Bu filmi izlememe sebep olan Selimhan Öztekine teşekkürlerimi ileterek başlamak istiyorum. Aslında bir nevi izlemek zorunda bırakıldım. İzledikten sonra neden popüler olmadığı hakkında da epeyce düşündüm. Hadi birlikte bu çok katmanlı manipülasyonu inceleyelim; “Anılar hatırladığımız gibi değil, hissettiğimiz gibi kalır.”…devamıBu filmi izlememe sebep olan Selimhan Öztekine teşekkürlerimi ileterek başlamak istiyorum. Aslında bir nevi izlemek zorunda bırakıldım. İzledikten sonra neden popüler olmadığı hakkında da epeyce düşündüm. Hadi birlikte bu çok katmanlı manipülasyonu inceleyelim;
“Anılar hatırladığımız gibi değil, hissettiğimiz gibi kalır.” Jorge Dorado’nun bu zarif ve ürpertici ilk uzun metrajı, bilinçaltının kadrajına çevrilen bir kamera gibi çalışır. Ve her karede bir soruyu yankılar: "Gördüğüm şey gerçek mi, yoksa görmek istediğim şey mi?"
Ana karakterlerimizden ilki John Washington, bir "memory detective"tir; insanların zihnine girip anılarını görselleştirebilen bir yeteneğe sahiptir. Ancak bu yetenek, bir nimetten çok bir lanet gibidir. Çünkü zihin, ne zamana ne de hakikate sadıktır.
Diğer başrolümüz Anna ise 16 yaşında bir dâhi. Ancak neyin kurbanı, neyin faili olduğu belirsiz. Zekâsı bir orman gibi sık, içi ise aynalarla çevrili.
John, onun zihnine indikçe, Anna’nın da onun zihnine sızdığı fark edilir. Ve film bir noktadan sonra artık sadece bir “davayı çözmek” değil, "kim kimi hatırlıyor, kim kimi kandırıyor?" sorusuna dönüşür.
Memento gibi Mindscape de doğrusal olmayan, ama bu defa “anıların zamansızlığı” ile örülmüş bir kurguya sahiptir. Her hatıra, bir tablo gibi akar ekrana. Ama bu tabloların renkleri, zamanla solmaz. Zamanın kendisi yanlış olabilir.
Film, sürekli bir “flashback içinde flashback” izlenimi verir, ama asıl gücü, bu geçişleri duygusal akışla sağlamasında yatar. Anıların sıcaklığıyla gerçeğin soğukluğu arasında ince bir pus var. İşte o pusun içinde, Anna’nın oyun kuran gözleri bize bakar.
John Washington, geçmişinde kendi ailesine dair bir trajedi taşıyan, kırılgan ama görevine sadık bir hafıza dedektifi. Ancak o da hatırlamaktan korkar. Ve Anna’yı çözmek isterken, kendini çözülür halde bulur.
Anna, Hitchcockvari bir femme fatale'dir. Femme fatale: öldürücü, tehlikeli, manipülatif kadın (fransızca). Onun silahı güzelliği değil, hikâye anlatma becerisidir. Anılarını bir tiyatro sahnesi gibi yönetir. Ve izleyicisini, yani John’u, rolüne inandırır.
Filmde kullanılan filtreler soluktur; zihin sahneleri rüyayı andırır. Ama gerçek dünya da pek canlı değildir. Bu kasıtlıdır: Çünkü gerçek ile hayal, aynı melankolik kumaştan dokunmuştur.
Yönetmen Dorado, bu filmi göz temasıyla anlatır. Anna’nın her bakışı, bir tehdit değil; bir davettir: cesaretin varsa zihnimde gezin, çıkmana izin verirsem çıkarsın.
Lucas Vidal’in müzikleri, bir nabız gibi film boyunca akar. Ne büyük iniş çıkışlar, ne kahramanlık melodileri… Sadece "metronomun" kalp atışı kadar ritmik, ama anılar kadar tedirgindir. Tıpkı Anna’nın sessizliği gibi: Konuşmaz, ama ruhunun çığlığı duyulur.
Anılar objektif değildir. Zihin, izlediğimiz bir sinema değil; yazdığımız bir senaryodur. Ve bazen bu senaryoda “kurban” olmak, “fail” olmaktan daha konforludur.
Anna’nın hikâyesi, bir tür “karanlıkta büyüme masalı.” Ama bu masalın sonunda prens yok, yalnızca kendini kandıran yetişkinler var. Ve bir çocuk… Her şeyin farkında olup, buna rağmen sadece gülümseyen bir çocuk.
Anna'nın zihni, bir labirent. John ise o labirente girdikten sonra çıkıp çıkmadığını bile bilmiyor. Çünkü bir anıdan uyanmak mümkün olsa bile, inandığın şeye sırtını dönmek mümkün değildir.
“Bazen geçmişe sadece hatırlamak için değil, onun içinde yaşamak için döneriz.” Mindscape, bu yolculuğu anlatır. Ve her izleyiciye şu soruyu fısıldar: “Gerçekliği mi istiyorsun, yoksa inandığın hikâyeyi mi?”
Kurguda doğru-yanlış, siyah-beyaz yoktur. Öznel ve gridir. Başta doğrusal ilerlerken zamanla ters köşelere alıştırır, tam alıştığınız anda yeniden düz akmaya başlar. Bu mayhoş bir etki yaratır.
Hak ettiği değeri görmediğine inanıyorum ama bırakalım da bu şaheser biraz gizli kalsın. Bana kalırsa mutlaka bir şans verilmeli.
Spoiler vermeden aktarmaya çalıştım. Umarım faydalı bir inceleme olmuştur. Keyifli seyirler :)