Dizi, konu olarak Thomas Harris'in kaleme aldığı Hannibal Lecter dörtlemesinden esinlenmiştir. Yazar, kitaplar hakkındaki bir röportajında, Dr. Alfredo Balli Trevino adında meksikalı bir doktordan ilham aldığını söylemiştir. Bu adam; 1959'da işlediği cinayette mesleki bilgisini kullanarak kurbanının cesedini cerrahi bir ustalıkla…devamıDizi, konu olarak Thomas Harris'in kaleme aldığı Hannibal Lecter dörtlemesinden esinlenmiştir. Yazar, kitaplar hakkındaki bir röportajında, Dr. Alfredo Balli Trevino adında meksikalı bir doktordan ilham aldığını söylemiştir. Bu adam; 1959'da işlediği cinayette mesleki bilgisini kullanarak kurbanının cesedini cerrahi bir ustalıkla parçalara ayırmıştı. Dr. Alfredo Balli'nin Hannibal Lecter'ın aksine yamyamlıkla doğrudan bir ilişkisi yoktur. Yani Hannibal gerçek hayatta kısmen var kısmen yok. Yazar; yamyamlık, entelektüellik, klasik müzik sevgisi, lüks tutkusu gibi ögeleri birleştirerek lezziz bir kurgu ortaya çıkarmıştır.
Diziye dönecek olursak, klasik bir polisiye hikayesinden çok daha fazlası. Diziyi, sektörde saygın kılan asıl nüans estetiği. Sanat eseri niteliğinde işlenen cinayetlerin her biri sahibiyle kusursuza yakın bir şekilde özdeşleştiriliyor. Bryan Fuller'ın zihninden çıkan bu karanlık şaheser; izleyiciyi sadece bir suç hikayesine değil, zihinsel bir kabusa sürüklüyor. Merkezdeki iki karakter - FBI profilcisi Will Graham ve psikiyatrist Dr. Hannibal Lecter- arasındaki ilişki katman katman gelişim gösteriyor, detaylıca işleniyor.
Will Graham, empati yeteneğiyle katillerin zihnine girebilen bir adam. Ama bu yetenek, onu her geçen gün deliliğin sınırına daha çok yaklaştırıyor. Hannibal ise, dışardan nezaket ve kültür abidesi gibi görünse de, içinde tarifsiz bir karanlık taşıyor: bir yamyam seri katil. Ve bu ikili birbirlerinin aynası haline geliyor.
Görsellik konusundaki eşsizliğine bir kez daha değinmeden duramayacağım. Her bölüm sanki bir tablo gibi. Yemek sahneleri, teorik olarak iğrenç olması gerekirken tam aksine oldukça büyüleyici. Çünkü Hannibal'ın sunumu onun en sanatsal eseri. İşinin en sevdiği kısmı.
Hadi birlikte ikilinin ilişkisini daha yakından inceleyelim. Will ve Hannibal'ın ilişkisi; dostluk, hayranlık, nefret, bağlılık, ihanet ve rekabeti aynı anda taşıyor. Dizi ilerledikçe Will'in zihinsel çöküşü ve Hannibal'ın duygusal saplantısı iç içe geçip birbirini büyülüyor. Hannibal sonunda kendini ve sanatını anlayan birini bulmuş, ve cinayetlerinin sebebi zamanla Will'i kendini daha yakından tanıması amacına boğulmuştur. Will ise zaman zaman tiksindiği empatisini doğru şekilde besleyen ve kendi karanlık tarafını gördüğü Hannibal'a karşı içten içe işlediği suçlara devam etme arzusu gütmektedir. Birbirlerinin cehennemine düşen iki adam... Bu sanatsal manifesto, seyirciyi "Bir katili sadece yakalayarak mı durdurursun yoksa zihnine girerek mi? Zihnine girersen elindeki kan sana da bulaşmaz mı?" ikilemine sık sık sokuyor.
Hannibal, sıradan bir dizi değil. O bir psikolojik ayin, çok boyutlu bir satranç, estetik bir cehennem, sanatla bezenmiş delilik... Bölümler arka arkaya insanı sarhoş ediyor. Her sahne, izleyiciyi kendi karanlığına bir adım daha yaklaştırıyor.
Sanatsallığıyla görsel şölen yaşatan, tezatlıklarında birbirini bulan iki insanın birbirine mecburiyetini işleyen, klasik polisiye dizilerinden uzak kıyılarda kendini gösteren bir başyapıt, bir şaheser.
Ben izlediğimde çok etkilenmiş, çok beğenmiştim. İzlemeye değer mi, kesinlikle! Bana güvenin ve bir şans verin.
Umarım faydalı bir inceleme olmuştur. Keyifli seyirler :)