Ezel Akay'ı pek tanımam ve nedense olumsuz ön yargım da olabilir kendisine, Türkiyeli entelektüellere ve genel olarak Türkiye'de çekilen filmlere. Türkiye filmlerini sadece ticari kaygılarla ve eş-dost oynasın diye çekilen filmlerdir diye düşünürüm. Bu film düşüncelerimin arasından sıyrılıp da izlediğim…devamıEzel Akay'ı pek tanımam ve nedense olumsuz ön yargım da olabilir kendisine, Türkiyeli entelektüellere ve genel olarak Türkiye'de çekilen filmlere. Türkiye filmlerini sadece ticari kaygılarla ve eş-dost oynasın diye çekilen filmlerdir diye düşünürüm.
Bu film düşüncelerimin arasından sıyrılıp da izlediğim en güzel Türk filmi. Konusu, anlattıkları itibarıyla Türk olan bu filmde bana göre değerli ve güzel olan sosyolojiyi ve demografiyi dolaylı bir anlatımla -Karagöz ve Hacivat'tan rol çalmadan- anlatması.
Türkler kılıç kullanmayı bilir ama idare etmesini bilmez. Filmde de Türklerin Anadolu'yu Bursa nezdinde Türkleştirmesine rağmen aslında toplumun kendi yapısını koruyup yine şekillendirdiğine şahidiz.
Hristiyan Rum soylu ve zenginlerinin İslam taklidi yapması, yeni oluşan müslüman sermayesine eklemlenen yenik Bizans soylularının Rum sermayesi, dışlanan ve cahil görünen göçer Türkler, kılıçta mahir ama Anadolu'da yurt tutamamış Moğollar ve yozlaşmış menfaatçi yöneticiler...
Osmanlı bir Balkan devleti ve bürokrasisi Bizans'a aittir.
Tarih derslerinde böyle anlatılmasa da Anadolu'ya önce gelen Türkler devletin tercihiyle İslam'ın daha şeriat kapısıyla kadınlarını evde tutarak geçim kaynağı olarak çiftçilik yapıp vergi verirken Anadolu'ya daha sonra giren Türkler yarı Göktanrı yarı İslam ama tasavvuf kapısıyla kadınlarını bacıyan-u Rum teşkilatının temsiliyle iş hayatına atarken( yani bu gelenek İslamiyet öncesi Türklerin) ve geçimini de meradan yani hayvancılıkla sağlayıp vergiye itiraz ederken aslında Türk toplumunun yaşam tarzı olarak bölünmüşlüğünü, Moğol-Anadolu devlet idaresi çekişmesiyle iki farklı düşünce sisteminin ve yaşam tarzının çatışmasını, müslüman olmuş Anadolu Türk'ünün de göçer Türk'e cahil ve dinsiz diye bakışıyla oluşan bir sınıf farklılığının beyaz ekrana tek düştüğü film bu filmdir.
Aslında Safavi-Osmanlı, Alevi-sünni, göçer çoban Türk-köylü çiftçi Türk gerilimlerinin ve bu gerilimlerin arasında kalan ve sadece hayatta kalmaya çalışıp parasına bakan yenik Rum sermayedar-soylu sınıfının yaşadıklarının temsili hikayesi.
Hacivat ve Karagöz mü? Bu anlatının benim için sadece küçük bir detayı.
Cumhuriyet de Türk'ün kılıçla alıp da yönetimini ve sermayesini zamanla kaybettiği ve başkalaşıp kimliğinden olduğu Osmanlı'daki mevcut durumu sonlandırıp devleti Türk'e verme hamlesi değil de nedir? Türk olmayan, hissetmeyen sermaye grupları kişisel menfaatleri için bizden gibi görünüp bizden olmamışlardı.
Toplumsal yozlaşma da genel olarak şöyle başlar: büyük bir kimlik sorunu ve kendini ait hissedemeyen insan yığınları...
Bu yığınları harekete geçiren tek kavram olan menfaat ve değerleri olmayan, zamanla da değerleri silinen insanlar...
Bu arada film müziklerine de ba-yıl-dım. Yaptıkları işe saygı duydukları için filmde emeği geçen herkese teşekkürler.