Spoiler içeriyor
26 Aralık 2004 tarihinde Sumatra adasının batı kıyısı açıklarında meydana gelen 9.1/9.3 büyüklüğündeki deprem 10 dakika boyunca sürmüş ve sonrasında yarattığı 15/30 m arasında değişen tsunami dalgalarıyla birçok ülkede ağır kayıplara sebebiyet vermiştir. Tayland'a tatil için giden María Belón-Enrique Âlvarez…devamı26 Aralık 2004 tarihinde Sumatra adasının batı kıyısı açıklarında meydana gelen 9.1/9.3 büyüklüğündeki deprem 10 dakika boyunca sürmüş ve sonrasında yarattığı 15/30 m arasında değişen tsunami dalgalarıyla birçok ülkede ağır kayıplara sebebiyet vermiştir.
Tayland'a tatil için giden María Belón-Enrique Âlvarez çifti ve üç çocuğunun afette hayatta kalma mücadelesi anlatılmaktadır.
Seneler önce tv'de denk gelip izlediğim bir filmdi. Tekrar izlemek istiyordum ve sonunda izledim. Kesinlikle hissettirdiği etki ve duygular daha farklı oldu. O zamanlar filmin ele aldığı dramın ciddiyetini fark edememişim.
Tam hatırlamıyorum ama böyle bir şey gördüğüme eminim: afetten etkilenen ve hayatını kaybeden birçok insan varken bir aileye odaklı anlatımı afeti yaşayan bazı kişiler saygısızlık olarak eleştiriyordu. Haklı öfkelerini anlıyorum fakat filmin amacı herkesin hikâyesini anlatmak değildi. Yer yer başka kişilerin hikâyesine ufak da olsa yer verilmiş.
Başka hikâyelere yer verilme konusunda bir rahatsızlık hissettim. Yerel halkın acısına şahit olamadım ya da bir hikâyesini göremedim. Ana karakterlerin etkileşimde bulunduğu insanların hikâyesi anlatıldı ve bunların hepsi yabancıydı. En azından yerel halktan birine de yer verilebilirdi.
Tsunaminin etkisi ve yarattığı tahribat çok iyi yansıyor seyirciye. Su karşısında insanın savunmasızlığı bir yana dursun doğanın diğer varlıkları ve eşyaların çokluğu gerilimi artırıyor. Film, gündelik kullanımda gerekli ve işe yarar birçok eşyanın o an hiçbir değerinin olmaması hissini çok iyi sundu.
Yapılan makyaj harikaydı. Filmi öteye taşıyan unsurlardan biri kesinlikle makyajdı. Öyle gerçekçi yapılmış ki o yaraları gördüğümde aşırı rahatsız hissettim; baldırdaki büyük kesik ve etin sarkması, hastane sahnesinde kan kusmayla beraber uzunca bir ipin çıkarılması... Bu sahne inanılmazdı. Aklıma geldikçe kötü oluyorum hala. İzlerken zor baktım.
Film iki bölümden oluşuyor denilebilir: Maria-Lucas ve Henry-Thomas-Simon. Maria-Lucas bölümü filmi taşıyan bölümdü. Tam bir hayatta kalma mücadelesi ve çok iyi oyunculuk vardı. Naomi Watts fiziksel acının hissini bu kadar iyi vermese filmin büyük çoğunluğu çöp olurdu. Ne kadar acı hissi varsa Maria üzerinden veriliyordu. Tom Holland da bir o kadar iyiydi. Bir çocuğun gözünden afetin etkileri bir yandan yaralı annesinin sorumluluğunun ağırlığı ve yansımaları... Çok iyiydi. İzlerken sürekli "ya sen daha çocuksun neler yaşıyorsun böyle" düşüncelerine kapıldım. İnanılmaz bir olgunluk ve çoğu çocuğun o an yapamayacağı birçok şeyi yapmak... Hala inanamıyorum. Süresini pek hatırlamıyorum ama filmin yarısına kadar Henry-Thomas-Simon üçlüsünün neler yaşadığı neler yaptıkları verilmiyor. Tsunami anında yaşadıkları sözlü bir şekilde aktarılıyor. Buradaki hikâye de ailenin diğer üyelerini bulma umudu üzerinden işleniyor. Umut güzeldir ama mantık içerisinde. Henry diğerlerini bulma umuduyla çocuklarını güvenli alana birkaç saat ya da günlük tanıdığı insanlara emanet ediyor üstelik en fazla 5(?) yaşındaki çocuğa kardeşinin sorumluluğunu yüklüyor. Ne kadar yanlış bir karar. Bilemiyorum öyle bir ortamda çocuğum olsa hayatta yanımdan ayırmam. Bu duruma çok da eleştiride bulunmak istemiyorum. Afetzede María hikayesinin doğru anlatılması için bizzat senaristle birlikte çalışmış. Henry tarafı ne kadar gerçek ne kadarı senaryolaştırılmış bilemiyorum.
Bir klişe vardır. Karakterler aynı ortamdadır ama bir türlü birbirlerini görmezler. Muhakkak biri diğerini de arıyordur. Birbirlerinin geçtikleri yerlerden geçerler de hep işte bir-iki dakika farkla buluşamazlar bir türlü. Tam böyle bir klişe ailenin bir araya gelme sekansında işleniyor. Yani ne bileyim tatlı bir gerginlik mi desem heyecan mı desem yaratmaya çalışmışlar da olmamış be. Hint dizisi izliyor gibi hissettim.
Büyük bir kısmını beğendiğim ve tekrar izlenilirliği olan güzel bir filmdi.