Eğer insanlar gerçekten bu kadar uç olsalardı, kitap mutlak bir gerçekten bahsederdi. Ama maalesef insanlar birer insan. Bencilliğin ve çalışmanın erdemi konusunda birçok noktada Ayn Rand'e katılıyorum. Fedakarlık iyi gibi gözüken kötü bir şeydir, insan kendisi olarak var olmalı ve…devamıEğer insanlar gerçekten bu kadar uç olsalardı, kitap mutlak bir gerçekten bahsederdi. Ama maalesef insanlar birer insan.
Bencilliğin ve çalışmanın erdemi konusunda birçok noktada Ayn Rand'e katılıyorum. Fedakarlık iyi gibi gözüken kötü bir şeydir, insan kendisi olarak var olmalı ve başkalarına beklentiler yükleyerek ilişkiler kurmamalıdır. Bencillik, ben olarak var olabilmek hepimiz için mutluluk verici bir durum olur. Herkes kendi kapısının önünü süpürse hiç pis yer kalmaz... mı acaba?
Hayatın kaynağı, sülüklerden oluşan bir toplumda insan kalmaya çalışan bir adamın hikayesi. Adam niçenin übermenschi, bir üst insan, tüm varlığın özü... Howard Roark. Kendi bildiğini okuyan, 'bencil' biri. Kendisi Ayn Rand'in kast sisteminde en tepedekilerden biri. Bu kast sistemi, piramidi üç parçaya ayırıyor. Üretenler, işe yarayanlar ve 'elden düşmeciler'.
"Eğer yapanlar, düşünenler, çalışanlar, üretenler olmasa, dünyanın hali ne olurdu? İşte egoistler, benciller, onlar. Başkasının beyni aracılığıyla düşünmüyorsun, başkasının elleriyle çalışmıyorsun. Bağımsız yargılarını askıya aldın mı, bilincini askıya almışsın demektir. Bilinci durdurmak, hayatı durdurmaktır. Elden düşmecilerde bir gerçeklik duygusu yoktur. Onların gerçeği kendi içlerinde değil, bir insanı diğer insandan ayıran o küçük boşluğun içinde bir yerlerde. Kimlik değil, ilişki."
Ancak kast sistemi Atlas Silkindi'de çok daha güçlüydü ve insanlar daha robotumsuydu. Yine bu kitapta -zor olsa da- insani parçalar bulabildim. Roark, Keating'e sempati duydu mesela... Atlas Silkindi'de piramidin alt katlarındakileri acımasız bir şekilde helak etmişti Ayn Rand hanımefendi. Ancak bu romanda kafası karışmış olanlar biraz sempati uyandırdılar. Ufacık.
Ayrıca karakterler de daha çeşitliydi bu romanda. Wynand gibi griliklerde boğulmuş, Keating gibi zaman zaman beni zorlayan, zaman zaman da üzüldüğüm karakterler vardı. Bazıları zayıf yürekliydi, bazıları daha güçlü. Ama Ayn Rand'in bütün kitaplarında rastladığımız dimdik, incecik, süper güzellikte ve en önemlisi kitaplardaki en güçlü ve özel erkeklerle birlikte olan o kadın karakterimiz yine vardı. Bu konuda, Atlas Silkindi için gavatlık seviyesi yüksek bir kitap demiştim ancak yakın zamanda başka bir gerçeğin farkına vardım. Ayn Rand kocasını aldatan bir kadındı, kendisini böyle güçlü gösterdiği kadınlarla temsil ederken bunu da elbette bir malzeme olarak kullanacaktı. Özellikle bencillik diye belirttiği noktada, kendisini de üstinsan sayarken hata yaptığını kabullenecek hali yoktu.
Bir de Toohey var. Roark diğer insanlardan ne kadar uzaksa Elsworth Toohey o kadar yakın. Toohey hakkından çok şey söyleyebilirim. Manipülatör, içten pazarlıklı, kontrol manyağı... ancak bence onu anlatan kelime 'ters'. Acıdan beslenen çirkin bir parazit gibi bununla kutsuyor kendisini ve tabii öbür insanları. Mutsuzluğu övüyor, insanları mutsuzluğa itiyor. Mutsuz insan çaresiz insandır, bunu biliyor ve kollarını açıp onlara tanrılık ediyor.
"Acı çekmenin yararı yok. yakınmayın. Dayanın, eğilin ve kabullenin... Ayrıca tanrı size acı çektirdiği için şükredin. O sayede, gülen, mutlu olan kişilerden daha iyi kişiler oluyorsunuz. Eğer bunu anlayamıyorsanız, anlamaya çalışmayın. Kötü olan her şey zihinden gelir, çünkü zihin pek çok soru sorar. anlamak değil, inanmak güzeldir. Sınavlarınızı geçememişseniz, sevinin buna. çoğu şeyi kolayca düşünebilen zeki çocuklardan daha iyisiniz demektir."
Söyleyecek çok fazla şeyim kalmadı. Sadece bir küçük eleştirim daha var, SPOILER olabilir. Wynand romana bir silahla girdi. Kendisini öldürmek üzereydi, ben o silahın romanın bir yerinde patlamasını bekledim. Daha da önemlisi, Banner için anlaşmaya varıldığı ve Gail Wynand'ın ruhunu kaybettiği o gün kendisini vurmasını bekledim. Büyüklüğü tatmış Gail gibi bir adamın, ruhunu kaybetmektense şakağına dayadığı silahın tetiğini hiç düşünmeden çekeceğini düşünmüştüm. Bu ona yakışan bir ölüm olurdu.
Son olarak,
"Kişi tek başına düşünür, tek başına çalışır. Ama kişi tek başına hırsızlık edemez, sömüremez, yönetemez. Soygun, sömürü ve yönetme için ona kurbanlar gerekir. Bunlar bağımlılığa işaret eden şeylerdir."