"Rüyalar başlamadan önce Yoğhne ve kocasının hayatları gayet sıradandı. Evliliğinin tekdüzeliğinde normal bir yaşam sürerlerken,Yoğhne rüyalar görmeye başladı ve vejetaryen olmaya karar verdi. Evdeki tüm etleri torbaya doldurdu. Kalamarları, yumurtaları. O hafta kocası,iş yerine ilk kez ütüsüz bir gömlekle gitti.…devamı"Rüyalar başlamadan önce Yoğhne ve kocasının hayatları gayet sıradandı. Evliliğinin tekdüzeliğinde normal bir yaşam sürerlerken,Yoğhne rüyalar görmeye başladı ve vejetaryen olmaya karar verdi. Evdeki tüm etleri torbaya doldurdu. Kalamarları, yumurtaları. O hafta kocası,iş yerine ilk kez ütüsüz bir gömlekle gitti. Bu ,korkunç değişimin başlangıcıydı." Han Kang
Öncelikle kitabın içeriğinden biraz bahsetmek istiyorum. Kitap üç bölümden oluşuyor. Yoğhne isimli , orta yaşlı , kocasıyla normal bir hayat süren, Seul'de yaşayan bir kadın. Bu kadın bastırılmış, sindirilmiş , kendini ifade edemeyen bir kadın. Birinci bölümde bir gün rüyasında korkunç şeyler görüyor ve bir anda vejetaryen olmaya karar veriyor. Sadece et yememekle kalmayıp evdeki deriden yapılmış kemer, ayakkabı vb ürünleri de atıyor. Böyle bir durumda olan kadının kocası eşiyle oturup ne olduğunu konuşmak yerine bu durumun umurunda olmadığını söylüyor. Hatta öyle ki eşiyle sadece kendi hazzına yönelik eylemler de bulunuyor ve bunu kitapta " İşim bittikten sonra hemen yana döner ve yorgana yüzünü gömerdi. Hiçbir şey olamamış gibi gözleri kapalı uzanıyor olurdu." Şeklinde belirtiyor. Kadın gün geçtikçe zayıflıyor ve kötü bir hal almaya başlıyor. Bunun üzerine kocası kadının ailesine haber veriyor. Birkaç gün sonra hep beraber aile yemeğine oturdukları sırada kadına bulunduğu bu davranışları neden yaptığını sormak yerine et yememsinin daha önemli bir şey olduğunu düşünerek kadını et yemeye zorluyorlar. Bu zorlamanın üzerine kadın *ntihara kalkışıyor ve olaylar burada başlıyor.
İkinci bölümde kadın iyice akli dengelerini kaybetmeye ve daha çok zayıflamaya başlıyor. Bu durumdan faydalanmak isteyen eniştesi akıl sağlığı yerinde olmayan bir insanla uygunsuz münasebet yaşıyor . Bunun gören Yoğhne'nin ablası ikisini de akıl hastanesine yatırıyor.
Üçüncü bölümde Yoğhne'nin iyice hastalandığını ve şizofreniye yaklaştığını okuyoruz. Hatta Yoğhne artık hiç birşey yemediğini kendini bir ağaç zannettiğini ve bu sayede onu sadece sulamları gerektiğini söylüyor .
Kitap Nobel ödüllü bir kitap ve okuduğum zaman gerçekten sadece bende oluşturduğu şey öfke oldu. Bir kadının aciz hale düşmesi, başka bir adamın ondan faydalanmak istemesi kesinlikle hiçbir şekilde kabul edilemez ve bu konu kitaplara işlenip ödül alması bambaşka bir şey. Özellikle bende bir kadın olarak bu kitabın içerisindeki olaylara tamamen karşıyım hiç kimse kadını bu şekilde gösterip, onu nerdeyse aşağılayıp birde Nobel "EDEBIYAT" ödülüne layık görülmesi beni çok üzdü . Bir edebi hikaye okuduğum zaman ondan mutlaka bir mesaj alırız. Eğer o kitap bir duruma karşı tepki olarak yazılmışsa bile en azından kitabın sonunda bu mesajı veya tepkiyi alırız ama bu kitap bence bir mesaj veya kadınlar hakkında bir tepki içermiyor bende hiçbir etkisi olmadı aksine okurken sinirlerim bozuldu diyebilirim. Aslında kadının bu ödülü almasının nedenini tarihsel travmalarla yüzleşen ve insan hayatının kırılganlığını ortaya koyan yoğun şiirsel edebiyat için verildiği söyleniyor. Ama bence bu kitapta ne şiirsellik var ne de tarihsel travma . Ödülü bence diğer kitapları adına vermişler . Kitapta dikkatimi çeken bir diğer husus Yoğhne'nin eniştesinin bir sanatçı olması. Bunda bir sıkıntı yok fakat ikinci bölümde adam hem akli dengesi yerinde olmayan kadının hem de kendisinin vücuduna çiçek desenleri çizip uygunsuz münasebetle bulunması ve bunu kayıt altına alıp "sanat" adı altında işlemesi. Bence yazarın sanata böyle bir ithafta bulunması bir hakaretten ibaret. Sanat ne zamandan beri böyle bir şeye dönüştü ? Sanat ne zamandan beri sadece kadın ve erkek üzerinde oluşan bir algıya dönüştü ? Aslında karşı çıkılması gerekilen bir durumda bu bence.
Son olarak şunu söylemek istiyorum: Günümüzde film, dizi, sinema sektöründe kadına şiddet, cinsellik , argo vb konular olmadıkça insanların dikkatini çekmez izlenmez gibi bir algı olması gibi kitaplarda da bunun yavaş yavaş işletmeye başlaması çok yanlış ve kesinlikle karşıyım. Bu duruma sessiz kalmamalıyız özellikle bu konuları bir kitapta işleyipte Nobel Edebiyat Ödülü almış bir kitap varken hemde...
Siz bu kitabı okudunuz mu ?
Bu kitap hakkında ne düşünüyorsunuz ?
Kitabı önermediğimi de açıkça söylemek istiyorum.