Koç Carter karakterinin en beğendiğim yönü; öğrencilerinden sadece iyi bir sporcu olmalarını değil, aynı zamanda karakter sahibi bireyler olmalarını da arzulamasıdır. Öğrencilerinin akademik başarısızlıklarına rağmen sadece spora yönelmelerine izin vermez. "En korktuğumuz şey yetersiz olmak değil. En korktuğumuz şey ölçüsüz…devamıKoç Carter karakterinin en beğendiğim yönü; öğrencilerinden sadece iyi bir sporcu olmalarını değil, aynı zamanda karakter sahibi bireyler olmalarını da arzulamasıdır.
Öğrencilerinin akademik başarısızlıklarına rağmen sadece spora yönelmelerine izin vermez.
"En korktuğumuz şey yetersiz olmak değil. En korktuğumuz şey ölçüsüz derecede güçlü olmak. Karanlığımız değil, ışığımız korkutuyor bizi en çok. Küçük oynaman dünyayı kurtarmaz. Etrafındaki insanlar kendilerini güvensiz hissetmesin diye ezilip büzülmen bilgece değil. Hepimiz parlayacağız, çocuklar gibi. Kendi ışığımızı saçtığımızda farkına varmadan başkalarına da açıyoruz aynı yolu. Kendi korkularımızdan kurtulduğumuzda, varlığımız özgürleştirecek başkalarını da."
İlk cümle, insanların çoğu zaman başarısızlıktan değil, başarılı olmaktan korktuğunu anlatır. Çünkü başarı sorumluluğu da beraberinde getirir. Bir şeyi yaptım ve oldu demekle yetinemezsin çoğu zaman, o şeyin sürdürülmesi beklenir. Parlamak, fark edilmek, öne çıkmak beraberinde beklentileri doğurur. Pek çok insan da bu beklentilerden ve beklentilerin üzerinde yarattığı baskıdan kaçar. Başarılı olmak gerçekten tatmin edici, ancak insanın hareket alanını oldukça kısıtlayan da bir şey. Başarılı insanlardan hep bir rutin beklenir, performans düşüklüğüne asla tahammül edilemez. Başarılı insanların hep bir kalıbı vardır ve onun dışına çıkması pek hoş karşılanmaz. Belirlediği standardın altına düşmemelidir, kendi sınırını kendi belirler, bu çoğu kez beklentilere göre şekil alır.
Gerçek başarı nedir? İyi bir iş mi? İyi bir evlilik mi? Gerçek aşkı bulmak mı? İyi bir kariyer mi? Buna verebilecek cevabım yok çünkü başarıya ulaşmanın mutluluk getireceğine inanıyorum ancak tek bir şeyin sağlanması ile bu mümkün olmayacaktır. Aslında burada, önemli olanın "kendimizin neyi istediği" şeklinde basit bir cevap verebilecek olsak da, bu bana hiç mi hiç inandırıcı gelmiyor. Önemli olan kendimizin ne istediği falan değil, bu kadar komplike bir hayatta tek cevap kendimiz olamıyoruz çoğu zaman maalesef.
Kendimizin ne istediği, bununla birlikte beklentilerimiz ile mevcut yaşamamızın uyumluluğu, yaptığımız işten/eylemlerden ne kadar tatmin olduğumuz ve ortaya çıkan sonucun sarf ettiğimiz motivasyonu karşılayıp karşılanmadığı vb... daha pek çok etken var.
Çevre tarafından başarılı olarak görülen çoğu şey çoğu zaman kişinin kendisini tatmin etmeyebilir. Ya da kişi bile çoğu zaman o şeyden umduğunu bulamayabilir.
Bu kadar göreceli bir kavramı da mutluluğun merkezine oturtmak düşününce pek de mantıklı gelmemeye başladı şimdi. Metni nasıl sonlandıracağımı da bilemedim, tuhaf bir bilinçakışı tekniği oldu. Sevdiğim bir kişinin yaptığı son paylaşım, bu kadar safsatayı noktalayama uygun düşer bence :)
"Özünde, hiçbir şey mantıklı değildir." (Yalın Alpay)