Her birinin farklı sorgulamaları temsil ettiği 5 farklı öyküden oluşan harika bir kitap. 1950 yılında kitabın içinde yer alan "Raşomon" ve "Koruda" öyküsü birleştirilerek film de çekilmiş. Filmin hikayesi "Koruda" dan uyarlanmasına karşın "Raşomon" adıyla tanıtılmış, bu da zamanla "Raşomon…devamıHer birinin farklı sorgulamaları temsil ettiği 5 farklı öyküden oluşan harika bir kitap. 1950 yılında kitabın içinde yer alan "Raşomon" ve "Koruda" öyküsü birleştirilerek film de çekilmiş. Filmin hikayesi "Koruda" dan uyarlanmasına karşın "Raşomon" adıyla tanıtılmış, bu da zamanla "Raşomon Etkisi" denilen ve aslında gerçeğin göreliliğini temsil eden kavramın ortaya çıkmasını sağlamış. Çünkü "Koruda" öyküsünün temeli hakikatin tek olup olmadığının sorgulanmasına dayanıyor. Bir cinayeti, biri maktul olmak üzere farklı kişilerin ağzından okuyoruz. Fakat her biri kendi bakış açısına ve kendi çıkarlarına göre tanıklık ediyor. Dolayısıyla birbiriyle çelişen ifadeler ortaya çıkıyor. Bu da gerçeğin göreliliğinin sorgulanmasına sebep oluyor.
Kitapta yer alan bir diğer öykü ise Raşomon. Raşomon aslında Japonya'da yer alan tarihi ve görkemli bir yapıyken, zaman içerisinde bakımsız kalması sebebiyle çöküyor ve toplumsal yozlaşmanın, yoksulluğun sembolü haline geliyor. Kitapta yer alan "Raşomon" adlı öykü ise hem gerçek anlamıyla hem de metaforik anlamda kullanılmış. Yani öykü sahiden Raşomon'da geçiyor, aynı zamanda metaforlarla;
"Ahlaki kurallar koşullara göre değişir mi?
Bir dışsal denetim olmadan da ahlaki değerler sürdürülebilir mi?
Hayatta kalma dürtüsü etik değerlerin ihlalini meşru kılar mı?" gibi sorgulamalara sebep oluyor.
"Burun" öyküsü ise benim anlamakta en zorlandığım öyküydü. Okudum ve neyi sorgulamam gerektiğini başta anlamadım. Çok basit ve absürt geldi. Ancak şimdi günümüze çok yakın bir problemi temsil ettiğini düşünüyorum. Sanırım hiç kimse durup dururken bireysel farklılıklarını kusur olarak görmez. Muhakkak ona bunu hissettirecek bir söylemde bulunulmuştur, bir bakış atılmıştır. Ancak bunu hissettiren hiç kimse evine gittiğinde, kahvesini içerken, uykuya dalarken, yemek yerken başkasında gördüğü kusuru aklına getirmez. Oysa çoktan karşısındakinin huzurunu bozmuştur. İşte bu huzursuzluğu gidermek için başkalarının bizde kusur olarak gördükleri üzerinde yaptığımız hiçbir değişim ne bizim mutluluğumuza uzun süreli katkı sağlar, ne de bizde kusur bulan insanların bize olan saygısını artırır. Çünkü hiçbirinin gözünde bizim düşündüğümüz kadar değerli değiliz. Her şey bir yana buna bir lütuf olarak bakmak gerekir belki de. Bireysel farklılıklarımızı kusur olarak gören ve bizi yalnızca fiziksel bir değerlendirmeye tâbi tutan kimseyi ciddiye almamak içsel huzurumuzu besleyen bir unsur olmalı. İnsan, toplumun dayattığı güzellik algılarıyla değil kişiliğiyle görünür olmalı, sosyal ortamlarda kendini fikirleriyle temsil etmeli. Aksi halde, kendinde başkalarının kişisel alanına müdahil olma hakkı gören, hiç düşünmeden kurdukları cümlelerin karşısındaki insanda bıraktığı etkiyi bilmeyen ya da umursamayan insanlara göre yaşamak zorunda kalırız. Bu da uzun vadede hiçbir işe yaramaz, huzursuzluğumuzun esas kaynağına ulaşmamızı engeller. Öyküde genel anlamda buna atıf yapıldığını düşünüyorum.
Kitabın tamamı yaklaşık 80 sayfa (Can Yayınları'nda) olmasına karşın her bir öykü çeşitli alanlarda farklı temsillere sahip sanki. Bu kadar fazla alanın bir arada bulunduğu ve her bir detayın özenle işlendiği ender kitaplardan biri bence. Üstelik akademik anlamda çok iyi bir kaynak olmasına karşın öykülerden oluşması inanılmaz bir akıcılık sağlıyor. Ancak öncesinde biraz araştırma yapmak gerektiğini düşünüyorum. Mesela gerçeğin biricikliğinin sorgulandığı öykünün neden "Raşomon" olmadığına anlam verememiştim bir türlü. Bir de kitapta yer alan ancak benim bahsetmediğim diğer iki öyküde Budist öğretilere atıf var. Okumadan önce onun hakkında da biraz araştırma yapmak öyküleri daha anlaşılır kılabilir.