Spoiler içeriyor
Görünüşte mükemmel bir hayata sahip olan bir piyano öğretmeninin, bir öğrencisine duyduğu aşk dolayısıyla, kendi gerçekliği ve dış gerçekliğinin bir araya gelip nasıl bir yıkımla sonuçlandığının trajik hikayesi. Karakterin geçmişi doğrudan anlatılmıyor, bu anlatımın bazı küçük sahnelerde anne karakteri dolayısıyla…devamıGörünüşte mükemmel bir hayata sahip olan bir piyano öğretmeninin, bir öğrencisine duyduğu aşk dolayısıyla, kendi gerçekliği ve dış gerçekliğinin bir araya gelip nasıl bir yıkımla sonuçlandığının trajik hikayesi.
Karakterin geçmişi doğrudan anlatılmıyor, bu anlatımın bazı küçük sahnelerde anne karakteri dolayısıyla aktarıldığını görüyoruz. Anne karakterinden anladığımız kadarıyla ana karakterimiz sürekli mükemmele zorlanmış, şekillendirilmiş ve dolayısıyla baskı altında bir hayat geçirmiş orta yaşlı bir kadın. Öyle ki orta yaşlı bir kadın olmasına rağmen hâlâ annesiyle uyuyor, kariyerini onun gözetimi altında şekillendiriyor ve bir nevi yaptığı her şeyden haberi olmasını sağlıyor. Bu durumun ana karakterimiz üzerinde yarattığı pek çok çarpıklık var, bu çarpıklıklar filmde daha çok cinsellik üzerinden aktarılmış. Karakterin bu garip davranışlarıyla mükemmel görünen hayatı arasındaki uçurum, karakterin özfarkındalığıyla birleştiğinde kendisine yabancı bir kişilik ortaya çıkmasını sağlamış. Bu kendine yabancılık, karakterin kendisini toplumdan soyutlamasına ve dolayısıyla mükemmel görünen hayatı ve çarpık hayatı arasındaki denge üzerine kurulu hayatına devam etmesine sebep olmuş, ancak bu şekilde mükemmel görünen hayatına devam edebilmiş. Bu durum, yani karakterimizin mükemmellik ile çarpıklık arasındaki gelgitleri, Jung'un "Hiçbir ağaç göğe kadar uzanamaz, kökleri cehenneme ulaşmadıkça" sözünü hatırlatıyor.
Ancak film ilerledikçe bu durumun, yani mükemmellik ve çarpıklık arasındaki dengenin yeni piyano öğrencisinin karakterimize gösterdiği ilgi dolayısıyla bozulduğunu görmeye başlıyoruz. Uzunca bir süre kendine çizilen ve sonrasında kendine çizdiği sınırlar içerisinde yaşamak durumunda kalan karakterimizin kendisine büyük bir tutkuyla yaklaşan genç öğrencisine karşı yavaş yavaş açılmaya başlaması oldukça trajik, bir o kadar da güzeldi. Kendisi oldukça soğuk ve kapalı bir kadın olsa da duymaya başladığı aşkın, kendi çarpıklığıyla birleşerek bu denli büyük bir tutku yaratması, bana aşkın bambaşka bir formunu gösterdi ve bu filmle alakalı en çok sevdiğim kısım bu oldu. Bu yüzden film için çok kısa bir açıklama yapacak olsam muhtemelen "Çarpık bir aşk hikayesi" derdim.
Filmin ilerleyen kısımlarında ise karakterimizin kendini piyano öğrencisine yavaş yavaş açmaya, nihayetinde kabule ve sevilmeye olan ihtiyacı karşısında, öğrencisinin ilgi duyduğu kadının gerçekliğinin farkına varmasının, aralarındaki tutkunun yavaş yavaş kaybolmasına vesile olarak duygusal bir çöküşe yol açtığını izliyoruz. İlgi duyduğu genç adamın onun için sadece aşkı değil, kabulü ve sınırları kırmayı da ifade ettiğini gördüğümüz karakterin, aralarındaki tutkunun ölmemesi için verdiği trajik uğraşının da pek bir anlam ifade etmediğini izledikten sonra, nihayetinde karakterimizin final sahnesindeki kararına vardığını görüyoruz.
Yukarıda bahsettiklerim dışında film hakkında sevdiğim bir başka konu, bazı sahnelerin neredeyse bir tablo kadar güzel olması. Özellikle filmin kapağında da bulunan sahne, şu ana kadar izlediklerim arasında gördüğüm en güzel sahnelerden birisi, benim için kelimelerle anlatmanın mümkün olmadığı bir tutkuyu ifade ediyor.