Bazı insanların içinde cayır cayır tutkular oluyor, herkeste olmayan bu ateş kiminde deniz,kiminde gök,kiminde savaşmak arzusu, kiminde sahnede olmak türlü türlü ama bu türden bir tutkunun herkese nasip olduğundan şüpheliyim, ya da oluyor da çoğusu ateş harlanmadan ilk kıvılcımda söndürüveriyordur…devamıBazı insanların içinde cayır cayır tutkular oluyor, herkeste olmayan bu ateş kiminde deniz,kiminde gök,kiminde savaşmak arzusu, kiminde sahnede olmak türlü türlü ama bu türden bir tutkunun herkese nasip olduğundan şüpheliyim, ya da oluyor da çoğusu ateş harlanmadan ilk kıvılcımda söndürüveriyordur belki,bilemiyorum.
Ama bu tutkuya sahip olmak iki ucu siprivri bir lûtuf-lanet çizgisi bu belli.
Bu kitap içinde deniz tutkusu olmadığını bilen beni dahi kahramanımız Mahmutun ateşine dahil etti hem de hiç farkına varmadan, öyle iyiydi ki kitaba daldığım sıralarda deniz tutkum var yanılgisina kapıldım , yer yer o tutuşarak isteme haline özentimden yoksa da olsun istedim...
Kısacık bir kitap okudum, denize ait bir ruhun hayatını dinledim şimdi öyle hissediyorum ki tüm kayıklara ,denize, yelkenlilere hep Mahmutun gözlerindeki parıltının yansımasından bakacağım .
Kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum , suların mavisi sizde hiçbir şey uyandırmıyorsa dahi bu kitabın içinizi kendi denizinize aganta burina burinata demek isteğiyle dolduracağı kesin ⛵️🗺
🌊 Alıntılar
O sana şimdi öfkelenebilseydi, ölümü için değil, maçoları tam bir denizciye yakışacak surette sağlam bağlamadığin için kızardı. Ne olacak a canım! Hepimiz ya bir kaza ile ya da kazasız olarak cavlağı çekeceğiz. Ama ne bileyim; ölmeden önce insan yaşar a! Bu dükkânın içinde sürdüğüm hayata yaşamak mi denir? Bu yașamak değil, uzun ölüm. Denizde gezenler ne mutlu insanlar ki, böyle bir bakkal dükkânında karaya vurmuş balıklar gibi boğulup gitmiyorlar, dedi
🌊
Söylediklerim kulağina küpe olsun Baban denizci olmanı istemiyor, ama ben denizciyi gözünden tanırım. Sen bir denizci oğlusun. Gemide direğe, öteye beriye tırmanırken gözüni
dört aç. Yoksa bir düșer de kötürüm kalırsan halin yaman olur. Şu Murat Dayi ile bana bak o Kör Halitin hanına, ben de bu mağara gibi dūkkâna boğazımızdan bağlı kaldık. Doğum, hastalık, Allah'in emri. Anladık! Ama ne bileyim
ozlediğin bir işte çalışmadan,içine doğduğun dünyanın ötesini berisini hic görmeden. tas üstüne bir tas koymadan bir ağaçcağız olsun dikmeden bir güncegiz olsun şunun bunun eteğini öpmeden yaşıyamamak ve böylece dünyadan defolup gitmek de Allahın emri değil a!
Diye bağırdı
🌊
Donmuș, kara bahtlı bir
yüz. Dayanabileceğinden çok daha fazlasını çekmis bir çocuk yüzü. insan o kadar acıyordu ki
bakışının önünde, onun kadar mutsuz olamadığina utanıyor, -Beni bağışla!" diye yalvarası geliyordu.
🌊
Boğulanlar için duyulan kederi herkesin yüzünden okur, boğulanların öksüz kalmış çocuklarına sokakta rastlar, onlarin evlerinin önünden geçerken kadınlarının hıçkıra hıçkıra hıçkıra ağladıklarını duyar batmış gemiden kurtulanların türkülerini
kendi ağızlarından dinlerdim. Denizden soğumak şöyle dursun, boğulanlarla beraber bulunamadığım, denizin öfkesiyle karşılasmadığım ve ölüm dirim savașı da olsa denizle al takke ver külâh güreșemediğim için hayıflanırdım.
🌊
Ben öyle arkadaşlar edindim ki, onlarin birisi
yanıma gelince, yanıma birisi gelmiş gibi değil, yanımdan yabancılar ayrılmıș da kendimle başbașa kalmışım gibi oluyordum
🌊
Evet, Erkek Fatma biraz eğrimsi ve
biraz vahși idi. Ama ben onu olduğu gibi seviyordum. Bence `onun vahșiliğini dindirmek, kıpkızıl gelinciğin rengi pek haykıricıdır diye, onu
soldurmaya kalkışmak gibi bir șey olurdu
🌊
Onda herkeste arayip arayip da pek az bulduğum ya da hiç bulamadığım
ve hep özleyip durduğum bir șeyin pek çoğu vardı
🌊
Bodrum'a varinca duyacağimi umduğum tadi bulamadım.
İnsan bir mevsimde, bir ağacın belli bir dalında bir yemiş
buluyor; yiyor
ve hoşuna gidiyor.
Bir iki mevsim sonra gene ayni dalda aynı yemiși arıyor;
ya yemiş dalda bulunmuyor, ya da bulunursa hoşa gitmiyor belki yemiși arayan değişmiş oluyor.
🌊
Böyle
konuşarak bana masumiyetini, göğsünü açarmış gibi açan bu ihtiyarcığın yüreğine, ben nasıl olur da zehirli bir kazmayı fırsat bu fırsat sattır! diye harttadak saplar, herifin canina kıyardım? Gâvur Ali ile karşılaşsak -ona da
yapamazdım a- haydi neyse, hiç
olmazsa onunla al takke ver külâh savașır, elinden toprağını çatır çatır alirken kopan gürültü arasınde
ne halt ettiğimi düşünecek vakit bulamazdım belki.
🌊
Yüzünde apaçık bir küçümseme okudum
Neyse, ben fazla ileri gitmedim; onun da öfkesi gecti. Kimi vakit açık denizlerde güvertenin bir köșesine sıkışakalmış bir tas parçası bulurdum
da o tașı üç dört bin kulac derinliğindeki denize atarken, karanlıăa yavas yavas gömülen tasa bakarak, derdim. Ayse'nin o gün söylediklerini, o günkü halini unuttum. Nitekim deniz de bağrına atılan taşı unutur
ama, o taș gene oradadır ve oradan bir daha çıkmaz
🌊
iste hep, diyen acı bir çığlıktı, işte o geceden sonra karım önüme dikilip vazifelerimizin kupkuru kâhyası olmaktan çıktı. Özleyişimin önüne geçmenin ne benim, ne de onun elinde olmadiğını üzünçle sezdi. Artık,Yasak! diye yoluma set çekmiyordu. Fakat
yürüdüğüm yolun üzerine çıplak
ve savunmasız uzanıyor, demiyor, Istersen beni çiğne de geç!> diye yalvarıyordu. O zamana kadar sevginin ne güclü sey olduğunu sevmekle anlamıştım Fakat bu sıralarda acımanın sevgiden kat kat güçlü olduğunu duydum. Yoluma giderken attrğım her adımda Ayşe nin gözlerini yüzünü ve koynunu sanki demir ayakkabılarla çiğniyecekmişim gibi oluyordum