Türkler Araplar’ın dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra, bu din ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemler’in ve ne de Mısırlıların vesairenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilâkis…devamıTürkler Araplar’ın dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra, bu din ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemler’in ve ne de Mısırlıların vesairenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilâkis Türk Milleti’nin millî rabıtalarını gevşetti, millî hislerini, millî heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü, Muhammedin kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde (üzerinde) ..... bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu (Arap milliyeti siyaseti ile sonuçlanıyordu). Muhammedin dinini kabul edenler kendilerini unutmaya, hayatlarını Allah kelimesinin heryerde yükseltilmesine hasretmeye mecburdular. Bununla beraber Allah’a kendi lisanında değil, Allahın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacaatta bulunacaktı (yakaracaktı). Arapça öğrenmedikçe Allah’a ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyet karşısında Türk Milleti birçok asırlar ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin âdetâ bir kelimesinin mânâsını bilmediği halde Kuranı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler...”.
Bunu yazan Atatürk aynı zamanda sayfa 117 de şunuda demiştir:“Türkiye Cumhuriyeti’nde herkes Allah’a istediği gibi ibadet eder. Hiç kimseye, dinî fikirlerinden dolayı bir şey yapılamaz. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî dini yoktur. Türkiye’de bir kimsenin fikirlerini zorla başkalarına kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna müsaade edilemez.”
Mustafa Kemal Atatürk’ün Medeni Bilgiler adlı eserinde yer alan ifadeler, yalnızca bir dönemin değil, bir milletin geleceğe dönük fikrî ve toplumsal rotasını belirleyen temel yapı taşlarını içerir. Din, milliyet ve bireysel özgürlük üzerine yaptığı tespitler, çağının ötesine geçen bir öngörüye ve rasyonel yaklaşıma sahiptir.
Atatürk’e göre Türk milleti, İslamiyet’i kabul etmeden önce de büyük bir milletti. Bu önemli vurgu, Türk kimliğinin İslamiyet’le başlamadığına ve dinin bir üst kimlik olarak milli kimliği bastırmaması gerektiğine dikkat çeker. O, İslam’ın Arap toplumu için gönderilmiş bir inanç sistemi olduğunu, fakat bu sistemin zamanla Arap milliyetçiliğini yayma amacına dönüştüğünü ifade eder. Bu durumun, İslam’ı kabul eden diğer milletlerde –özellikle Türkler üzerinde– millî şuuru zayıflattığını ve kültürel yabancılaşmaya neden olduğunu savunur.
Atatürk bu yaklaşımıyla, dini bir inanç meselesi olarak görürken, millet olmanın, ortak dil, tarih, kültür ve duygu birliğiyle oluştuğunu vurgular. Milliyetçiliği dinin önüne koymaz; ancak dinin milletin kültürel köklerini zedelemesine karşı çıkar.
İkinci metin ise Türkiye Cumhuriyeti’nin temel prensiplerinden biri olan laiklik ilkesinin doğrudan ifadesidir. “Herkes Allah’a istediği gibi ibadet eder” cümlesi, inanç özgürlüğünün açık bir ifadesidir. Atatürk, bu cümleyle dinin ancak kişisel bir alan olabileceğini, devletin ya da başka bir bireyin bu alana müdahale edemeyeceğini ortaya koyar.
Bu noktada önemli olan, laikliğin sadece din ve devlet işlerinin ayrılması olmadığını; aynı zamanda herkesin inancında veya inançsızlığında özgür olması gerektiğini ifade etmesidir. Zira bu anlayış, hem dindar bireyi hem de dine mesafeli bireyi eşit korur.
Atatürk, dini baskıya karşı çıkarken dini aşağılamaz; aksine dinin birey hayatındaki yerini kabul eder. Ancak, dinin bireyleri körü körüne itaatkâr hâle getiren, millî hisleri bastıran, dogmatik bir araca dönüşmesine karşı çıkar.
Bu iki metin birlikte okunduğunda Atatürk’ün;
• Millî kimliği önceliklendiren,
• Dinî inancı bireyin özel alanı olarak gören,
• Devletin hiçbir dine bağlı olmaması gerektiğini savunan,
• Ve aynı zamanda herkesin fikir ve inanç özgürlüğünü koruyan bir düşünce sistemi kurduğu açıkça görülmektedir.
Atatürk’ün bu vizyonu, sadece bir devlet projesi değil; aynı zamanda bireyin kendi kimliğini, inancını ve fikirlerini özgürce yaşamasını mümkün kılan bir aydınlanma manifestosudur.
“Kitabı gerçekten beğendiğimi söylemem gerek. İçinde hayatımız için faydalı olabilecek pek çok bilgi yer alıyor. Ayrıca Atamızı daha iyi anlayabilmek açısından da bizler için çok değerli bir eser. Kitapta hem günümüz Türkçesiyle yazılmış bölümler hem de daha ağır bir dille kaleme alınmış kısımlar var. Her iki versiyonu da okumanızı kesinlikle öneriyorum."