Yaşadığımız hayat peri masallarına ev sahipliği yapamaz dediğim an aklıma bu filmin beni nasıl şaşırtıp dehşete düşürdüğü geliyor. İnsan, hayatı romantize etmediği ya da bireysel olarak kendini manipüle etmediği müddetçe hayatta "yaşamak buna değer" diyebileceği hiçbir şey göremez, ki zaten…devamıYaşadığımız hayat peri masallarına ev sahipliği yapamaz dediğim an aklıma bu filmin beni nasıl şaşırtıp dehşete düşürdüğü geliyor.
İnsan, hayatı romantize etmediği ya da bireysel olarak kendini manipüle etmediği müddetçe hayatta "yaşamak buna değer" diyebileceği hiçbir şey göremez, ki zaten hayatın yaşamaya değer olup olmaması da çoğu zaman ana konu değildir. Hepimiz bir şekilde bu vasat hayatlarda ortalama bir yaşam sürmeyi kabullenir, bize verilen rolleri oynar ve kim olduğumuzun bir önemi kalmayana dek buna devam ederiz.
Ama bazen vasat hayatlarından keyif alma cüretini gösteren, utanmadan kim olduklarını arayan ve sorunlu adledilen insanlar çıkar ortaya. İşleri her zaman daha zordur ve onlar da bunu kolaylaştırmadan yaşamı bir intikam mücadelesine çevirirler. İliklerine kadar keyif ala ala hayatı ve dolayısıyla kendilerini sömürürler.
Human Traffic o insanlardan birinin zihninden çıkmış, bu ana kadar izlediğim en uçuk peri masalı. Olabildiğine dengesiz ve cafcaflı dünyasında, beş "kayıp" gencin kendileriyle olan mücadelesini ve mücadeleleriyle beraber toplumda yer edinme çabasının en naif anlatımı; insanın kendini arama çabasının en brutal gösterimi, netlikten uzak deliliğe yakın kamera açılarının eşlik ettiği EDM pornosunun filmin kaotikliği ile birebir bütünleşişinin verdiği haz ve keyif.
Film Jip'in iktidarsızlığı, Moof'un tembel aklı, Koop'un bastırmaya çalıştığı toksik maskülenliği, Lulu ve Nina'nın kırdığı "iyi kız" sınırlarıyla aslında toplumun dayatmalarına karşı bireyin kurduğu yanlış savunma mekanizmalarının derinlerine iniyor. Karakterlerin çevresinde döndüğünü sandığımız film koca bir neslin uyuşturucuyla kurduğu bağı irdeleyip, 90'lar İngilteresinin karmaşıklığına göz kırpıyor.
Filmin üzerine daha ne diyebilirim bilmiyorum, izlediğim en güzel şeylerden biriydi ve bunu yanında bulunmaktan çok keyif aldığım biriyle izledim. Yaşamak bazenleri çok güzel oluyor.
"Present is gone. Fantasy is a part of reality and we take the brakes off. We are thinking clearly yet not thinking at all. And this feels right. We stop trying to control things. Warm rush of chemicals through us. We are fluctuating. Is this brain damage? We forget all the pain and the hurt in life. We want to go somewhere else. We are not threatened by people anymore. All our insecurities have evaporated. We are in the clouds now, wide open. We are spacemen, orbiting the Earth. Yeah, the world looks beautiful from here, man. We are nympholeptics, desiring for the unobtainable. We risk sanity for moments of temporary enlightenment. So many ideas, so little memory. The last thought killed by anticipation of the next. We embrace an overwhelming feeling of love. We flow in unison, we are together. I wish this was real. We want a universal level of togetherness, where we are comfortable with everyone. We are in rhythm, part of a movement. A movement to escape. We wave goodbye. Ultimately, we just want to be happy."