10.sınıfta ilk kez famous blue raincoat dinlediğimde bundan sonraki 7 8 senenin aralık ayı sonunda saat gece 4’te bu şarkıyı dinleyeceğimi düşünmemiştim. “It's four in the morning, the end of December I'm writing you now just to see if you're…devamı10.sınıfta ilk kez famous blue raincoat dinlediğimde bundan sonraki 7 8 senenin aralık ayı sonunda saat gece 4’te bu şarkıyı dinleyeceğimi düşünmemiştim. “It's four in the morning, the end of December
I'm writing you now just to see if you're better”
Sadece şarkıları değil şiirleri ve kitapları da aynı derinlikle etkiliyor beni. Görkemli kaybedenler Cohen’den okuduğum ilk romandı. Ama bu kitabı okurken roman okuduğunuzu düşünmemelisiniz, sanki bir iç sesi dinliyormuşsunuz ya da bir rüyaya hatta kabusa tanık oluyormuşsunuz gibi yaklaşmalısınız. Çünkü hikayeyi takip etmek imkansız, klasik anlamda bir kahraman ve olay örgüsü yok. Ana karakterin zihnine girip onun acı çekmesini, aşık olmasını sonra bu aşka küfürler etmesini, tanrısına yalvarmasın ve öfkeyle etrafına saldırmasını izliyorsunuz.
Kitabı okurken büyük keyif olmamı sağlayan bir nokta da şu: kitap boyunca Cohen’in şarkıları kulağımda çalmaya devam etti sanki. Avalanche şarkısındaki öfkeyi, suzanne şarkısındaki aşkı, famous blue raincoat’taki ihaneti kitapta hissettim. Bu yüzden kitap hem çok daha kişisel hem de yoğun hale geldi(hatta tehlikeli bir yoğunluk). Kitabın dünyasında hiçbir duygu ve insan saf değil. Aşk örneğin hem bir lütuf hem de bir ceza olarak görülüyor. Ya da edith hem bir kurtarıcı hem de bir yok edici. Suzanne şarkısında “touches your perfect body with her mind” dediği gibi cinsel arzu sadece tensel boyutta değil bu kitapta. Aşk ve cinsellik bedensellikten çıkıp kutsal bir ayine dönüşüyor. İkiliklerdem bahsetmiştim daha önce: kutsallık ve sapkınlık, şefkat ve öfke, inanç ve lanet hepsi iç içe kitapta. Dolayısıyla klasik bir roman deneyimi sunmuyor Cohen. Bir çöküşün, duanın, lanetin, aşkın zihnin derinlerinden gelen yankıları bu kitap.