Normalde günümüz zamanında çıkan düşük IMDB’li olduğu film afişinden belli olan filmleri izlemek pek tercihim değildir ama film setinde bulununca acaba filmde bulunduğum sahne var mıdır diye kontrol amaçlı bi’ izledim.d Oxford seyahatimde farkında olmadan sahnede bulundum. Bridge of Sighs…devamıNormalde günümüz zamanında çıkan düşük IMDB’li olduğu film afişinden belli olan filmleri izlemek pek tercihim değildir ama film setinde bulununca acaba filmde bulunduğum sahne var mıdır diye kontrol amaçlı bi’ izledim.d
Oxford seyahatimde farkında olmadan sahnede bulundum. Bridge of Sighs köprüsünün fotoğrafını çekerken, filmdeki arabayı da görünce bu estetik anı yakalamak istedim. Tam o esnada yeşil fosforlu ceketli bir adam herkesin durmasını söyleyen bi uyarıda bulundu, ne olduğunu anlayamadan Corey Mylchreest ve Poppy Gilbert yanımdan arabayla geçtiler ama tabiki ben onların olduğunu fark etmedim. Biraz ilerleyince bir sette olduğumu anladım! Queen Charlotte dizisinden tanıdığım Corey Mylchreest karşımda duruyordu, tabi o an şoka girdim. Çünkü herkes o kadar rahattı ki. Çevredeki insanlar hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam ediyorlardı. Tabi bizim ülkemizdeki bazı oyuncuların çapsız egosundan ötürü, oyuncu görünce aşırı heyecanlanma gafletinde bulunmuştum:) Hatta civardaki tek heyecanlanan kişi bendim. Sonra gidip fotoğraf çekilmek istedim ama çok utanıyordum. Tam o esnada setten bir kadın bana uzun uzun baktı, ne olduğunu anlayamadım. Sonra “ah kusura bakma trencin o kadar güzel ki ona bakıyordum” dedi. Britishlerin bakışlarıyla düşünceleri asla uyuşmuyordu! Ben de o an biraz ayar olmuştum ama sonra niyetini söyleyince ben de sıcak bi karşılık verdim. Bu anın gazıyla hemen Corey’in yanına gittim bi’ hayranıyla uzun uzun sohbet ediyor şakalaşıyordu. Ben de alışma turu olsun diye oyuncu olduğunu düşündüğüm Poppy’nin yanına gittim. Hi! Dedim ve bana o kadar sıcak karşılık verdi ki, kocaman bir gülümsemesi vardı. Şok oldum. Bıraksan böyle saatlerce dertleşirdik. Hemen onunla fotoğraf çekilip tekrar Corey’e baktım. Hayranı gitmişti. Ben de utana sıkıla “can we take a photo?” Diye sordum. Sonra hemen elindeki kahveyi asistana verdi “sure!” Dedi. Sonra belimden tuttu!!!!!!!!!!! İçimden çığlıklar filan attım suratım domates gibi oldu. Sonra biraz sohbet edecek kıvamdaydı ama benim ingilizce seviyem A0 olduğu için teşekkür edip uzaklaştım. O kadar şaşırmıştım ki bu olaya ve günüm dehşet güzelleşmişti. Çünkü tek başıma seyahat ediyordum ve biraz modum düşüktü. Öyle işte anlatmak istedim:)
Şimdi filme dönersek Corey’in yakışıklılığını bi kenara bırakacak olursak eğer Dimitri’de bende kebap yediğim için o sahnede çok heyecanlandım. Türk yemeklerini bu kadar güzel tanıtmaları hoşuma gitti <3333 Ondan sonra Cringe komasına girdiğim sahneler oldu ve ben çiftten elektrik alamadım. Bence çok uyuşmamışlar. Netflix sembolü olan lgbt detayından gerçekten bıktım artık. x1.5 da oxford’un güzelliği için izlenir mi, aşırı hayransanız evet. Yoksa gidin daha kaliteli şeyler izleyin. Aslında biraz torpil geçip güzellemem lazımdı sanırım ama n’apim tabiatım böyle:)