Ne hayatlar var! Elimiz, kolumuz tuttuğu, kulağımız duyduğu, dilimiz konuştuğu için her gün ayrı bir şükür etmeliyiz. Birbirini arkadaş vasıtasıyla tanıyan ve ilk görüşte aşık olan Adem ve Zehra’nın detaylarıyla beraber boğulmadığımız kaçırılma mevzusunun getirmiş olduğu zorluklarla beraber çok güzel…devamıNe hayatlar var! Elimiz, kolumuz tuttuğu, kulağımız duyduğu, dilimiz konuştuğu için her gün ayrı bir şükür etmeliyiz.
Birbirini arkadaş vasıtasıyla tanıyan ve ilk görüşte aşık olan Adem ve Zehra’nın detaylarıyla beraber boğulmadığımız kaçırılma mevzusunun getirmiş olduğu zorluklarla beraber çok güzel başlayan ve o güne, âna dek bu şekilde devam eden hikayesiyle giriş yapıyor film. Film 80’li, 90’lı yıllar arasında geçiyor. Belirtmem gerekir ki; Belçim Bilgin bu tarz dönem filmlerinde inanılmaz yakışan bir oyuncu. Keza bence Burak Sevinç de öyle. Hepsi minimum 10/8’lik performanslar sergilemişler bence. Neyse lafımı çok bölmeden devam edeyim. Zehra ve Adem çiftimiz çocukları Baha ile beraber mutlu mesut yaşarken Baha bitmek, düşmek bilmeyen bir yüksek ateş hastalığına yakalanır. Eve 1-2 doktor çağırıp 2-3 ilaç vermelerine rağmen Baha’nın ateşi düşmez ve hastaneye götürdüklerinde öğrenirler ki Baha menenjite yakalanmış ve bundan sebep sağır olmuş. Tabi ana-babası olarak Adem ve Zehra yıkılır. Adem Zehra uyarmasına karşın Baha’yı hemen hastaneye götürmek yerine önce birkaç kez doktor çağırdığı için kendini suçlar ve günlerce tek kelime dahi etmez. Bu kısımlar çok tadında, izleyiciyi sıkmadan belirtilip geçiliyor. Sonrasında Baha’nın kendi yaşıtları ve ailesiyle ki özellikle babasıyla yaşadığı iletişim sorunları derken Zehra’nın kafasına birden “biz öldüğümüzde bu çocuk ne yapacak?” sorusunu sesli bir şekilde soruyor. Hem okula gidip bir şeyleri öğrenemiyor hemde özel olarak eğitim alabilecek fırsata, maddi güce ailesi sahip değil. Adem de ertesi sabah Bahayı elinden tuttuğu gibi dostu Nevzat’a, araba tamircisine götürüp “eti senin kemiği de senin” diyip bırakıyor ve Baha’nın hayatı için yaşıtlarına nazaran bambaşka bir hayat deneyimi, tecrübesi başlıyor. Başlarda normal olarak zorlansa da sokakta onun bu zor hayatında ailesi dışında tek arkadaşı olan Kubilay’la oynarken Leyla ile karşılaşır. O da onun gibi işitme engellidir. Daha çocuk yaşta birbirlerinin kaderi olduklarını hissederler. Tabii böyle düşünmelerindeki en büyük etken eksiklik, farklılıklarıdır. Leyla anne tarafından zengin bir çocuk olduğu için okuma yazmayı, işaret dilini öğrenmiş lakin Baha için durum öyle değildi. Leyla okullar kapandığı zaman her yaz gelir Baha ile vakit geçirir. Ona okuma yazmayı, işaret dilini öğretir. Her yaz Baha’nın hayatında daha da büyük yer kaplar esasında ki filmde de Leyla’dan önce ve sonrası diye kendi hayatını ikiye böyle Baha. Sonrasında da hayatta eksikliği olmayan insanlar için bile büyük üzüntü ve trajedilere sebep olan kaçınılmaz olan şeyleri o da yaşar. Bazı şeyler o kadar zamansız olur ki yani… kendimi onun yerine koyunca zaten o acının tarifi yok birde bunu kelimelere dökebilecek bi kabiliyeti de yok. Çocukluğundan gelen acılar, üzüntüler derken birde üstüne o… insanın içinin sıkışmaması elde değil. O hadisenin üstüne bir tane daha aynı şeyi yaşayınca… gerçekten çok zor. Allah kimseyi bu şekilde sınamasın. Son bölümde her şeye rağmen insanın yüzünde bir tebessüm bırakacak Baha ve ailesi için güzel şeyler yaşanıyor. Ve “bence” buruk bir mutlu son.
Bazı şeyleri es geçerek anlatmak istedim ki filmde ilk kez görün ve duygusunu daha güzel yaşayabilin istedim. Ek bir düşünce ya da kendi açımdan filmde anlatilmayan, gösterilmeyen ya da söylenmeyen bir eksiklik olarak; insan sevdiği kişinin ya da sevdiklerinin sesini duyabilmek ister. Bu bir anne baba için evladının sesi olur ya da bir kız/erkek için ailesinin, sevdiği kişinin sesi olur. Şahsen benim şükürler olsun ki böyle bir eksikliğim yok ve olsaydı ne kadar kötü hissederdim bilemiyorum. Tarifi olamazdı heralde. Film bence bu yönden eksik kalmış. Bu da anlatılsaymış 10/10’luk bir film olabilirdi benim gözümde ama bu haliyle de gayet yeterli, iyi bir film. Film gain’de yaklaşık 50’şer dakikadan 4 bölümden oluşuyor. Müsait bir zamanınızda peş peşe, bölmeden izleyip bitirmek çok daha güzel olur. Kısa keseyim -olduğu kadar- Bir film vakti kadar vakit da okumaya vakti ayırmayın. Filmi izleyin, izlettirin. Hayatta bakış açınız değişebilir.