Ecinniler’i uzun zaman önce okumuştum. Ama hemen bir yorum yazmak içime sinmedi. Çünkü böyle bir eseri yüzeysel bir şekilde ele almak, kitabın ruhuna ve yazarın bize emanet ettiği derinlikli uyarılara haksızlık olurdu. O yüzden zaman tanıdım kendime. Kitaba gelirsek... Bir…devamıEcinniler’i uzun zaman önce okumuştum. Ama hemen bir yorum yazmak içime sinmedi. Çünkü böyle bir eseri yüzeysel bir şekilde ele almak, kitabın ruhuna ve yazarın bize emanet ettiği derinlikli uyarılara haksızlık olurdu. O yüzden zaman tanıdım kendime.
Kitaba gelirsek...
Bir kitap düşünün ki yalnızca karakterleriyle değil, satır aralarındaki sessizlikle de sizi rahatsız etsin. Dostoyevski’nin Ecinnileri, sadece Rusya’nın değil, her dönemin ruhsal krizinin kanlı canlı bir aynası. Öyle bir roman ki fikirler ete kemiğe bürünüyor, karakterler artık insanlar değil; ideolojilerin yürüyen cesetlerine dönüşüyor.
Bu romanı okurken, bir milletin boğazına kadar nihilizme batmışlık hâlini, göz göre göre gelen cinnet dalgasını ve tüm bunların arka planında "iyi niyetle" yapılan yanlışların nasıl felakete dönüştüğünü izliyoruz. Fakat daha derin bir şey var burada: İnsan, Tanrı’dan ve anlamdan koptuğunda hangi karanlıklara savrulabilir? Ecinniler, işte bu sorunun cevabını arıyor.
Romandaki karakterlerin hiçbiri "sadece bir karakter" değil. Hepsi bir fikir sistemini, bir ahlaki çatlamayı veya bir ruhsal çöküşü temsil ediyor. Stavrogin’in içi boş kibri, Kirillov’un Tanrısızlıkla tanrılaşma çabası, Şigalyov’un ütopya uğruna distopya kurma arzusu… Bu figürler bizden uzakta değil. Tam aksine, günümüz toplumunda farklı yüzlerle karşımıza çıkan aynı fikir hastalıklarının temsilcileri. Bu da Ecinniler’i klasik bir Rus romanı değil, her dönemin pusulası kılıyor.
Beni derinden etkileyen ise şu oldu: Dostoyevski bu romanda sadece ideolojileri değil, ideolojilere tapan insanı teşhir ediyor. Sanki modern dünyayı çok önceden görmüş. İnsan aklının ilahlaştırılmasıyla ahlakın çökeceğini, Tanrı'nın yokluğunun yalnızca metafizik olarak değil, toplumsal bir felaket de doğuracağını yazarken sadece Rusya'yı değil, geleceği anlatıyor.
Benim gözümde Ecinniler, “kurtuluş fikrinin” kendi içindeki çelişkilerini ifşa eden bir kitap. Sözümona özgürlük için yola çıkanlar, sonunda kendi düşüncelerine bile tutsak oluyorlar. Düşünce, Tanrı’dan ve vicdandan koptuğunda ecinniye dönüşüyor. Bu yüzden roman, bir politik hiciv değil; bir ahlak, bir inanç ve bir insanlık trajedisidir.
Her bölümü okurken kendime şu soruyu sordum: İdeallerimiz adına neleri feda etmeye hazırız ve feda ettiğimiz şey, bir başkasının hayatı mı olacak? Bu sorunun cevabını sadece kitapta değil, günümüz toplumlarının çelişkilerinde de bulmak mümkün.
*İlk dostoyevsky okuyuşumun ardından bir yıl geçmiş. En azından artık okuyabiliyorum