Yazacaklarım fazlasıyla spoiler ve iç dökme içeriyor. Bu kitap bir yabancının, sıradan diyebileceğimiz hayatını, son derece yalın ve çıplak şekilde anlatıyor. Kimi okur için sıkıcı gelebilir fakat benim bir kitaptan beklediğim ne varsa Stoner’da buldum. William Stoner bir çiftçinin oğlu.…devamıYazacaklarım fazlasıyla spoiler ve iç dökme içeriyor.
Bu kitap bir yabancının, sıradan diyebileceğimiz hayatını, son derece yalın ve çıplak şekilde anlatıyor. Kimi okur için sıkıcı gelebilir fakat benim bir kitaptan beklediğim ne varsa Stoner’da buldum. William Stoner bir çiftçinin oğlu. Ailesine karşı gelerek üniversite okumak istediğini söylüyor ve belki de kendi elleriyle bir hapishane yaratıyor kendine. Çünkü ölene kadar o üniversiteden çıkamıyor. Öğrenciliği fena geçmiyor derken bir davette Edith’e aşık oluyor. Bir süre peşinde koştuktan sonra evleniyorlar. Edith ilk başta sevecen biri gibi görünse de William’ın ve daha sonra doğacak kızları Grace’in hayatını cehenneme çeviriyor. Bunu neden yapıyor, anlamak çok güç. Çünkü Stoner mükemmel biri değil fakat ailesine karşı bütün sorumluluklarını yerine getiriyor. Evlilikleri artık sadece Edith’in inadı yüzünden devam ediyor. Tam da bu sırada William bir öğrencisine aşık oluyor. Sanki yeniden doğmuş gibi oluyor bilirsiniz o muhabbeti. Bu durum Edith’le ilişkisine de olumlu yansıyor. Daha az kavga ediyorlar. Ama bu ilişki de uzun sürmüyor. William hızla yaşlanmaya başlıyor, hayatında ilk kez ciddi bir hastalık atlatıyor. İlişki durumları bu şekilde.
Bir de üniversitede yaşadığı ve onu çok etkileyen birtakım olaylar var. Bir doktora öğrencisi William’ın seminerine katılmak için çok ısrarcı oluyor. William da kabul ediyor, ancak bu öğrenciyle aralarında ciddi bir gerilim yaşanıyor. Hatta öyle ki, bu olay büyüyüp William’ın aşk yaşadığı öğrencisiyle ilişkisinin bitmesine sebep olacak. Hem ilişkileri hem de kariyeri başarısızlıkla sonuçlanacak. Emekli olmaya yakın bir zamanda da kanser olduğunu öğrenecek William.
Gençliğinden 60’lı yaşlarında ölümüne kadar hayatına dışarıdan tanık oluyoruz. Dediğim gibi, genel okur için sıkıcı olabilir belki ama kitabın sıradan bir insandan yola çıkıp bir miktar varoluşçulukla birlikte belki de bütün insanların hayatlarının birbirlerinin kopyası olduğunu anlatması benim için çok keyifliydi. Gerçekten de öyle değil mi ama? Uç örnekler dışında herkes aynı hayatı yaşamıyor mu? William bir çiftçiyken hayatından memnun değildi, kurduğu hayalleri gerçekleştirmek için üniversite okudu, sonra ders vermeye başladı. Hayallerini gerçekleştirdi yani, ama yine de mutsuz öldü. Geleceğin insana getirebileceği şeyleri bilip buna rağmen ölçülü şekilde beklentiye girmek gerek sanırım. Çünkü en büyük mutluluklar da geçici, en korkunç acılar da. Hayatın olup olacağı bu kadar yani.