Sevme Sanatı. Sevginin ifade edilme şekli çok hoşuma gitti bir defa. Bunu bir sanat gibi görmek aslında sevginin ne denli uğraş gerektirdiğine dair bir atıf gibi. Çünkü Fromm'a göre gerçek sevgi yalnızca bir duygu değil, duyguların sahiciliğinin doğurduğu; sevdiğimiz insan…devamıSevme Sanatı. Sevginin ifade edilme şekli çok hoşuma gitti bir defa. Bunu bir sanat gibi görmek aslında sevginin ne denli uğraş gerektirdiğine dair bir atıf gibi. Çünkü Fromm'a göre gerçek sevgi yalnızca bir duygu değil, duyguların sahiciliğinin doğurduğu; sevdiğimiz insan için harekete geçme, ona karşı sorumluluklarımızı yerine getirme, ilgi gösterme, saygı duyma, ona dair her şeyi bilme isteği demek. Aslında genel anlamıyla emek harcamak demek. Çünkü insan sevgi duyduğuna emek harcar, onun gelişmesi için, daha iyi olması için ne gerekiyorsa onu yapar. Sevgide zorbalık yoktur, kısıtlama yoktur. Sevgide "karşımızdaki insan bize hizmet ettiği sürece var" algısına yer yoktur, onu öylece severiz, o olduğu için severiz, hakkında her şeyi bilmek isteriz. Nitekim hayatımızdaki kişiye dair elimizde yeterli bilgi yoksa, sevgimizin sürekliliğini sağlamak için engellerle karşı karşıya kalırız. Bu da sevmenin doğasına aykırıdır.
Sevmek, aşık olmak bazen aklın ötesinde bir delilik hali olarak tanımlanıyor. Fromm'a göre ise tam tersi. Sevmek son derece aklı başında bir eylem, öyle ki insan aklı başında olduğu için sevdiği insana karşı sorumluluklarını yerine getirmeye çalışıyor, sevmenin gerekliliğini uyguluyor. Bunların yanında karşısındaki insana özgürlük tanıyor, onu bir kukla gibi görmüyor ve en önemlisi sevgide pazarlık olmadığını biliyor. Fromm'da sevmenin tanımının yapıldığı en hoşuma giden kısımlardan biri oldu burası. Sevmek ticari bir anlaşma değil, koşullanmaya indirgenemeyecek kadar kuvvetli ve sahici bir bağ. Hatta o denli kuvvetli ki kişi sevdiği zaman karşısındaki kişiyle ilgili her detay dikkatini çekiyor. Bunu da yoğunlaşma kavramıyla ifade ediyor Fromm. Yani karşımızdaki insanın yalnızca fiziksel olarak yanında olmak sahiden sevmek kavramıyla örtüşmüyor. Çünkü gerçek sevgi ruhsal mevcudiyet ister, karşımızdakine tüm dikkatimizi vermemizi, onu gerçekten dinlememizi ister. Gerçekten sevdiğimiz zaman bilincimiz karşımızdakine odaklanır ve ondaki her detay, her değişiklik dikkatimizi çeker. Yani aslında gerçek sevgi, içsel bağlılıkla karakterizedir.
Kitapta geçen bir diğer dikkatimi çeken ifade ise sevginin çocuksu bir ihtiyaçtan doğmamasına yapılan vurgu. Fromm'a göre sağlıklı sevgi eksiklikten doğmaz, sağlıklı seven insan kimseyi kendinin tamamlayıcısı olarak görmez. Sevmek iki yarım insanın bir olması değil; iki bütün insanın birleşmesi, sevdiğin insanı kendinle bir görmek demek.
Aslında kitap bunlardan ibaret değil. Tanrı sevgisi, anne sevgisi, kardeş sevgisi, kendini sevmek, yanlış anne-baba sevgisinin kişiliğe ve ikili ilişkilere etkisi, sağlıksız sevgi gibi pek çok konuya değiniyor. Sosyolojik unsurlar da dikkat çeken noktalardan biri. Örneğin; kapitalizmin getirdiği kişiler arası suni bağa, tüketim toplumunun sevgiyi metalaştırmasına, çağdaş toplumun sevgi anlayışına, sevginin zaman içinde körelmesine de değinmiş. Ancak Fromm'a göre sevgi yalnızca bir duygu değil bir eylem, bir sanat. Çağdaş dünyadaki sevgi anlayışı sevme sanatının üstüne gölge düşürmüş olsa da hala umut var.