Spoiler içeriyor
Mercan,erkek arkadaşı Red ile birlikte Pekin’de yaşamaktadır. Birgün memleketi Taş Köy’den kimin gönderdiği belli olmayan bir bir paket ulaşır eline. Pakette kocaman bir kurutulmuş yılan balığı vardır. Tıpkı Taş Köy’ün gelgitleri gibi davetsizce geliverir çocukluk anıları. Taş Köy tıpkı adında…devamıMercan,erkek arkadaşı Red ile birlikte Pekin’de yaşamaktadır. Birgün memleketi Taş Köy’den kimin gönderdiği belli olmayan bir
bir paket ulaşır eline. Pakette kocaman bir kurutulmuş yılan balığı vardır. Tıpkı Taş Köy’ün
gelgitleri gibi davetsizce geliverir çocukluk anıları.
Taş Köy tıpkı adında olduğu gibi taş evlerden oluşan,az bitki yetişen bir adadır. Halkı kendi tabirleriyle hergün denizin “rahmine” dalar ve deniz kendilerine ne verirse geçimlerini onlarla sağlar. Mazu Niangniang adını verdikleri bir Deniz Tanrıçası’na taparlar. Denizi hem çok severler,hem de ondan çok korkarlar. Deniz Şeytanı alıp götürmesin diye yeni doğan çocuklarına çirkin göbek adları verirler. En ilginci ise herkesin doğduğu gün
mezar yerinin de seçilmesidir.
Mercan,hatta çirkin göbek adıyla “Köpek”, bu adada bir kayıkta doğmuştur. Annesi onu doğururken ölmüştür ve babasını ise hiç tanımamıştır bile. Babası o doğmadan ortadan kaybolmuştur. Mercan,aynı evde yaşadıkları halde birbiriyle iletişimini uzun süre önce kesmiş ninesi ve dedesiyle birlikte büyür.
Genç kadın eline ulaşan paketi kimin gönderdiğini anlamaya çalışırken yeniden yüzeye çıkan çocukluk travmalarıyla yüzleşir.
Ben tamamen mitolojik bir roman okuyacağımı zannediyordum. Ama yukarıda da yazdığım gibi genç bir kadının çocukluk anılarını ve travmalarını anlattığı bir roman çıktı. Buna kötü demiyorum bu arada.
Xiaolu Guo araştırdığım kadarıyla kitaplarından çok belgeselleriyle ünlü bir kadın. Fakat bence yazarlığı da iyiymiş. Kitap güzeldi. Muhteşem diyemem ama kendimi kaptırıp iki günde bitirmişim. İkinci el kitap arayışımda karşıma çıkan bir kitaptı. Okuduğuma pişman olmadım.
Spolu alan***
*
*
Mercan bir istismar mağduru. Böyle bir şeyi hiç beklemiyordum yukarıda da dediğim gibi. Küçükken başına gelenleri okurken sinir krizi geçirdim ve çok üzüldüm. 15 yaşına geldiğinde de okuldan bir öğretmeniyle ilişki yaşıyor…hamile kalıyor vs. Bu belki de çok yalnız olduğu için oluyor. Çünkü o dönem hem dedesini çoktan kaybetmiş oluyor hem de ninesi yeni vefat etmiş oluyor. Yeryüzünde yapayalnız bir çocuk. Annesi yok. Babası kimbilir nerede.
Bu arada kitaptaki her kadın çok acı çekiyor.
Ninesi 12 yaşındayken kendinden 10 yaş büyük bir adamla (dedesi) evlendiriliyor (!) ve onun şiddetine maruz kalıp duruyor. Taş Köylüler’in geleneklerini bilmiyor ve küçük hatalar yapıyor diye kimse onu arasına almıyor.
Hele Oğlan Bekler. Evet,karakterin ismi Oğlan Bekler. Erkek çocuk sahibi olmak isteyen bir ailenin yedinci kız çocuğu Oğlan Bekler. Sadece 7 çocuk doğuran annesinin sırtında bir yük yok. Oğlan Bekler’de de bir yük var. Bu ismi verdikten sonra aileye onun uğur ve bir erkek çocuk getirmesi bekleniyor. Fakat yine bir kız doğuyor. Bu saçma ve cahil inanç başka üzücü bir olayla sonuçlanıyor.
En merak ettiğim şey Mercan’ın babasının adayı apar topar terk etme sebebiydi. Neden gitmiş hiç öğrenemedik.
Mercan’ın,babasıyla yüzleşemeden onu son yolculuğuna uğurlaması ilginç oldu. Hatta gerçek babası mıydı tamamen emin bile olamadı aslında. Sorularına cevap alamasa da,babasıyla ilgili hiçbir şeyi öğrenemese de içindekileri aştı ve önüne bakmayı tercih etti.
O daha çocukluğunda,doğduğu gün seçilen mezara girmeyi reddetmiş bir kadın.
Red ile yeni bir hayata atıldı. Karnındaki bebeğiyle.