Aile kavramını duyduğunuzda aklınıza ne geliyor? Sevgi dolu bir ev,güven veren ebeveynler ve aidiyet duygusu mu yoksa daha olumsuz çağrışımlar mı uyanıyor? Baskı,sevgisizlik,kontrol ve ihmal gibi kelimeler ile aileyi tanımlıyorsanız,belki bu eserde kendi çocukluğunuzu anımsayabilirsiniz. Hikâyesi sizinki ile aynı olmayabilir…devamıAile kavramını duyduğunuzda aklınıza ne geliyor? Sevgi dolu bir ev,güven veren ebeveynler ve aidiyet duygusu mu yoksa daha olumsuz çağrışımlar mı uyanıyor?
Baskı,sevgisizlik,kontrol ve ihmal gibi kelimeler ile aileyi tanımlıyorsanız,belki bu eserde kendi çocukluğunuzu anımsayabilirsiniz.
Hikâyesi sizinki ile aynı olmayabilir ancak tanıdık duyguları hissetmeniz mümkün.
1980'lerde İrlanda'nın kırsalında,isimsiz bir kız çocuğu,ailesi tarafından emanet olarak Kinsella çiftine veriliyor. Geçici ve yeni evine geldiğinde daha önce hiç hissetmediği duygularla tanışmaya başlıyor. Varlığından bile bihaber olduğu duygular.
Küçük kızımız,ben-anlatıcı olduğu için onun gözünden bakıyoruz olaylara. Ancak cümlelerinin altında gizlenmiş bazı travmatik olaylar olduğunu görebiliriz. Kendi ailesine dair bize kesin bilgiler sunmasa bile,ailesi, bazı çıkarımlar yapabileceğimiz davranışlar sergiliyor.
-İlk olarak kızın,anlatma ve düşünme biçiminde bir tuhaflık söz konusu. Çocuklar,merak duygusuyla dolu ve dünyayı yeni yeni tanımaya başlayan bireylerdir. Bu bağlamda sürekli soru sorar,keşfetmek isterler. Ancak anlatıcımız,çocuk olmasına rağmen sürekli tetiktedir. Bu güvensiz ortamda büyümüş çocukların verdiği bir tepkidir. Beyin,etrafındaki insanların ne söylediğini,ne yaptığını ve nasıl birer ruh halinde olduklarını okumaya programlanır. Böylelikle bir tehlike var ise önceden sezgilenebilir. Örnek verecek olursak,baba kişisinin sinirli olduğu anlaşılırsa,çocuk onu daha çok sinirlendirecek bir davranış yapmaktan kaçınacaktır. İşte bu şekilde azarlanmaktan ya da cezalandırılmaktan kendini korumuş olacaktır. Ancak bu durum,artık bir savunma mekanizması olarak gelişmeye devam edecektir.
-Çocuklar duygularını filtresiz yaşarlar bu yüzden beden dilleri ve mikro yüz ifadeleri gayet belirgindir. Duygularını saklamayı kontrol etmeyi henüz öğrenmemişlerdir. Güldüklerinde,korktuklarında ya da üzüldüklerinde,onları yüzlerinden ve davranışlarından anlarsınız. Bizim küçük anlatıcımız ise sürekli duygularını bastırmaktadır. Onları dışavurmaktan korkmakta bu yüzden tıpkı bir yetişkin gibi duygularını saklayıp bastırmayı öğrenmiş.
Bu davranışlar,sevgi dolu ve güvenli bir aile ortamında büyüyen çocukların davranışı değildir. İşte buradan,küçük kızın kendi öz ailesinin sağlıksız olduğuna dair çıkarımlar yapabiliriz.
▫️Kitaptan alıntılar ve arkasındaki muhtemel anlamlar
1-"Babam ot konusunda niye yalan söylüyor ki diye şaşırıyorum. Güzel olabilecek şeyler hakkında, tabii gerçek olsalardı, yalan söylemeye bayılıyor." (s.13)
Baba motifi güven demektir,destek demektir. Yalan ise kötü ve güvensizliği sembolize eder. Bu çocuk babasının yalan söylediğini görüyor. Yani baba figürü kötü bir şey ile iç içe geçmiş durumda ve bu babaya karşı olan güvenin kırılması demektir.
2-"Babam beni teslim edip karnını da doyurduğuna göre artık sigarasını yakıp bir an önce gitmek için can atıyor. (s.15)
Çocuk,babasının ona zaten mesafeli olmasına alışmış ve kabullenmiş. Bu güvensiz bir bağlanma şeklidir. Bakım veren ile çocuk arasında güvenli bir bağ oluşmadığı için çocuk güven problemleri geliştirir. Yetişkin bir birey olduğunda ise bu güvensizlik onun ilişkilerine yansır.
3-"Elleri tıpkı annemin elleri gibi ama yine de başka bir şey var; daha evvel hiç hissetmediğim, nasıl adlandırcağımı bilmediğim bir şey." (s.20)
Burada kesin bir şey söyleyemeyiz ancak bir tahmin yürütebiliriz. Edna (ona bakan kadın) bu sahnede onu yıkamaktadır. Edna onu yıkarken,yumuşak davranmış,bir hassasiyet göstermiş olabilir. Çocuğun ilgi görmesi,sevgi hissetmiş olması mümkün ve ardından bu cümleyi söylemiş olabilir. Sonuçta kendi ailesinde sevgisiz ve ihmal edilmiş bir şekilde büyüyen bir çocuğun, ilk defa bu ilgi ve sevgi duygusunu hissedip,adlandıramaması gayet doğal.
4-"Üst üste derin nefesler alıyorum ki gözyaşlarımı tutabileyim." (s.22)
Çocuk burada ağlayacağını hissediyor ancak bunu yapmak yerine bu duygusunu bastırıyor. Kontrol etmeye çalışıyor. Büyük ihtimal daha önce ağladığı için azarlanmış,ayıplanmış ve suçlu hissettirilmiş. Ağlama olayı ona bir utançmış gibi öğretilmiş olabilir.
5-"Babamın bırakıp gidişinin tadı var suda; hiç orada olmayışının, gittikten sonra bana ait hiçbir şeyin olmayışının tadı. (s.24)
Bu cümlede, çocuğun aidiyet hissinin gelişmediğini görüyoruz. Kendisini değersiz hisseden ve boşlukta kalmış,ne yapacağını bilmeyen bir çocuk. Tek bildiği şey hiçlik ve terkedilme duygusu.
6-"O akşam, dizlerimin üstüne çöktürüp dua ettirir diye bekliyorum, o ise yatağa yatırıyor ve eğer istersem, tabii böyle bir alışkanlığım varsa, kısa bir dua edebileceğimi söylüyor." (s.25)
Baskı ve kontrol olduğunu görüyoruz. Çocuğun isteği bu zamana kadar hep önemsiz görülmüş ya da geçiştirilmiş. Dua okumak katı bir kural haline gelmiş (Oysa dinde zorlama yoktur denir.) Ancak Edna,seçim hakkını ilk defa küçük kıza bırakıyor. İsterse okuyup okumayacağını söyleyerek,bir dayatma yapmıyor. Çocuk olmasına rağmen onun da bir birey olduğunu kabul eden ve seçimlerine saygı duyan birinin,bu yaklaşımını ilk defa deneyimliyor.
7-"Korkuyorum demek istiyorum ama demeye korkuyorum." (s.25)
Az önce 4.maddede bahsettiğim ile aynı konu. Çocuk duygularını bastırıyor ve dile getiremiyor. Geçmişte dile getirdiği her duygu ya küçümsenmiş ya da suçlanmış olacak ki,çocuk bu bastırmayı bir savunma mekanizması olarak kullanıyor.
8-"Her ikisini de istemediğini biliyorum ama yine de annem bu kez bir kız mı yoksa erkek mi doğuracak diye düşünüyorum." (s.26)
Annesinin bu istemsizliğini bilmesi,annesinin çocuklarına sürekli bıkmış gibi davranması,ihmal etmesi olabilir. Bir diğer tahmin ise,annesi açık açık fikrini belirtmiştir ve çocuk bu konuşmaları duymuştur. Çocuğa karşı direkt olarak söylenmese bile,çocuk bunu içselleştirmiştir ve beyninde "ben istenmeyen biriyim" diye kodlamaya başlar. Bu duruma annenin gözünden bakarsak ona hak verebiliriz belki,çünkü o zamanlar birden fazla çocuk sahibi olup hepsine bakmak,bir kadın için fazla yorucu ve yıpratıcı bir durumdu. Ancak bu, bir çocuğun kötü şartlar altında büyümesini normal gösteren bir mazeret olmamalıdır.
9-"Bir şeyleri, hissettiğim rahatlığı sona erdirecek bir şeyleri (uykuda altımı ıslatmak, büyük bir gaf yapmak, eşyaları kırmak gibi) bekleyip duruyorum, ama her geçen gün bir öncekinin neredeyse aynısı." (s.37)
Çocukların çoğu konuda bilinçsiz ve meraklı olduğunu bahsetmiştik. Neyin iyi neyin kötü olduğunu ayırt edemedikleri için "kırmak,dökmek" eylemini hangi kategoriye koyacakalarını bilemezler ve bir suçluluk duygusu geliştirmemişlerdir. Anlatıcımız ise bu parantez içinde bahsettiği olaylardan birini yaşarsa tekrardan cezalandırılacağını düşünüyor (muhtemelen önceden cezalandırıldı) ve bunun tedirginliği ile yaşıyor. Fakat günler onun streslendiği ve korktuğu kadar kötü geçmiyor. Onu hataları yüzünden cezalandıran bir ortam yok. Beyin sürekli bir tehdit altında tetikte olmaya alışkın olduğu için,bu sakin ortamda afallıyor ve şaşırıyor.
10-"Kinsella'nın kucağında gittikçe ağırlaştığımı hissediyorum."
+Ağır mıyım?
-Tüy gibisin Çocuk. Oturmaya devam et. (s.50)
Çocuk,ağır olduğunu düşünerek bir soru yöneltiyor. Oysa bu çocukların düşünebileceği veya endişelenebileceği bir durum değildir. Fakat buradan şu çıkarımı yapabiliriz,çocuk burada kendisini bir yük olarak görüyor olabilir. Belki hayatı boyunca ailesi tarafından bir yük olarak hissettirilmiş ve artık kendisi de bu duruma inanmaya başlamıştır. Başkalarına rahatsızlık vermekle ilgili endişeler geliştirmiş ve bunu kontrol altına alma çabasına girmiştir.
11-"Kinsella elimi avucuna alıyor. Elimi tutar tutmaz kendi babamın bir kez bile elimi tutmadığını fark ediyorum; bir yanım da bu hissi yaşamayayım diye Kinsella'nın elimi bırakmasını istiyor. (s.56)
Burada suçluluk duygusu ile üzüntüyü görüyoruz. Babasının daha önce hiç elini tutmaması aslında sevgisini esirgediğini sembolize ediyor. Bu duyguya her ne kadar ihtiyacı olsa da ve hoşuna gitse de bir suçluluk duygusuna kapılıyor. "Babamdan başka birinden nasıl sevgi kabul edebilirim? Ben nasıl bir evladım" gibi kendini suçlayarak, kötü bir birey olarak görmeye başlıyor.Çünkü anne babanın sevgisi,toplum içinde hep kutsal görülmüş ve aşılanmıştır. Bunun aksine hareket etmek ayıplanır. (Oysa her anne baba,çocuğuna karşı iyi değildir)
12-"Aha, hayırsız evlat da buradaymış." (s.75)
Bunu öz babası söylüyor. Bence buna bir açıklama yazmam gerekmiyor.
13-"Konuştuğum kişi annem ama yine de olup bitenden asla bahsetmemem gerektiğini yeterince bilecek kadar bir şeyler öğrendim,büyüdüm artık." (s.77)
Bir çocuğun annesine, anlatmak istediği her şeyi anlatabilecek kadar güven duygusu olmalıdır. Eğer bunu yapmıyorsa yargılanmış,susturulmuş olma ihtimali vardır. Verdiği her bilgi,kendisini geri yaralayacak şekilde ona dönüt olarak gelmişse,söylememek en iyi seçenek olarak değerlendirilir.
14-" 'Babacığım', demeye, onu uyarmaya devam ediyorum. 'Babacığım'."
Bunu öz babası olmayan ancak ona öz babasından daha çok babalık yapan John'a söylüyor. Bazen anne baba olmak için kan bağına ihtiyaç yoktur. Tek gereken sevgi,ilgi ve güven ortamıdır.
Okuma sürecimde ,cümlelerin arkasında yatan muhtemel anlamları irdeleyip bir analiz çıkarmak istedim. Okunmasını tavsiye edeceğim güzel kısa bir eserdi.
Çocukluğunda kaybolmuş hisseden her bir bireyin,bu eserde kendinden parçalar bulacağına eminim.
Keyifli okumalar diliyorum