Bekli eleştirilecek ya da beğenilmiyecek yazacaklarım neyse Türk sineması hakkında ki itiraflarim🥲 “Yine bir adam sevdi. Yine kadın acı çekti. Yine müzik çaldı. Yine biz hiçbir şey hissetmedik.” Türk sinemasında bir dönem yükselen ve nedense “sanatsal” ya da “duygu dolu”…devamıBekli eleştirilecek ya da beğenilmiyecek yazacaklarım neyse Türk sineması hakkında ki itiraflarim🥲
“Yine bir adam sevdi. Yine kadın acı çekti. Yine müzik çaldı. Yine biz hiçbir şey hissetmedik.”
Türk sinemasında bir dönem yükselen ve nedense “sanatsal” ya da “duygu dolu” diye yutturulan bazı yapımlar var: Issız Adam, Delibal, Aşk Tesadüfleri Sever… Bunlar ilk bakışta derin bir aşk hikâyesi gibi görünür ama kazıdıkça altından ne edebî bir katman çıkar ne de sinemasal bir cesaret. Hani neredeyse "Spotify listesi + İstanbul sokakları + mutsuz bakışmalar" formülüyle
🤡 Ağlamayı Anlatmak Sanat Değildir
Karakter Derinliği Yerine Karizma Satmak
Bu filmler, karakterleri asla kişilikleriyle değil, playlistleriyle, kitap raflarıyla ya da giydikleri salaş kazaklarla tanımlar. Issız Adam Adnan, bir kadınla ilişki kuramıyor çünkü... çünkü ne? Çocukluğunda ne olmuş? İnandığı ne var? Yok. Ama 70’ler plakları dinliyor diye derin zannediliyor. Oysa duygusal olmak, geçmiş travma demek değildir. Kırılgan olmak = karizmatik değil. İşte bu denklem yıllardır yanlış anlaşıldı.
Kadınların “Aşka Teslim Olan Kurban” Olarak Yazılması
Neredeyse hepsinde kadınlar hikâyeye sadece “erkek karakterin dönüşümüne hizmet etmek” için yazılmış. Ya terk ediliyorlar, ya ölüyorlar, ya hasta oluyorlar. Kadının kendi hikayesi yok, sadece adamın dramına zemin oluşturuyor. Bu artık sadece sinemasal bir sorun değil, ahlaki bir problem.
Gerçek Duygular Yerine Müzik Bandı 😫
Delibal izlerken arkadan müzik çıkınca, bir anda her şeyin duygulu olduğunu sanıyoruz. Halbuki o an yaşanan şeyin dramatik değil; basit, boş, yapay olduğunu göz ardı ediyoruz. Hikâye anlatılmıyor; hissettirilmek istenen şey, müzikle zorlama bir şekilde dayatılıyor.
Bu filmlerin çoğunda aslında bir olay örgüsü yok. Ya da varsa bile, üç paragrafta biten, kolay tüketilen bir hikâye. Ama üzerine bir ton slow motion, gözyaşı, aşk bakışması, belki bir acıklı final… İzleyiciye o acıyı yaşatmaya çalışıyorlar ama içine girince: boşluk.
Issız Adam, Delibal ve benzerleri; sanatı acı dolu bir ambalaja sarıp, içi boş bırakıyor. Gerçek aşkın, gerçek acının, gerçek insanın ne kadar karmaşık, çelişkili ve çırılçıplak olduğunu anlatmak yerine; yakışıklı adam, güzel kız, bir tutam depresyon formülünü tekrar tekrar önümüze koyuyorlar.
Ama bir film ağlatıyorsa değil; düşündürüyorsa kalıcı olur.
Ve bazen en derin his, sessizliktir
Hayırlı geceler millet👧