" Kalbinde çözülmeden kalan her şey için sabırlı ol. Soruların kendisini sevmeye çalış, kilitli odalar ve yabancı lisanda yazılmış kitaplar gibi, cevapları şimdi arama. Şu anda cevaplar sana verilemez çünkü sen henüz onlarla yaşayamazsın. Bu her şeyi yaşama meselesidir. Şu…devamı" Kalbinde çözülmeden kalan her şey için sabırlı ol. Soruların kendisini sevmeye çalış, kilitli odalar ve yabancı lisanda yazılmış kitaplar gibi, cevapları şimdi arama. Şu anda cevaplar sana verilemez çünkü sen henüz onlarla yaşayamazsın. Bu her şeyi yaşama meselesidir. Şu anda senin soruyu yaşaman gerekiyor. Belki daha ilerde, farkına bile varmadan, günün birinde kendi cevabını yaşarken bulacaksın. "
- Rainer Maria Rilke
__________________________________________
Bu metin, bize cevaptan önce gelen asıl şeyin deneyim olduğunu hatırlatıyor. Hayatın belirsizliğinde savrulurken, içimizde taşıdığımız sorularla yaşamayı öğrenmemiz gerektiğini söylüyor. Aceleyle çözmeye çalışmak yerine, sorularla dost olmayı; onlarla birlikte büyümeyi öğütlüyor.
Hayat, çoğu zaman bize netlik sunmaz. İnsan zihni açıklık arar; bilinmeyene karşı tahammülsüzdür. Oysa kalbin bilgeliği farklıdır - o, bazı soruların yalnızca yaşanarak anlaşılabileceğini bilir. - Yukarıdaki metin, bu iki boyut arasındaki gerilimi şiirsel bir dilde dile getiriyor: zihnin çözüm arzusu ile varoluşun sabırlı olgunluğu.
Soru sormak, insan olmanın en içsel edimlerinden biridir. Ancak her soru, bir cevaba doğrudan açılmaz. Bazı sorular, cevapsız kalmak için değil, bizi dönüştürmek için vardır. Onlar birer eşiktir; önünde beklememizi, sessizleşmemizi, hatta kimi zaman kaybolmamızı isterler. Çünkü bu eşiklerden geçmeden ulaşacağımız her cevap eksik, yapay ve erken olacaktır.
Hayatta bazı sorular vardır ki, cevabını hemen bulmak mümkün değildir. Bu sorular, bir kapının ardında kalmış bir sır ya da henüz okunamayan bir dilde yazılmış bir kitap gibidir. Zihnimiz ısrarla anlamaya çalışsa da, kalbimiz henüz o cevabı duymaya hazır değildir. İşte tam da bu yüzden sabır gerekir. Çünkü bazı cevaplar sadece zamanla, yaşanarak, içselleştirilerek gelir.
Metin, zamanı bir öğretmen olarak çağırıyor. Anlatmak istediği şu: İnsan, bazı hakikatleri duymaya ancak belirli bir içsel olgunluk seviyesine ulaştığında hazır olur. Bilgeliğin zamanı vardır; tıpkı meyvenin olgunlaşma süreci gibi. Aceleyle koparılan her bilgi, eksik tadıyla insanı yanıltır. Oysa gerçek cevaplar, yaşanmışlıkların içinde filizlenir, yavaş yavaş içimizde yer bulur.
Felsefeci Kierkegaard’ın dediği gibi, “Hayat, ileriye doğru yaşanır ama geriye doğru anlaşılır.” Belki de bazı cevaplar, ancak zamanın içinde sessizce sürüklenirken fark edilmeden hayatımıza yerleşir. Onları bir gün, geçmişe dönüp baktığımızda, yaşanmış bir cümlenin içinde, bir sabahın aydınlığında, bir insanın gözlerinde tanırız.
Ve belki bir gün, hiçbir kesinlik beklemediğimiz anda, cevabın zaten bizimle birlikte yürüdüğünü fark ederiz. Çünkü bazı cevaplar, arandığında değil, yaşandığında kendini belli eder. Çünkü bazen soruyu yaşamak, cevabı aramaktan daha sahicidir.
Ve metnin belki de en çarpıcısı şu: Cevaplar dışarıdan gelmeyecek. Onlar, zamanla bizim içimizde şekillenecek. Bir sabah uyanıp da, içimizde bir sükûnet hissettiğimizde fark edeceğiz ki, artık o eski soruların yükü yok üzerimizde. Çünkü biz, sorularla birlikte olgunlaştık; cevap, farkında olmadan biz olduk.