Spoiler içeriyor
İlhami Algör'ün romanında Müzeyyen, Arif tarafından görmezden gelindiğini hisseder ve kendini mutlu hissetmediği için kızıyla birlikte onu terk eder. Müzeyyen, bireysel duruşunu koruyan bir kadının sergileyeceği tutarlı bir tavır gösterir. Arif'in dilinden aktarılan romanda Müzeyyen, hem bir arzu nesnesi hem…devamıİlhami Algör'ün romanında Müzeyyen, Arif tarafından görmezden gelindiğini hisseder ve kendini mutlu hissetmediği için kızıyla birlikte onu terk eder. Müzeyyen, bireysel duruşunu koruyan bir kadının sergileyeceği tutarlı bir tavır gösterir. Arif'in dilinden aktarılan romanda Müzeyyen, hem bir arzu nesnesi hem de silik bir silüet gibidir. Arif ise hayattaki hedeflerine tam olarak karar verememiş, hiçbir işte dikiş tutturamamış bir karakterdir. Yazar olmak istemekte, ancak bunu da tam anlamıyla başaramamaktadır. Kendi içsel çatışmaları, Müzeyyen'i arka planda bırakmasına neden olur. Sonunda beklenen olur ve Müzeyyen onu terk eder; Arif ise bu gidişi yalnızca izlemekle yetinir.
Kitabın uyarlama filminde ise bağlam 180 derece değişmiştir. Arif, Müzeyyen ile tanıştığında önceki ilişkilerinde sergilediği umursamaz tutumu bir kenara bırakır; sevimli-serseri, romantik ve kıskanç bir adama dönüşür. Müzeyyen’i fazlasıyla benimser ve onun hayatına dahil olmak ister. Ancak bu kez umursamayan tarafta Arif değil, Müzeyyen vardır.
"Müzeyyen’deki tuhaflığın ne olduğunu sonunda anlamıştım. Müzeyyen hiç flört etmiyordu. Gözlerini kaçırmıyor, heyecanlanmıyor, dili sürçmüyor, dudaklarını ısırmıyor, kendinden bahsetme konusunda en küçük bir heves göstermiyordu ya beni etkilemek gibi bir derdi yoktu, ya da beğenilmeye çok alışkındı."
Bu alıntı, Müzeyyen’in filmde nasıl farklı bir boyutta resmedildiğinin ipuçlarını verir. Kitap, bir iç çatışmayı ve genel düşünceleri anlatan bir günlük niteliğindeyken; film, kadın-erkek ilişkilerindeki dinamikleri farklı açılardan ele alan daha yapılandırılmış bir anlatı sunar. Arif’in önceki ilişkilerinde takındığı tavrı Müzeyyen ile değiştirmesi, karşısındaki kişinin kendisini çekebilecek "o" kadın olduğunu anladığında onu kaybetmemek için çabalaması, yaşadığı acıyla büyüyüp kendini gerçekleştirerek kitap yazması, gerçekçi bir gelişim süreci sunar.
Müzeyyen karakterinin filmdeki gerekçesi ise tam olarak net bir şekilde verilmemiştir. Arif’in çalıştığı yayınevindeki başka bir yazar karakterin, Müzeyyen hakkında "Halk arasında onun gibilere ne denir bilirsin." demesi, toplumun ona yönelttiği önyargıları gösterir. Ancak Müzeyyen, Arif’e yaptığı açıklamada yalnızca âşık olduğunu söyler. Böylece Müzeyyen’in davranışları izleyiciye sorgulama alanı bırakır. Sonuçta, kitapta Arif, filmde ise Müzeyyen ilişkiyi tüketen taraf olmuştur.
Film, Müzeyyen karakterine getirdiği farklı yorumla Türk sinemasında özgün ve hatırlanmaya değer bir figür yaratmıştır. Müzeyyen, alışılmış kadın karakter kalıplarının çok dışında durur. Geleneksel Yeşilçam anlatılarında sıkça rastlanan "fedakâr sevgili", "masum âşık" ya da "kötü kadın" gibi tek boyutlu kadın temsillerinin aksine, çelişkileri, derinliği ve çözülmesi zor halleriyle gerçek bir insan gibi yazılmıştır. Bir bakıma İlhami Algör'ün romanındaki Müzeyyen de kadın figürünün bir metaforu gibidir: Tanımlanamaz, ele geçirilemez, tamamıyla anlaşılamaz ama unutulamaz.