Dhammapada, Budist edebiyatının en bilinen, en sade, en etkili eserlerinden biridir. Sanskritçede "Dharma" (öğreti, doğru yol) ve "Pada" (söz, ayak izi) anlamına gelen kelimelerin birleşimi, kitabımızın adını tam olarak bu anlamlarıyla oluşturuyor. Yani "Dharma'nın Sözleri" ya da daha şiirsel tabirle…devamıDhammapada, Budist edebiyatının en bilinen, en sade, en etkili eserlerinden biridir. Sanskritçede "Dharma" (öğreti, doğru yol) ve "Pada" (söz, ayak izi) anlamına gelen kelimelerin birleşimi, kitabımızın adını tam olarak bu anlamlarıyla oluşturuyor. Yani "Dharma'nın Sözleri" ya da daha şiirsel tabirle "Öğretici'nin Ayak İzleri" şeklinde çevirmek mümkündür.
Eserin kökeni oldukça eski, M.Ö 3. yüzyıla kadar uzanıyor. İçinde yer alan sözlerin büyük çoğunluğu, Siddhartha Gautama (Buda)'ya atfedilir. Buda'nın hayatta olduğu dönem ise M.Ö 6. yüzyıl civarındadır. Bu yüzden Dhammapada, doğrudan Buda'nın kendi söylemleri olmasa da, onun öğretilerini özlü sözler halinde derleyen bir metin olarak kabul görür.
Metin, Pali Kanonu adı verilen en eski Budist kutsal yazmaların bir parçasıdır. Spesifik olarak Theravada Budizmi'nde çok temel bir yere sahiptir ama Mahayana ve Zen gibi diğer Budist ekollerde de okunur, saygı görür. Toplam 423 kıtadan oluşur ve bu kıtalar 26 bölüm altında toplanmıştır. Her bölüm belli bir temaya odaklanır: zihin kontrolü, bilgelik, öfke, arzular, yol, hakikat vs.
Bu kitap size bir "okuma" eyleminden ziyade "durup bakma" eylemi sunuyor. Okuyorsun ama aynı zamanda susuyorsun, düşünüyorsun. Dhammapada, kafanı şişiren gürültülü öğütler değil, içini susturan bilgeliklerden oluşuyor. Buda, bir tarihi figür olmaktan çok bir yaşam biçimi olarak aktarılıyor. Bir kahraman değil, tarihte sıkışıp kalmış bir figür değil; çok iyi gözlemlemiş, çok iyi anlamış biri. İşin tuhafı bu anlatının binlerce yıl öncesinden gelip günümüz kalabalığına "biraz sakin ol" diye fısıldaması.
Kitabın en güçlü yanı sade olması: cümleler kısa, net ve tok. Bu sadelik bir eksiklik değil, bilakis çok değerli bir çekirdek. Her cümle kendini tekrar okutabilme potansiyeline sahip. "Zihninle düşman olma, çünkü onunla birlikte yaşamak zorundasın." Bu cümle güzel bir iç savaş özeti. Kitabın üslubu "şunu yap, böyle düşün, bunu kabul et" tarzında değil de daha usul bir tınıda "şöyle bir bak bakalım şu anda ne yapıyorsun, şu anda kimsin" diyerek öğretileriyle düşünmeye teşvik ediyor, onları dayatmıyor.
Ee gelgelelim eksilerine: Dhammapada, yer yer fazla "dünyadan elini eteğini çekmiş" tonda. Sanki bütün zevkler, arzular ve insani iniş çıkışlar gereksizmiş gibi sunuluyor. Huzuru bulmak için hayatı çok fazla yontmak gerekmiş gibi bir hissi var. Halbuki bazen insan, öylesine öğrenebiliyor, biraz acıyla, biraz kaosla, biraz tesadüfle. Yani kitap, kısım kısım "fazla bilge, fazla steril" kalıyor.
Dhammapada, yavaş okunan bir sessizlik kitabı. Okurken sanki Buda ile loş bir mutfakta, biraz çayla hayatı konuşuyorsunuz gibi hissettiriyor. Sesi asla yüksek değil, sakin, hatta fısıldıyor. Ama bazı bölümler cidden gerçekten fazla uzak. Kitap; hayatı, dünya zevklerinden arındırmayı bu kadar yüceltince insan bir noktada "peki biz burda ne yapıyoruz o zaman?" diye düşünmeye mecbur bırakılıyor. Aşk yok, hüzün yok, isyan yok, zaaf yok... Bu ütopik bir yaşam tasarısı. Ama naparsınız işte, budizm..
Yolu arayan herkesin çantasına sığar bu kitap. Ama arka arkaya okunmamalı, her satır okunmak için biraz naz yapar, doğru zamanda içinize işler. İtiraflarınız, acabalarınız ve keşkeleriniz haline gelir.
Umarım faydalı bir inceleme olmuştur. Keyifli okumalar :)