İlginç fikirlerin senaristi Jimmy Warden en son uyuşturucu içip kafayı bulan ve çevresindeki insanlara saldırmaya başlayan Çıldırmış Ayı isimli komedi soslu korku filmiyle karşımıza çıkmıştı ve hatırı sayılır bir yankı uyandırmayı başarmıştı. Bu kez senaristliğinin yanı sıra yönetmenliğini de kendisinin…devamıİlginç fikirlerin senaristi Jimmy Warden en son uyuşturucu içip kafayı bulan ve çevresindeki insanlara saldırmaya başlayan Çıldırmış Ayı isimli komedi soslu korku filmiyle karşımıza çıkmıştı ve hatırı sayılır bir yankı uyandırmayı başarmıştı. Bu kez senaristliğinin yanı sıra yönetmenliğini de kendisinin yaptığı hayranı olduğu bir şarkıcının konserinde geçirdiği kaza sonucu aklını kaybeden ve onunla evlenmeyi kafasına koyan bir adamın hikayesini merkezine alan Borderline filmiyle karşımıza çıktı. Efsane aktör Jack Nicholson'ın oğlu Ray Nicholson babasının izinden giderek devraldığı mirasa cuk diye oturan Paul Duerson isimli takıntılı hayranı canlandırırken dünyanın en güzel kadını :) Samara Weaving ise onun takıntılı olduğu Sofia isimli şarkıcıyı canlandırıyor.
Bu filmin muhteşem olması için o kadar çok sebep var ki, ne yazık ki yeterince çarpıcı olamadığı için bu büyük fırsatı elinin tersiyle itiyor yönetmen. Bir kere ev istilası ve manyak bir partner deyince akla gelen ilk isim olan Samara Weaving yine aynı türdeki bu çok iyi fikrin tam ortasında yer alıyor. Bu kez partner olarak ise babasının izinden giden ve henüz kendisini kanıtlamaya çalışma döneminde olan Ray Nicholson gibi ilgi çekici ve heyecan verici bir isim var karşısında. E zaten mükemmel bir çıkış noktası yani hikayesi var filmin. Süresi çok makul, müzikleri çok iyi ama malesef işte kesinlikle hiç çarpıcı bir sahnesi yok. Filmin yine yer yer komediyi kullandığı sahneleri var buna bir itirazım yok. İlle de çok ciddi, karanlık bir atmosferde olması gerekmiyor. Hatta işlenebilse bu şekilde çok daha güzel bile olmuş olurdu. İzlerken müthiş bir bağ ve heyecanla izledim ama ne yazık ki istediğimi alamadım.
Peki çarpıcılık adına ne yapılabilirdi? Mesela Sofia'nın o pop yıldızı tarafını hem sanatsal anlamda hem de buna uygun bir tarzla çılgın yaşantısından çeşitli enstantaneler izlemek isterdim. Ki bu benim için çok önemli ve bunun olmaması filmi benim zevkime göre epey bir düşürüyor. Sonrasında ise gerek o ev istilası anının gerekse de sonrasında Sofia'nın kurtulmaya çalışırken verdiği mücadelenin çok daha fazla ve çok daha şok edici, tansiyon yükseltici şekilde işlenmesini isterdim. Yer yer değişik şeyler denenmiş ve bir şeyler yapılmaya çalışılmış ama bunlar kesinlikle çok yetersiz kalıyor. Üstüne bir de kim olduğu belirsiz bir oyuncunun canlandırdığı tamamen gereksiz bir korumanın ve kızının yaşadıklarını izliyoruz. Çok özür dilerim ama gerçekten bu kadar büyük bir aptallık olamaz. Ne yazık ki büyük bir fırsat daha heba edilmiş.
Söz konusu Samara Weaving olunca ben de bazen Paul gibi oluyorum 😅. O yüzden ben zaten her türlü arada açıp izlerim Borderline'ı. Kesinlikle iyi bir film. Ama çok çok daha iyi olabilecekken bunu yapmadıkları için bir tık hayal kırıklığına uğradım ve üzüldüm. Favori sahnem ise Paul'un karanlıkta sessizce gelip Sofia'ya sarıldığı ve tam o an da Sofia'nın yüzünden okunan o sessiz dehşet ifadesini gördüğümüz sahneydi. Sofia'nın her Paul deyişinde Paul'un "Adımı söylemene bayılıyorum" demesi (onu o kadar iyi anlıyorum ki 😅)... Sonlarda bir yerde Sofia'nın benimle olmak o kadar da matah bir şey değil demesi ve buna kimsenin inanmaması 😂... Samara Weaving güzelliği... Ray Nicholson'ın babasından kalan genetik deliliği... Hepsi çok güzel şeylerdi. Her türlü arada açıp izlenir. Ama umarım Jimmy Warden kendisini şu beş altılık senarist-yönetmenliğinden daha üst basamaklara çıkarmayı başarır gelecekte. Çünkü gerçekten harika fikirleri var.