chatgptye "beni tanıdığın kadarıyla kesinlikle izlemelisin dediğin filmler ne?" diye sorarak haberdar olduğum bu film, en sevdiğim filmler arasına girmeyi başardı. ayrıca kendisi, üstüne en uzun incelemeyi yaptığım film de oldu ama el yazımla günlüğüme yazdığım ve ekstra olarak bir…devamıchatgptye "beni tanıdığın kadarıyla kesinlikle izlemelisin dediğin filmler ne?" diye sorarak haberdar olduğum bu film, en sevdiğim filmler arasına girmeyi başardı. ayrıca kendisi, üstüne en uzun incelemeyi yaptığım film de oldu ama el yazımla günlüğüme yazdığım ve ekstra olarak bir kere de dillendirdiğim tahlil ve çıkarımlarımı buraya tek tek yazmak için çok üşengecim.
fakat genel bir özet verecek olursam:
başrolümüz henüz büyüyememiş ve yeterince sorumluluk almayan, ilk tanışıldığı zaman insanlara çekici, farklı, eğlenceli gelen ama aynı özelliklerinden dolayı onunla ciddi (ister arkadaşlık üster romantik anlamda) bir şeylerin düşünülmemesine yol açan birisi. filmin başında hep "garip, uyumsuz, ait olamayan" kişiyken (buradaki ait olamayış varoluşsal sancının sanatsal bir tezahüründen çok duygusaldı ve bu beni karaktere çok daha yakın hissettirdi) sonrasında özünden bir şey kaybetmeden, mutsuzluklarına çözüm bulabilen bir karakterin, gelişim hikayesi.
bilmiyorum ya çok sevdim. bu karakterin büyüyüşüne, bir yetişkin olma hikayesine, değişmesine ama hâlâ aynı kalışına:) şahit oluyorduk ve hoştu, epey hoştu.
sinematografik açıdan aşırı estetik değil ama filmin kurgusuyla, vermeye çalıştığı duygularla olağanüstü şekilde uyuşan, o duyguya girmekte hiç zorlanmayacağınız görseller, vücut dilleri vardı. başrolümüzün dansçı olmasında da bunun etkisi vardı elbette ama diğer fiziksel özellikleri (uzun olması ve bununla ilgili "evlenmek için çok uzunum" şeklinde geçen repliği gibi detayların da) etkisi epey vardı bence. müzikler de duygunun verilmesine yardımcı olmaları konusunda çok çok iyi seçilmişlerdi.
en iyi arkadaşı Sophie ile olan ilişkileri de çok ilgi çekiciydi bence. çok "gerçekti". onu çokkk fazla sevmesi, gidince kalan boşluğu aynen tutmaya çalışması, bir yandan onu kıskanması, ona özenmesi ama onun iyiliğini istemeye devam etmesi...
ya en basitinden aidiyet sorununun somutlaştırılmasında "ev" konusunda yaşadığı problemlerin bir metafor olarak kullanılması çok hoş bir detaydıııı.
spoiler: ki filmin sonunda diceksiniz ki "ahhh ne kadar güzel bir isim seçmişler allah'ım mükemmel!!"
en son Frances'in (başrol) hazırladığı koreografi ve bununla ilgili söylediği "hata gibi görünen işleri yapmak hoşuma gidiyor." sözü de filmin özeti gibiydi.
yani başta hata gibi gözüken hareketlerin aslında "tam"lığın başka bir tezahüründen ibaret olduğunu çok iyi anlatmışlardı.
OF BAYILDIM YANİ İZLEYİN ARKADAŞLAR.
(epey bir şey yazdım içimde kalmasın diye diye xjdlrm raf'taki en uzun analizimi de böylece okumuş oldunuz, tebrikler efenim)