Kore edebiyatıyla arası çok da sıkı olmayan biri olarak bu kitabı okurken birkaç kez durup; şuan tam olarak ne okuyorum, diye düşündüm. Kim Young-Ha, Bir Katilin Güncesi ile beni aşina olmadığım bir kalemle tanıştırdı. Hem de tuhaf bir huzursuzluk içinde…devamıKore edebiyatıyla arası çok da sıkı olmayan biri olarak bu kitabı okurken birkaç kez durup; şuan tam olarak ne okuyorum, diye düşündüm. Kim Young-Ha, Bir Katilin Güncesi ile beni aşina olmadığım bir kalemle tanıştırdı. Hem de tuhaf bir huzursuzluk içinde bıraktı.
Kitabın baş kahramanı, geçmişinde seri cinayetler işlemiş yaşlı bir adam. Üstelik Alzheimer başlangıcı da var. Katilliği bırakmış, emekli olmuş gibi görünüyor ama zihni hâlâ keskin... ya da belki de değil? İşte kitabın en vurucu tarafı burada başlıyor. Hafızasının gittikçe silikleştiği bir dönemde, kızını korumak için son bir “temizlik” yapmak istiyor. Kızının sevgilisinden şüpheleniyor ve şüphesini okurlara da işliyor:Gerçekten tehlikeli biri mi o çocuk, yoksa katilimiz paranoyalarının kurbanı mı?
Okurken sürekli şunu hissettim: “Ne kadar güvenebilirim bu anlatıcıya?” Çünkü bize her şeyi o anlatıyor ama onun bile her şeyi hatırlayamadığını biliyoruz. Arada öyle yerler geliyor ki bir cümle öncesiyle çelişiyor, ama bu bilinçli bir çelişki. Yazar sizi bununla oynamaya çağırıyor: Gerçeği sen bul, ben sadece bulanık bir bakış sunuyorum, diyor adeta. Kitabın dili sade (ki bu sade anlatımdan ötürü sıkılacağıma emindim ama yanıldım), doğrudan ama çok güçlü. Cümleler kısa kısa, ama taşıdıkları anlam yoğun. Bazı bölümlerde gülümseyip geçiyorsun, bazı yerlerde ise elindeki kitabı kapatıp bir süre tavana bakmak istiyorsun. Karanlık ama süslü değil, kanlı ama ucuz değil. En çok da şu soruyu sorduruyor insana: “Bir katilin yaşlandığında hala içinde o karanlık kalır mı?” Kitap bittiğinde de nitekim aklımda bu sorunun cevabı belirdi: Bazı kötülükler yaşlansa bile asla emekli olmaz.
~ Her yapmak istediğini yaparak yaşayan insan dünyanın neresinde var?
syf 22
~ Her içtiğinde masada olanları unutan bir mahalleli vardı. Ölüm denen şey, yaşam denen bu bayağı ve ehemmiyetsiz içki sofrasını unutmak için kafaya dikilen bir kadeh içkiydi belki de.
syf 46
~ Çok uzun süre bir katil olarak yaşamanın kötü yanlarından biri: Kalbimi açacağım tek bir arkadaşım bile yok. Ama zaten başkalarının da gerçekten böyle bir arkadaşı var mı?
syf 51
~ İnsanlar "kötü"yü anlamak ister. Beyhude bir istektir. Kötülük gökkuşağı gibidir. Ne kadar yaklaşırsan o kadar uzaklaşır. Kötü anlaşılamadığı için kötüdür ya zaten!
syf 106