkânlari dahilinde bir savrulma.”
🍂
“Kadınlar bir adama rastlarlar ve onu üne kavuştururlar, böyle bir adamdan bütün çabalar ve hileler içinde ne yapılabileceğini görürler ve amaçlarına ulaşırlar. Bu yüzden ve doğası gereği daha çok hırssız olan, gerçekten içinde pervasızca bir yeteneği olan bir adamdan ünlü bir adam yaratmayı başarırlar, ilk kez karşılaştıkları ve birlikte oldukları andan itibaren onu katı ve soğuk bir kariyere zorlarlar.”