Spoiler içeriyor
(Hayat bizi yalancı çıkarana dek, bulduğumuz cevapları doğru sanırdık) Yeterince abartılmadığını düşündüğüm bir filmle sizi rahatsız ediyorum bu gün. Fakat müzeyyen bu derin bir tutku. Bu filmi haymatlosun aynı adlı film müziğiyle tanıdım eğer dinlemediyseniz onuda tavsiye ederim. Gelelim filme.…devamı(Hayat bizi yalancı çıkarana dek, bulduğumuz cevapları doğru sanırdık)
Yeterince abartılmadığını düşündüğüm bir filmle sizi rahatsız ediyorum bu gün. Fakat müzeyyen bu derin bir tutku. Bu filmi haymatlosun aynı adlı film müziğiyle tanıdım eğer dinlemediyseniz onuda tavsiye ederim. Gelelim filme.
(Spoiler)
-ilhamsız bir yazar gerçekmanada bir yazarmıdır? Yada başarısız bir yazarmıdır?.Karakterimiz kılasik türk dıram karakteri bir yazar fakat ilham gelmiyor senaryolarında anlamlandıramadığı yada dolduramadığı bir boşluk var. Bir gün arkadaşlarının zoruyla bir düğün organizasyonuna katılır. Ve orda biriyle karşılaşır müzeyyen isimli biriyle.
Kendi cümleleriyle "Müzeyyen hiç flört etmiyordu. Gözlerini kaçırmıyor, heyecanlanmıyor, dili sürçmüyor, dudaklarını ısırmıyor, kendinden bahsetmek için küçük bir heves göstermiyordu. Ya beni etkilemek gibi bir derdi yoktu, ya da beğenilmeye çok alışkındı.". O an hayatında ilhamım diyebileceği kadını buldum demez ama süreç ona evrilir. Müzeyyen ini bir buluşmaya ikna eder. Sonrasında beraber yeni bir serüvene doğru yola çıkarlar. Fakat müzeyyen bağlanmıyordur her an kapıyı açıp gidebilirim hisini hep üstünde taşıyordur.
Ama aradığı ilhamı ona veriyorda bir senaryosu hakındaki yorumu müzeyyen in; "Adam kadını çok seviyor, sevdikçe ruhu büyüyor. Ruh eve sığmıyor. Sabahları kadından önce kalkıyor, şehrin uzak yerlerinden hikâyeler topluyor ve sonra tekrar gece yarısı kadına geri dönüyor. Biraz şey gibi, rüzgarı kendinden menkul bir uçurtma gibi".
Beklenen oluyor yazarımız bir sabah kalkıyor ve müzzeyeni bulamıyorum. Ne kadar arasada bulamıyor ardından onu içinde taşıyor fakat evleniyor çocuk sahibide oluyor. Kapanıştada bir sahil kenarında ona son elvedasını ona değil belki ama zihnindeki ona yapıyor.
"Beni niye bırakıp gittin Müzeyyen?"
"Elimde değildi, kendime engel olamadım. Ona aşıktım. Seni üzmek istemezdim ama kendimden de vazgeçemedim."
"Değdi mi peki?"
"Mesele bu değil ki, yaşamam gerekiyordu yaşadım. Ama biliyorsun işte bitiyor en nihayetinde her şey gibi."
"Çay için teşekkürler."
"Gitme! Lütfen! Diyelim ki gitmedin. Seninle beraber olmaya devam ettik. Ne değişecekti? Ne yapacaktık?"
"Sevişirdik."
"Başka?"
"Sabahları beraber uyanırdık. Ben senden önce kalkardım. Senin uykunu izlerdim. Sonra sen uyanırdın. Bana gülümsersin."
"Sonra?"
"Sonra, sabahları çayı tek şekerli içtiğini, günün diğer saatlerinde şekersiz içtiğini biliyor olurdum. O ilk şekeri ben atardım çayına, zarifçe eriyişini izlerdim."
"Sonra?" "
Sonra, en çok boynundan öpülmeyi sevdiğini biliyor olurdum. "
"Güzelmiş."
"Sonra?"
"Sonra dışarı çıkardık. Dışarıda yağmur yağıyor olurdu. Biz şemsiyeyi almazdık. Sırılsıklam olurduk. Sonra sen bana sokulurdun. Ama saçağın altına hiç girmezdik. Sonra sen üşütürdün. Ayakların buz gibi olurdu. Ben sana en sevdiğin o mavi çoraplarını getirirdim. Sonra bayramları babaannenin mezarını ziyarete gitmeye giderdik."
"Gider miydik gerçekten?"
"Giderdik. Hayatta en sevdiğin kadın için ağlayışını izlerdim senin. Hiçbir şey yapmazdım; gözyaşlarını silmezdim, seni teselli etmezdim. Orada öylece ağlayışını izlerdim senin. Başka insanların mezarlarının arasından dolaşarak, hayatın ne kadar şahane bir şey olduğunu düşünürdüm. Sonra hiçbir şey yapmazdık. Öylece otururduk. Çok bilinmeyenli bu sorunun yanıtını arardık. Hayat bizi yalancı çıkarana dek, bulduğumuz cevapları doğru sanırdık."
Bunu sonuna kadar okuyan sen evet evet sen adamın dibisin. 🫡
(10/10)