Spoiler içeriyor
"Karda donmak üzeresin, uyumak tatlı geliyor ama sen, öldüğünün farkında değilsin." Bu filmi daha güzel anlatan başka cümle olamazdı. Bu bir aşk hikayesi değil. Korkak bir adamın, erkeklerin hepsinin aynı olduğunu düşünen bir kadının peşinden koşup kendini aşık etmesinin ardından…devamı"Karda donmak üzeresin, uyumak tatlı geliyor ama sen, öldüğünün farkında değilsin."
Bu filmi daha güzel anlatan başka cümle olamazdı.
Bu bir aşk hikayesi değil. Korkak bir adamın, erkeklerin hepsinin aynı olduğunu düşünen bir kadının peşinden koşup kendini aşık etmesinin ardından klasik "sen daha iyilerine layıksın, sonra bana teşekkür edeceksin" palavralarıyla ayrılmasını konu alan bir film.
Ada, daha önceki deneyimlerinden dolayı erkeklerin aynı olduğunu düşünüp aşktan kaçan bir kadın. Kalabalık ve yorucu şehir hayatında, kendini ikinci el kitapların daha önceki hikayelerini merak ederek okuyan, heyecansız hayat süren biri.
Alper ise günübirlik yaşayan, eski plakları dinlemeyi seven, kimseyle arasındaki bağı uzun tutmayan -ailesi ile bile- kendini yalnızlığa mahkum etmiş, anlık yaşayan biri. Alper'in psikolojisini anlamak benim için güçtü. Kendi içinde çatışan ve bu çatışmadan sürekli kaçan biri. Kendiyle yüzleşmiyor. İş ciddiye gidince hemen kaçıyor. Korkak gibi saklanmak yerine kendiyle yüzleşip, sorunlarını halletse ortada bir şey kalmayacak. Ama hep kaçmayı seçiyor. İlişkileri ciddiye binince Ada'yla birlikte sevgi ile iyileşebilecekken, sevdiği kadının kendisini sevmesine rağmen daha iyilerine layık olduğunu söylüyor. Karakter başta kendini sevmiyor zaten. Kendini sevmeyen biri başkasına da sevgi veremez.
Gerçekten gerek var mıydı kaçmanın? ..
Üzücü bir film değildi. Herkes hakkettiği hayatı yaşadı ve kesinlikle sonu olması gerektiği gibi bitti. İlişki korkak adamlarla değil, sevgisi için her şeyi göze alabilecek, olgun ve en önemlisi ne istediğini bilen adamlarla devam edilir.
Alper gibi adamlar her zaman yalnız olmaya mahkum olacaklar.
Çok detaylı bir yorum olmadı kısaca birkaç şey yazdım...
...
Ada: Sen nasılsın, nasıl gidiyo her şey? Restoran falan devam değil mi?
Alper: İyiyim, çok iyiyim. Her şey yolunda. (Hiç iyi değilim Ada. Seni hiç unutmadım. Bunların olacağını hiç düşünmemiştim. Yarım yamalağım, her şey bombok. Sen atlattın mı yoksa benden intikam mı alıyosun? Gülümsüyosun. Gerçek mi? Hiç böyle olacağını düşünmemiştim. Senden ayrılığım ilk günler kuş gibi hissetmiştim kendimi. Sana da ve kendime de iyilik yaptığımı düşünmüştüm. Ta ki ufacık bir şey beni darmadağın edene kadar... Sana ait ufacık bir toka alay etti benimle o gün. İşte o sabah seni ve neleri kaybettiğimi anladım. Bi daha sen olmayacaktın. Bi daha bunları yaşayamayacaktım ben başkasıyla. Hayat alay etmeye devam etti benimle. Sana benzeyen yüzler, kokuna benzeyen kokular, sesine benzer sesler çıkardı karşıma. Ya da bana mı öyle geldi ne. Bilmem. Biliyor musun bi' gün nerde kaybettiğini bilmediğin o küçücük saç tokası hala cebimde durur.)