17 yaşındayken bir gazetenin bu filmin vcdsini hediye ettiğini görüp, babama aldırdığım zaman izlemiştim ilk kez. Yıllar sonra geçen gün izledim yine izledim. Nostalji hastalığım nüksetti yine... Filmimiz, sevginin ve dostluğun iyileştirici gücü, kendi sınırlarını keşfetmek ve bir insana güvenebilmenin…devamı17 yaşındayken bir gazetenin bu filmin vcdsini hediye ettiğini görüp, babama aldırdığım zaman izlemiştim ilk kez. Yıllar sonra geçen gün izledim yine izledim. Nostalji hastalığım nüksetti yine...
Filmimiz, sevginin ve dostluğun iyileştirici gücü, kendi sınırlarını keşfetmek ve bir insana güvenebilmenin ne kadar önemli olduğu gibi konulara odaklanıyor.
Dahi bir gencin potansiyelinin farkına varması ve bu potansiyelini nasıl kullanacağını keşfetmesini, ruhsal travmalarını onarışı, adeta bambaşka birine dönüşmesinin hikâyesini anlatan ve bunu hissettiren bir film.
Will adlı bir hademe, matematikçilerin çoğunun çözemediği çok zor bir problemi çözer. Ama bu kişinin kim olduğunu bilen yoktur. İkinci bir problemi daha çôzerken problemi yazan profesor onu buluyor. Bu dahi gence yardım edip, bu zekanın harcanıp gitmemesini istiyor. Ama bu hiç kolay olmayacaktır. Çünkü Will'in geçmişinde büyük problemleri vardır. Bu yüzden onu psikolog arkadaşıyla terapiye ikna ediyor.
Psikoloğumuz Sean ile zamanla aralarında baba-oğul ilişkisi gelişiyor. Will'in geçmişteki sorunlarını çözmesine ve hayatının yönünü çizebilmesinde büyük yardımı ve desteği oluyor. Profesörümüz ve psikoloğumuz, Will'in kariyeri konusunda karşı karşıya geliyorlar. Will sonunda psikoloğumuzun da el atmasıyla en mantıklı kararı alıyor. Filmin sonunda içimizi bir huzur ve sakinlik kaplıyor.
Film, etkili diyaloglarla bazen gözümüzü dolduran, bazen de güldüren ve umutlarımızı tazeleyen sahneleri çok doğal ve hayatın içinden gibi yansıtıyor. Özellikle Robbin Williams'ın bakışları ve mimikleriyle çok başarılı şekilde sergilediği oyunculuğunu es geçmeyelim.
Ve filmde psikoluğumuz olan Sean karakterinin Will ile olan, çok etkilendiğim ve duygulandığım bir diyaloğu sizlerle paylaşmak isterim: "Sana sanatı sorsam bana okuduğun kitapları satmaya kalkacaksın.
Sana kadınları sorsam bana neleri sevdiğin hakkında bir sürü şey sayarsın. Belki bir iki kere yatmışsındır da
Ama bir kadının yanında uyumanın ve mutlu olmanın ne olduğunu söyleyemezsin.
Sana savaşı sorsam Sheaskspeardan bahsedersin değil mi?
Ama hiç savaş görmedin. En yakın dostunun kafası kucağında son nefesini verirken sana nasıl baktığını görmedin.
Sana aşkı sorsam sonelerden alıntı yapacaksın. Ama bir kadının karşısında hiç tamamen savunmasız kalmadın. Sana gözleriyle hükmedecek birini görmedin.
Tanrının seni cehennemden kurtarması için indirdiği melek olduğunu düşünmedin. Onun Bir aşkı sonsuza dek paylaşmayı.
Herşeye rağmen. Kansere rağmen. Bir hastane odasında iki ay boyunca elini tutarak sabahlamak ne demek bilmiyorsun. Gerçek kayıp ne bilmiyorsun. Çünkü hiçbir şeyi kendinden daha fazla sevmedin. Birini bu kadar sevmeye bile cesaret edememişsindir.“
İyi seyirler dilerim...