10 Haziran 1617 sabahı Kulaksız Kabristanı'nda hatun kişi mezarı üzerinde, biri hanım üç ceset bulundu., Erkekler mezara kapaklanmış, kadın da erkeklerden birine sarılmış vaziyetteydi. Devrin ases teşkilatı aylar. sonra üçünün de aynı vakitte öldüğünü açıkladı; aşk yüzünden . . .…devamı10 Haziran 1617 sabahı Kulaksız Kabristanı'nda hatun kişi mezarı üzerinde, biri hanım üç ceset bulundu., Erkekler mezara kapaklanmış, kadın da erkeklerden birine sarılmış vaziyetteydi. Devrin ases teşkilatı aylar. sonra üçünün de aynı vakitte öldüğünü açıkladı; aşk yüzünden . . . '
"...Sonunda aşkın ruhta tecelli eden bir şey olduğuna karar verdi. Ruhu etkilemekten gayrı bir sebeple beslenen duygulara aşk denmezdi. Hele ten zevki veya oynaş safasının aşk ile hiçbir alakası olamazdı. Eğer sevilen, güzellik, zenginlik, cömertlik gibi herhangi bir sebeple seviliyorsa o sebebe sahip çıkmaya ve hatta gittikçe arttırmaya dikkat etmeliydi. Aksi takdirde sebep ortadan kalkınca seveni de yüz çevirirdi. Kaknusia'ya karşı ta başlangıçtan beri beslediği duyguları düşündü. Onu ilk gördüğünde uzun uzun seyre daldığını hatırlıyordu. "Demek aşk görmekle başlıyor! " Göz, ruha açılan bir pencere olmalıydı. Sonra onun sesini duymak, sözlerini can kulağıyla dinlemek, imkansız talepler bile olsa dediklerini tatbik etmek, inanılmaz şeyler söylese de inanmakla yola devam etmişti. ''Aşk, sevgili haksızken bile onu desteklemek olmalı!" Kaknusia'ya aşık olduktan sonra daha nazik olmaya, güzel konuşmaya başladığını, en değer verdiği şeyleri onun için harcamaktan çekinmediğini de hatırlıyordu. ''Aşk besbelli ki nezakettir, cömertliktir, güzel davranıştır, fedakarlıktır!" Onunla gizli gizli buluşmalarını düşündü. Başkalarının olduğu yerde bulunmaktan sıkıldığını da ... ''Aşk tenhayı seviyor besbelli!" Bir ara sırf onun ilgisini çekmek için aksilik yaptığını, aksi davrandığını hatırladı. Kendince güldü; aşk işinde zıtlıkların birbirini çektiğini şimdi anlıyordu. Elinde uzun zaman kar tutarak ateş hissini almaya çalışmak gibi bir şeydi bu. Aşk mevzubahis olunca bütün ağlayışların sonu gülmeye varıyor, bütün gülmelerin sonunda gözden yaş geliyordu ama gururlu hassasiyetler göstererek sevgili elde edilemiyordu. Demek ki aşk gururu kaldırmıyordu. Maamafih bazı iyi dostlukların önce çatışma ve zıtlıklarla başladığı inkar edilmemeliydi. Yanındayken aldırmaz davranıp yalnız kaldığı zamanlar da durmadan "Marişşşşaaa" diye tekrarladığını ve bundan bir saadet duyduğunu inkar edemezdi. Bütün konuşmaların Kaknusia üzerine yapılmasını, bütün cümlelerin Kaknusia'yı anlatmasını istediği zamanlardı, Kaknusia'dan başka söz duymaya tahammül edemiyordu. "Demek aşk bütün sözleri sevgiliye dair olmasının adıydı!" Bütün sözler sevgiline olmaya başlayınca ardından iştahsızlık çektiği zamanla gelmişti. Acıkmadan, susamadan geçirdiği günleri hatırladı. Daha doğrusu iştahla yemek yerken Kaknusia aklına gelir gelmez elindeki kaşığın düştüğü, boğazından lokmaların geçmediği zamanlardı. Şen şakrak konuşurken Kaknusia aklına düşünce kelimelerini şaşırdığı zamanlar. "Aşk, iradenin alıp başını gitmesi olmalı!"Hatta bir ara ona söylemek üzere akşamdan cümleler hazırlayıp, cümleleri aynanın karşısında defalarca talim ettiği halde ertesi gün yanına varınca dilinin dolanıp hiçbir şey söyleyemediği olmuştu. Mecnun'un tenhalarda eğleşmeye, yalnızlıktan hoşlanmaya ve gitgide zayıflamaya başladığı uykusuz geceleri gibi. ''Aşk sevgili için kendinden kaçmaktır! ..."