Yemek yerken “şöyle bir başlayayım” diye açtım ama film öyle bir sardı, öyle bir heyecan yarattı ki yemeği bıraktım. Tüm odağım saniyesi saniyesine sadece filme kilitlendi. Uzun zamandır hiçbir yapım beni bu kadar içine çekmemişti. Bu aralar izlediğim en etkileyici…devamıYemek yerken “şöyle bir başlayayım” diye açtım ama film öyle bir sardı, öyle bir heyecan yarattı ki yemeği bıraktım. Tüm odağım saniyesi saniyesine sadece filme kilitlendi. Uzun zamandır hiçbir yapım beni bu kadar içine çekmemişti. Bu aralar izlediğim en etkileyici film olabilir! Belki abarttığımı düşünüyorsunuzdur ama iyi filme açmışım demek ki.
Spoiler vermemeye çalışacağım çünkü bu filmi kesinlikle kendiniz deneyimlemelisiniz.
İşini bilen, ne yaptığını gerçekten anlayan birini görev başında izlemek inanılmaz tatmin ediciydi. Genel Müdür Kasagi ve Kondüktör Takaichi için ayrı bir parantez açmak istiyorum; aklıselimliği, kararlılığı, panik yaratmadan çözüm odaklı yaklaşımları beni büyüledi. Sayılar değil, insanlar önemliydi onlar için. Herkesin hayatı için mücadele ettiler. Ve bu tutumları beni gerçekten etkiledi.
Film boyunca aklım sık sık gerçek hayata kaydı. Ülkemizde ani olaylara karşı verilen tepkilerle kıyasladım ister istemez. Sahip olunan yetkinin sorumluluğu, karar alıcıların davranışları... Filmde bu yönler öyle ustalıkla işlenmiş ki kurgu olduğunu bile unuttum.
Ayrıca tüm birimlerin koordineli çalışması, zaman zaman yaşanan anlaşmazlıklara rağmen ortak bir hedef uğruna sorumluluk alabilmeleri çok iyi yansıtılmış. Evet, geçmişte yapılan hatalar zinciri olayları tetikliyor ama karakterlerin bu süreçten ders çıkarmaları, onların sadece "iyi" ya da "kötü" değil, çok daha katmanlı insanlar olduklarını gösteriyor.
Trendeki halkın paniği, çatışmaları, yaralanmaları da çok gerçekçiydi. Genelde “Japonlar çok disiplinlidir, panik yapmazlar” gibi genellemeler duyuyoruz ama burada ölümle burun buruna kalan bir kalabalık görüyoruz. Gerçekçi tepkiler verilmiş. O meşhur ‘soğukkanlılık’ aşırı idealize edilmemiş, bu da filmi çok daha insani yapmış. (Fujii kısmı biraz abartıya kaçtı ama oranın tıbbi altyapısını bilemeyeceğim.)
Doğal afet ya da felaket temalı filmlerde sıkça gördüğümüz, son yarım saatte her şeyi unutup "oh ne güzel atlattık" havasına girilmesini hiç sevmem. Genelde o geçişler yapay olur. Ama bu film öyle değil. Final anına kadar tansiyon yüksek, ritim hiç düşmüyor. Sadece... son sahnedeki kamera görüntüsünü o kadar efektle boğmalarına gerek var mıydı bilmiyorum. Trendeki biri çekmiyor ki o sahneyi; sizin kameranız, neden o kadar bozdunuz ki? Ayrıca spoiler geliyooor kızın travması ve fidye sebebi duygusal anlam taşıyor olabilir ama boş kalmış bence. Ama olsun, filmde rahatsız olduğum şeyler de bunlar olsun.
Küçük bilgi: Film 1975 yapımı "The Bullet Train"e referans verilmiştir aynı zamanda bu filmin 1994'te Speed adında Amerikan versiyonu da çekilmiş. Ayrıca bazı izleyicilere göre de ilk film daha iyi bir oyuncu kadrosuna sahipmiş ve gerilim daha iyi işlenmiş (reddit).